DOLAR
Alış: 45.83
Satış: 46.02
EURO
Alış: 53.23
Satış: 53.45
GBP
Alış: 61.54
Satış: 62.00
Yetmiş bir yaşındaki bir dul kadınla para ve başımı sokacak bir çatı uğruna evlendim
Bölüm 2
Mesajı tekrar tekrar okudum.
“Her şey yolunda. O gidince köşeyi döneceğim.”
Kalbim sıkıştı.
Bu, Murat’a gönderdiğim mesajın ta kendisiydi.
Kimsenin görmediğini sandığım mesaj.
Ellerim titremeye başladı.
— Bunu… nasıl buldu?
Ahmet Bey hemen cevap vermedi.
Sessizce kutunun içinden başka bir zarf çıkardı.
Üzerinde şu yazıyordu:
“Emre’ye.”
Zarfı açtım.
İçindeki yazıyı hemen tanıdım.
Elif’in el yazısıydı.
“Emre,
Eğer bu satırları okuyorsan, artık bu dünyada değilim demektir.
O mesajı biliyordum.
Benimle aşk için evlenmediğini de biliyordum.
Bunu ilk günden anlamıştım.”
Donup kaldım.
Sanki odadaki bütün hava çekilip gitmişti.
Okumaya devam ettim.
“Benim yaşlı olduğum için hiçbir şeyi anlamadığımı mı sandın?
Yetmiş yıldan fazla yaşadım.
İnsanların gözlerindeki açgözlülüğü de gördüm, sevgiyi de, korkuyu da.
Senin içindeki çıkarı ilk gün fark ettim.
Ama başka bir şey daha gördüm.
Aç bir genç adam gördüm.
Umutsuz bir genç adam gördüm.
Hayatın dibine vurmuş bir genç adam gördüm.”
Gözlerim dolmaya başladı.
“Sen kötü biri değildin, Emre.
Sadece kendini kaybetmiş biriydin.”
Mektubu dizlerimin üzerine bıraktım.
Ahmet Bey sessizce bekliyordu.
Derin bir nefes alıp devam ettim.
“Senin hakkında araştırma yaptım.
Üniversiteyi hasta annenle ilgilenmek için bıraktığını öğrendim.
Annen öldükten sonra hastane borçlarını ödemek için sahip olduğun her şeyi sattığını da.
Borçlarının sebebi kumar ya da alkol değildi.
Sevdiğin bir insanı kurtarmaya çalışmandı.”
Boğazım düğümlendi.
Bunları ona hiç anlatmamıştım.
Hiç kimseye anlatmamıştım.
Sonraki satırda şunlar yazıyordu:
“Bu yüzden sana bir şans vermeye karar verdim.”
Kaşlarımı çattım.
Bir şans mı?
Kutuda başka ne vardı?
Ahmet Bey kalın bir dosya çıkardı.
— Buna bakmalısın.
Dosyayı açtım.
İçinde bir şirketin kuruluş belgeleri vardı.
Küçük bir el sanatları işletmesi.
Gözlerim bir satırda takılı kaldı.
Şirket sahibi: Emre Yılmaz.
Şaşkınlıkla başımı kaldırdım.
— Bu da ne?
Ahmet Bey hafifçe gülümsedi.
— Altı ay önce bu şirketi Elif Hanım kurdu.
— Bu imkânsız.
— Ve bütün hisselerini sana devretti.
Kulaklarıma inanamadım.
— Ama bana evi bırakmadı.
— Doğru.
— Parasını da bırakmadı.
— Doğru.
— O zaman neden?
Ahmet Bey gözlerimin içine baktı.
— Çünkü sana kimsenin elinden alamayacağı bir şey bırakmak istedi.
Dosyaya tekrar baktım.
İçinde iş planları vardı.
Müşteri listeleri vardı.
İmzalanmış sözleşmeler vardı.
İki yıl boyunca işletmeyi ayakta tutacak sermaye bile hazırlanmıştı.
Her şey eksiksizdi.
Sanki Elif aylarca benim geleceğimi inşa etmişti.
Kutunun en altında son bir mektup daha vardı.
“Emre,
Sana para bıraksaydım, belki harcayıp bitirecektin.
Sana evi bıraksaydım, belki satacaktın.
Ama sana bir fırsat bırakıyorum.
Çünkü olabileceğin adamı hâlâ görebiliyorum.
Ben hiçbir zaman genç bir kocaya ihtiyaç duymadım.
Sadece bu dünyadan ayrılmadan önce bir insana daha yardım etmek istedim.”
Artık gözyaşlarımı tutamıyordum.
Annem öldüğünden beri ilk kez ağlıyordum.
Bir çocuk gibi.
Utançtan ağlıyordum.
Pişmanlıktan ağlıyordum.
Bir zamanlar ölmesini beklediğim kadın için ağlıyordum.
Üç yıl sonra…
O küçük el sanatları atölyesi artık başarılı bir şirkete dönüşmüştü.
Yirmi üç kişi orada çalışıyordu.
Çalışanların yarısı bir zamanlar benim gibi evsiz ya da işsizdi.
Her ay kazancımızın bir kısmını ihtiyaç sahiplerine ayırıyorduk.
Tıpkı Elif’in yaptığı gibi.
Bir ilkbahar öğleden sonrası, elimde beyaz çiçeklerle mezarlığa gittim.
Mezarının önüne oturdum.
— Elif… bugün şirket tarihindeki en büyük sözleşmeyi imzaladık.
Ağaçların arasından hafif bir rüzgâr geçti.
Gülümsedim.
— Sanırım artık anlıyorum.
Neden bana para bırakmadığını anlıyorum.
Neden beni affettiğini anlıyorum.
Neden herkes benden vazgeçmişken içimdeki iyiliği görebildiğini anlıyorum.
Çiçekleri mezar taşının önüne bıraktım.
Tam o sırada daha önce hiç fark etmediğim bir yazı gördüm.
Mezar taşının altına küçük harflerle şu cümle kazınmıştı:
“Gerçek zenginlik, öldüğünde yanında götürdüklerin değil; başkalarının kalbinde bıraktıklarındır.”
Parmaklarımı yazının üzerinde gezdirdim.
Sonra ayağa kalktım.
Yıllardır ilk kez içimde suçluluk yoktu.
Sadece minnettarlık vardı.
Çünkü bir zamanlar yalnızca bir çatı bulmak için evlendiğim kadın…
Bana sonunda yepyeni bir hayat vermişti.
Ve bıraktığı en büyük miras da buydu.
SON
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Diğer Galeriler
-
Kayınpederin Ders Verme Yöntemi
-
Kocam beni 3 saat boyunca dövdü ve bodrumda ölüme terk etti
-
Milyoner, Kendi Saat Mağazasına Fakir Bir Müşteri Kılığında Girdi
-
Yetmiş bir yaşındaki bir dul kadınla para ve başımı sokacak bir çatı uğruna evlendim
-
Erkek arkadaşım bana “itaat etmeyi öğretmek” için beni pijamalarımla evin dışında kilitledi
-
Yırtık ayakkabılı çocuk “Babam orgeneral” dedi, öğretmen tüm sınıfın önünde defterini yırttı
