DOLAR
Alış: 45.59
Satış: 45.78
EURO
Alış: 53.08
Satış: 53.29
GBP
Alış: 61.41
Satış: 61.87
Yorgun bir baba akşam saat 8’de eve döndü
Bölüm 1
Mehmet Yılmaz’ın ayaklarının altındaki zemin, komşuları Emine teyzenin kapısının önünde durup şu sözleri söylemesiyle adeta kaydı:
“Abi, evinizden kızınızın çığlıkları geliyor.”
Mehmet elindeki yemek kutusunu ve demir anahtarlığını sıkıca kavradı. Saat akşam sekize yaklaşıyordu. Şehrin dışındaki büyük bir inşaat şantiyesinden yeni dönmüştü. Üzerinde çimento tozu vardı, gözleri yorgundu ve aklında tek bir şey vardı: eve gidip yemek yemek, duş almak ve uyumak.
—Emine teyze, yanlış duymuş olmalısınız —dedi sesi kısık bir şekilde— O saatlerde evde kimse olmaz.
Emine teyze doğrudan gözlerinin içine baktı.
—O zaman evinizin içinde ne olduğunu siz hiç bilmiyorsunuz demektir.
Bu cümle Mehmet’in yüzüne atılmış bir tokat gibi çarptı.
43 yaşındaydı. Ona göre iyi bir baba olmak; kirayı zamanında ödemek, marketi doldurmak, kızının okul ücretini yatırmak ve ay sonunda eve para bırakmaktı. Eşi Zeynep bir diş kliniğinde resepsiyonda çalışıyordu. 15 yaşındaki kızları Defne ise şehrin iyi bir özel okulunda okuyordu.
Son aylarda Defne değişmişti. Eskiden sürekli güler, salonda şarkı söyler, pazar günleri babasını zorla sokak simidi yemeye götürürdü. Şimdi ise tabağını yarım bırakıyor, odasının kapısını kapatıyor ve her soruya aynı cevabı veriyordu:
“İyiyim.”
Mehmet kendini avutuyordu: “Ergenlik dönemi.”
O gece Mehmet, Emine teyzenin sözlerini Zeynep’e anlattı. Zeynep yorgun bir şekilde çantasını koltuğa fırlatıp dedi ki:
—İnsanların boş vakti çok, laf üretiyorlar. Defne büyüyor, biraz huysuzluk normal.
Mehmet inanmayı seçti. Çünkü inanmak daha kolaydı.
Ama iki gün sonra Emine teyze yeniden kapıda belirdi. Bu kez yüzü bembeyazdı.
—Bugün ses daha da yüksekti. Kız ağlıyordu. “Lütfen beni bırakın” diyordu. Siz babasınız, gidip bakın.
O gece Mehmet Defne’nin odasına girdi. Defne yatakta oturuyordu, kulaklarında kulaklık vardı ama müzik çalmıyordu.
—Her şey yolunda mı kızım?
—Evet baba, her şey normal.
“Normal” kelimesi o gün Mehmet’e yalan gibi geldi.
Ertesi sabah Mehmet işe gidiyormuş gibi yaptı. Kaskını aldı, Zeynep ve Defne’ye normal şekilde veda etti. Defne okul üniformasını giyip dışarı çıktı. Zeynep de kliniğe gitti. Mehmet motosikletini biraz ileride park etti, sonra sessizce geri dönüp evin arka sokaklarından içeri girdi.
Sessizce eve girdi. Ev boştu. Mutfak, salon, teras ve odaları kontrol etti. Hiçbir şey yoktu. Kendi kızından şüphe ettiği için kendinden utandı.
Sonra bir anlığına aklına saklanmak geldi. Yatak odasına girip yatağın altına saklandı.
Yaklaşık 20 dakika sonra ana kapı açıldı.
Hafif adımlar merdivenlerden yukarı çıktı. Oda kapısı açıldı. Yatak hafifçe çöktü.
Önce ince bir hıçkırık duyuldu. Sonra bir tane daha. Ardından aynı kırık ses:
—Lütfen… artık yeter.
