- Sisli bir salı sabahı, merhum eşim Sevgi’den kalan Sapanca Gölü kıyısındaki ahşap evimize doğru yola çıktım. Sevgi’yi kaybedeli üç yıl olmuştu ama o göl evi, anılarımızın taptaze durduğu tek sığınağımdı. Çatıdaki ufak bir su sızıntısını tamir etmek için bahçeye girdiğimde, gözlerime inanamadım: Kapının önünde devasa bir nakliye kamyonu duruyordu. Aracımdan indiğimde, damadımın babası Görkem Bey verandada soğuk içeceğini yudumluyor, eşi Bedia ise içeriye koliler taşıyordu. Ne olduğunu sorduğumda Görkem gayet rahat bir tavırla, “Oğlumuz Şahin şifreyi bize verdi Reşat. Zaten bu ev yakında onların olacak, biz de emekliliğimizi burada geçireceğiz,” dedi. Kapıya yaklaştım; Sevgi’nin doğum günü olan kilit şifresi silinmiş, yerine damadımızın telefon numarasının son haneleri yazılmıştı. Mülkiyeti tamamen bana ait olan aile vakfının evine zorla girmeye çalışıyorlardı. Zaman kaybetmeden jandarmayı arayıp mülküme izinsiz girildiğini bildirdim. Kısa süre sonra jandarma ekipleri olay yerine geldi. Ben tapu kayıtlarını ve mütevelli heyeti belgelerini gösterirken, Görkem cebinden katlanmış bir kâğıt çıkardı. Bu, tapunun Şahin ve kızıma devredildiğini gösteren bir feragat belgesiydi. Belgenin altındaki imzalara baktığımda dehşete düştüm: Üç yıl önce toprağa verdiğim eşim Sevgi’nin imzası, altı ay önce atılmış gibi belgeye taklit edilerek eklenmişti!
- O sırada aile avukatım Emel Hanım aradı. Şahin’in bu sahte tapuyu ipotek göstererek bankadan 3,2 milyon lira kredi çekmeye çalıştığını ve işlemi son anda durdurduklarını söyledi. Çok geçmeden kızımla damadım araçlarıyla çıkageldi. Kızım Hande gözyaşları içinde, Şahin’in kendisine “ileride ev senin olsun diye formalite kâğıdı” diyerek içeriğini okutmadan bir belge imzalattığını itiraf etti. Şahin ise pişkince eşimin burayı her zaman kızıma bırakmak istediğini savundu. Ancak asıl kumpas, avukatımın damadımın bilgisayar kayıtlarını incelemesiyle ortaya çıktı. Şahin sadece sahte tapu düzenlememişti; bir buçuk yıl önce vefat eden aile doktorumuzun antetli kâğıdını taklit ederek benim hakkımda “akıl sağlığı yerinde değildir” raporu hazırlamıştı. Amacı beni vasi altına aldırıp, göl evini ve etrafındaki vadiyi dev bir inşaat firmasına 18 milyon liraya satmaktı! Görkem ve Bedia’nın mesajlaşmalarında, “Eğer Reşat zorluk çıkarırsa akıl sağlığı raporunu devreye sokarız” yazdığını gördüğüm an, arkamdan kurulan kumpasın ne kadar kan dondurucu olduğunu anladım.Jandarma ekipleri sahte belgelere el koyarak Görkem ve eşine mülkü derhal terk etme talimatı verdi. Kızım Hande, kocasının nasıl bir canavara dönüştüğünü görerek onunla gitmeyi reddetti ve benimle kaldı. Ertesi hafta Cumhuriyet Başsavcılığı geniş çaplı bir soruşturma başlattı. Mali şube ekipleri Şahin’in ofisinde yaptıkları aramada eşim Sevgi’nin taranmış imza örneklerini, sahte doktor raporlarını ve rüşvet verilen noter kâğıtlarını ele geçirdi. Niyetleri sadece evimi almak değil, beni hukuki olarak yok etmekti. Yargılama sonucunda Şahin; nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik ve kimlik hırsızlığından ağır hapis cezasına çarptırıldı. Babası Görkem suça iştiraktan adli kontrol ve ağır para cezası alırken, kandırıldığı kanıtlanan annesi Bedia beraat etti. Kızım Hande ise cezaevi yolculuğu başlamadan önce evliliğini tek celsede bitirdi. Aradan geçen üç yılda Hande ile birlikte yaralarımızı sardık. Kızım hukuk ve finans eğitimleri alarak kendini geliştirdi, bir daha asla okumadığı bir belgeye imza atmayacağına ant içti. Ancak bir yağmurlu kasım gecesi geçmişin gölgesi yeniden kapımıza dayandı. İnşaat holdinginin temsilcisi Doğan Bey, elinde evrak çantasıyla göl evine geldi. Bu kez yasal yollardan geldiklerini söyleyerek önüme tam 40 milyon lira nakit teklif koydu. Eğer evi satmazsak, arazimizin hemen yanına şantiye yolu kuracaklarını ve huzurumuzu tamamen kaçıracaklarını ima etti. Doğan Bey’in tehditkâr teklifine karşı kızım Hande ile birbirimize baktık. Eşim Sevgi ile 2011 yılında aldığımız unutulmuş bir karar aklımıza geldi. O yıl eşimle birlikte, arazimizin güney sınırındaki beş dönümlük sulak alanı devlete “Korumalı Kuş Cenneti ve Doğal Yaşam Alanı” olarak tescil ettirmiştik. Gülümseyerek Doğan Bey’e döndüm: “O şantiye yolunu yapmayı düşündüğünüz bölge devlet koruması altındaki sulak alandır. Tek bir çivi çakarsanız sizi mahkemelerde yıllarca uzatırız.” Holding temsilcisi neye uğradığını şaşırarak masadan kalkmak zorunda kaldı. Hande ise 40 milyon liralık satın alma sözleşmesini şöminedeki ateşin içine attı. Sahte imzalar ve milyon liralık teklifler, Sevgi’nin hatıralarının yanında küle döndü. Bahar geldiğinde Sapanca Gölü kıyısındaki evimizin iskelesini kendi ellerimizle tamir ettik. Hande hayatını düzene soktu, yeniden evlendi ve bir kız çocuğu dünyaya getirdi. Adını Sevgi koyduk. Eşimin yeşil yağmurluğu hâlâ kapının arkasındaki ahşap askıda duruyor; torunum Sevgi ise bahçede neşeyle koşuyor. Büyük kumpaslar ve sahte imzalar evimizi elimizden almaya yetmedi. Çünkü bir miras, hileyle ele geçirilen bir mal değil; sevgiyle devredilen bir gelecektir. Şifresi değişmeyen o kapı, hâlâ bizim evimiz.

