DOLAR
Alış: 48.67
Satış: 48.87
EURO
Alış: 55.88
Satış: 56.10
GBP
Alış: 65.03
Satış: 65.52
YOKSUL BİR ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİSİ, YAŞLI BİR KADININ EVİNİ AYLARCA TEMİZLEDİ AMA TEK KURUŞ BİLE ALAMADI… KADIN ÖLDÜKTEN SONRA KENDİSİNE BIRAKILAN MEKTUBU AÇTIĞINDA OLDUĞU YERDE DONUP KALDI.
“Zarfı açtım. İçinden katlanmış iki sayfa, eski bir fotoğraf ve üzerinde bir avukatlık bürosunun adı bulunan resmi bir belge çıktı. İlk satırı okuduğum anda elim titremeye başladı.”
Mektubun başında şunlar yazıyordu:
“Sevgili Baran, bu satırları okuyorsan artık sana yüz yüze anlatmaya cesaret edemediğim gerçeği öğrenme zamanı gelmiş demektir. Öncelikle senden özür dilemeliyim. Sana aylarca ödeme yapmadım. Bunun nedeni parasız olmam değildi.”
O cümleyi üç kez okudum.
Kaşlarımı çatarak etrafıma baktım. Sanki Süheyla Hanım birazdan mutfaktan çıkıp bunun kötü bir şaka olduğunu söyleyecekmiş gibi hissettim.
Mektubu okumaya devam ettim.
“Beni ilk gördüğünde yoksul ve kimsesiz bir kadın olduğumu düşündüğünü biliyorum. Sana özellikle böyle görünmek istedim. Çünkü hayatım boyunca paranın insanların gerçek yüzünü nasıl değiştirdiğini gördüm.”
Elimdeki resmi belgeyi masaya bıraktım.
Kalbim giderek daha hızlı atıyordu.
Mektupta Süheyla Hanım, yıllar önce eşiyle birlikte küçük bir tekstil atölyesi kurduklarını yazıyordu. Atölye zamanla büyümüş, daha sonra sattıkları arsa ve dükkânlarla hiç beklemediğim kadar büyük bir birikime sahip olmuşlardı.
Ama çocukları büyüdükçe evdeki huzur bozulmuştu.
Babaları öldükten sonra iki büyük çocuğu, Süheyla Hanım’ın mal varlığıyla ilgilenmeye başlamıştı. Onu görmek için gelmek yerine hangi evin kime kalacağını konuşuyor, telefonda sürekli vekâlet vermesini istiyorlardı.
En küçük oğlu Yalın ise diğerlerinden farklıymış.
Annesinin parasına hiç dokunmamış.
Hatta kardeşleriyle tartıştığı için aileden uzaklaşmış.
Tam o sırada fotoğrafı tekrar elime aldım.
Genç bir adam, Süheyla Hanım’ın yanında durmuş gülümsüyordu.
Fotoğraf eskiydi ama adamın gözleri tuhaf biçimde tanıdık geliyordu.
Altına küçük harflerle bir tarih ve isim yazılmıştı:
“Yalın – 2004.”
Boğazım düğümlendi.
Babamın adı Yalın değildi.
En azından bana hayatım boyunca söylenen isim o değildi.
Ben babamı hiç tanımamıştım.
Annem, ben üç yaşındayken babamın bizi terk ettiğini söylemişti. Bir daha da konuyu açmamıştı.
Mektubun sonraki satırına geçtiğimde nefesim kesildi.
“Baran, Yalın benim oğlumdu. Ve sen onun oğlusun.”
Sandalyeden kalktım.
Birkaç saniye boyunca odanın içinde amaçsızca dolaştım.
“Hayır,” diye fısıldadım.
Bu mümkün değildi.
Telefonumu alıp annemi aramak istedim ama ellerim o kadar titriyordu ki ekranı açamadım
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Diğer Galeriler
-
Yıllarca beni evlatlıktan reddeden babam vefat etti
-
KOMŞUM BAHÇEMDEKİ BÜTÜN MEYVELERİ TOPLAYIP GÖTÜRDÜ
-
82 YAŞINDAYIM, TEKERLEKLİ SANDALYEYE MAHKUMUM. BİR SABAH OĞLUM KARŞIMA GEÇİP, “ANNE, ARTIK BİZE YÜK OLUYORSUN. SENİNLE DAHA FAZLA İLGİLENEMEM,” DEDİ
-
YOKSUL BİR ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİSİ, YAŞLI BİR KADININ EVİNİ AYLARCA TEMİZLEDİ AMA TEK KURUŞ BİLE ALAMADI… KADIN ÖLDÜKTEN SONRA KENDİSİNE BIRAKILAN MEKTUBU AÇTIĞINDA OLDUĞU YERDE DONUP KALDI.
-
ÜÇ OĞULDAN SONRA KOCAM SONUNDA KUCAĞIMA BİR KIZ BEBEK VERDİ
-
Arap milyonerle evlendi
