Ana Sayfa 14.10.2026

Yedi Yaşındaki Torunum, Dedesiyle Bir Daha Yalnız Kalmak İstemediğini Söyledi.

1 / 2

“Hale, o adam Ayaz için gelmedi. Buraya gelmeden önce sana anlatmam gereken bir şey var.”

Tam o anda dış kapının zili çaldı.

Şükrü merdivenlere yöneldiğinde kolundan tuttum. Elli yıla yakın evliliğimizde ilk kez ondan değil, onun sakladıklarından korkuyordum.

“Kapıyı ben açacağım,” dedim.

Karşımda okul fotoğrafındaki adam duruyordu. Kırk yaşlarına yaklaşmıştı. Elinde yıpranmış bir dosya, yüzünde uzun zamandır uykusuz kalmış insanların taşıdığı o solgun ifade vardı. Bana bakarken gözleri doldu.

“Ben Hale’yle görüşmek istiyorum.”

“Benim,” diyebildim.

Şükrü arkamdan seslendi.

“Buraya gelmemen gerektiğini söylemiştim!”

Adam başını çevirmedi bile.

“Bana kırk yıl boyunca söylenenleri dinledim. Bir kez de gerçeği dinlemek istiyorum.”

Bacaklarımdan güç çekildi. Kapıyı ardına kadar açtım. Adam içeri adım attığında bakışları koridor duvarındaki aile fotoğrafına kaydı. Kızım, Ayaz, Şükrü ve ben gülümsüyorduk. Fotoğraf geçen bayram çekilmişti. Şükrü herkese sarılmış, dünyanın en güvenilir dedesi gibi gülümsemişti. O gülümsemenin ardında neler sakladığını düşünmek midemi bulandırdı.

“O küçük çocuk…” diye mırıldandı. “Fotoğraflarınızda gördüğümden daha çok benziyormuş bana.”

“Okuluna neden gittin?” diye sordum sertçe.

“Bazen torununuzu oradan aldığınızı öğrendim. Sizinle karşılaşmak istedim. Çocuğa yaklaşmadım. Orada beklemem yanlıştı, özür dilerim.”

Bu cevabı içime sindiremedim ama en azından Ayaz’a zarar vermek istemediğini anladım. Onu salona aldım. Şükrü kapının yanında kalmış, kaçacak yer arar gibi çevresine bakıyordu.

Adam dosyasından sararmış bir kâğıt çıkardı.

“Beni büyüten kadın geçen kış öldü. Ölmeden önce bunu verdi. Doğduğum hastanenin adını, bir tarihi ve sizin adınızı yazmış.”

Kâğıdı elime aldım. Tarih, yıllardır zihnimden silemediğim gündü. Hastane odasının floresan ışığı gözümün önüne geldi. Uyandığımda bebek ağlaması duyduğumu söylemiş, hemşirenin bunun başka bir odadan geldiğine inanmıştım. Sonraki yıllarda her bebek sesi işittiğimde o anı hatırlardım. Şimdi hatıram bile sorguya çekilmiş gibiydi.

“Bana oğlumun öldüğünü söylediler,” dedim. “Bu ne demek oluyor?”

Şükrü sandalyeye çöktü.

“Oğlumuz ölmedi, Hale.”

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

1 / 2
Tema Tasarım |