Mehmet’in kanı dondu.
Defne okulda olması gerekirken odadaydı ve sanki görünmez bir el boğazını sıkıyormuş gibi ağlıyordu. Yatağın altından sadece titreyen beyaz okul ayakkabılarını görebiliyordu.
Defne mırıldandı:
—Kaybetmeyeceğim… beni yok etmelerine izin vermeyeceğim.
Ve sonra hıçkırarak ağlamaya başladı.
Mehmet o anda bunun inatçı bir ergen meselesi olmadığını, kendi evinin içinde büyüyen korkunç bir gerçeği açığa çıkardığını anladı.
Ama Defne’nin ağzından çıkacak bir sonraki cümle, onu içeriden tamamen yıkacaktı…
Bölüm 2
Defne aşağı indiğinde Mehmet sessizce onun arkasından gitti. O ise kanepede dizlerini karnına çekmiş, oturuyordu. Gözleri kıpkırmızıydı, yüzü solgundu. Mehmet karşısına çıktığında Defne korkuyla ayağa kalktı.
—Baba… sen?
Mehmet bağırmadı. Boğazı düğümlenmişti.
—Neden okula gitmedin?
Defne dudaklarını ısırdı.
—Gittim… sonra geri geldim.
—Neden?
Uzun süre sustu. Sonra zorla konuştu:
—Okulda bana işkence ediyorlar.
“İşkence” kelimesi bile yaşadıklarının yanında küçük kalıyordu.
Önce defterleri saklandı. Sonra çantasına kirli kâğıtlar koydular. Ardından fotoğraflarını düzenleyip okul grubunda paylaştılar. Sırasına “Buradan git” yazdılar. Ayakkabılarına iğne koydular. Koridorda kızlar güldü, erkekler video çekti, öğretmenler ise başka tarafa baktı.
—Kim yapıyor bunu?
Defne zorla fısıldadı:
—Ece Demir.
Onun annesi okulda Türkçe öğretmeniydi: Elif Demir.
Mehmet’in yüzü sertleşti. Bu isim geçmişten gelen bir zehir gibiydi.
Zeynep eve geldiğinde her şey anlatıldı. Defne, öğretmenine şikâyet ettiğini söylediğinde Elif Hanım’ın “Benim kızım öyle şey yapmaz, dikkat çekmek istiyorsun” dediğini anlattı. Ondan sonra her şey daha da kötü olmuştu.
Ece, Defne’ye “ceza gördüğünü” söylüyordu. Çünkü babası, annesinin hayatını mahvetmişti.
Zeynep, Mehmet’e baktı. Mehmet başını eğdi.
Evliliklerinden önce Elif, Mehmet’in hayatındaydı. Bitmemiş, yarım kalmış bir ilişki… korkaklıkla koparılmıştı. Ama şimdi o geçmişin yükü bir çocuğun üzerine yıkılıyordu.
Ertesi gün okula gittiler.
Müdür, Elif ve Mehmet aynı masadaydı.
Mehmet tüm delilleri masaya koydu.
Elif hafifçe gülümsedi.
—Çocuklar abartıyor olabilir.
Sonra eğilip alçak sesle ekledi:
—Elinizde benim bir şey yaptığımı kanıtlayacak hiçbir şey yok.
O an Mehmet anladı… gerçek savaş şimdi başlıyordu.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Diğer Galeriler
-
Uçakta yanımda oturan adam kilom yüzünden hiç çekinmeden beni aşağıladı
-
“Kocam bana evi onun üzerine yapmamı ‘aşk için’ istedi…
-
O metal kapağı bulduğum gecenin ertesinde gözümü bile kırpmadım.
-
Kocam dışarıda beklerken, görümcem beni hastanenin bodrum katındaki merdivenlerden itti
-
Yorgun bir baba akşam saat 8’de eve döndü
-
“Eğer karım olacaksan, benim evimde itaat etmeyi öğreneceksin!” dedi Daniel…
