- Noel’e yalnızca bir hafta kalmıştı. Ceylan Hanım, mutfakta kahve hazırlarken salondan gelen kızının telefon konuşmasını istemeden duydu. Kızı Aylin, eşi Mert ile birlikte tatil planı yapıyordu. “Sekiz çocuğu da anneme bırakırız,” dedi rahat bir sesle. “Zaten yapacak başka bir işi yok. Biz de otele gider, sonunda huzurlu bir Noel geçiririz.” Ceylan Hanım elindeki kahve fincanıyla olduğu yerde kaldı. Aylin, sahil kenarındaki otelin çoktan ayarlandığını anlatıyordu. Ceylan Hanım’ın oğlu Rıza ile eşi Leyla da yıllardır gitmek istedikleri bir tatil köyünde yer ayırtmıştı. Bu sırada Aylin’in üç, Rıza’nın ise beş çocuğu Noel boyunca büyükannelerinin yanında kalacaktı. Üstelik aileye göre Ceylan Hanım hediyeleri çoktan almış, on sekiz kişilik yemeğin ücretini ödemişti. Çocukların ebeveynleri yalnızca Noel günü gelecek, yemeklerini yiyecek, hediyelerini açacak ve yeniden ayrılacaktı. Bu plan onlar için kusursuzdu. Fakat hiç kimse Ceylan Hanım’a fikrini sormamıştı. Altmış yedi yaşındaki dul kadın, dikkatle yönettiği emekli maaşıyla yaşıyordu. Torunlarını çok seviyor, onlara kitap okuyor, okul etkinliklerine katılıyor ve uzun hikâyelerini sabırla dinliyordu. Ancak onları sevmesi, ailesinin ücretsiz çocuk bakıcısı olmayı kabul ettiği anlamına gelmiyordu.
- Yatak odasına çıktığında duvarlardaki aile fotoğraflarına baktı. Neredeyse her karede vardı. Birinde bebek tutuyor, diğerinde pasta taşıyor, başka birinde yemek servis ediyor veya süsleme yapıyordu. Her zaman oradaydı ama çoğu zaman bir aile bireyi olarak değil, işleri tamamlayan kişi olarak görülüyordu. Dolabında sekiz torunu için aylar boyunca seçtiği hediyeler bulunuyordu. Eğitici oyuncaklar, kitaplar, kışlık kıyafetler ve çocukları sevindirecek başka şeyler için bin iki yüz dolardan fazla harcamıştı. Şifonyerinin üzerinde ise on sekiz kişilik Noel yemeği için ödediği dokuz yüz on iki dolarlık fiş duruyordu. Bu masrafları ona kimse zorla yaptırmamıştı. Ceylan Hanım, bir annenin sevgisini vermekle göstermesi gerektiğine inanmıştı. Fakat geçmiş yılları hatırladığında acı bir düzen fark etti. Geçen Noel iki gün boyunca yemek hazırlamıştı. Aylin ve Mert geç gelmiş, hızlıca yemeklerini yiyip arkadaşlarıyla buluşmak için ayrılmışlardı. Rıza ile Leyla biraz daha kalmış, ancak çocukları gece yarısından sonraya kadar büyükannelerine bırakmışlardı. Yatakları hazırlayan, çocukları yıkayan, tartışmalarını çözen ve onları uyutana kadar bekleyen hep Ceylan Hanım olmuştu. Doğum günlerinde ve aile toplantılarında da aynı şey yaşanıyordu. O yemek yapıyor, temizlik yapıyor ve çocuklarla ilgileniyordu. Diğer herkes eğleniyordu. Fakat Ceylan Hanım’ın kendi doğum günü geldiğinde kimse hatırlamamıştı. Aylin üç gün sonra aramış, Rıza ise iki hafta sonra kısa bir mesaj göndermişti. Ne bir ziyaret ne pasta ne de küçük bir kutlama olmuştu. O gün gerçeği açıkça gördü. Ailesi onun cömertliğini artık sevgi olarak değil, kendiliğinden sunulan bir hizmet olarak görüyordu. Yakın arkadaşı Pelin daha önce onu Karadeniz kıyısındaki sakin bir kasabada Noel tatili yapmaya davet etmişti. Ceylan Hanım ailesine karşı sorumluluğu olduğunu düşündüğü için teklifi reddetmişti. Fakat bu kez Pelin’i aradı. “Davetin hâlâ geçerli mi?” diye sordu. Pelin hiç tereddüt etmeden onu beklediğini söyledi. Ertesi sabah Ceylan Hanım marketi arayarak Noel yemeği siparişini iptal etti. Ardından bütün hediyeleri arabasına yükleyip mağazalara geri götürdü. Yaklaşık bin yüz dolarını geri aldı. İade edilemeyen iki hediyeyi ise ihtiyaç sahibi çocuklara ulaştırılmak üzere yerel bir yardım programına bağışladı. Yıllardır ilk kez kendisini hafiflemiş hissediyordu. Birkaç gün sonra Rıza bir mesaj gönderdi. Çocukları 24 Aralık sabahı bırakacaklarını ve 26 Aralık akşamı alacaklarını yazmıştı. Bu bir rica değildi. Annesinin üç gününü nasıl geçireceğini ona haber veriyordu. Ceylan Hanım cevap vermedi. 22 Aralık’ta valizini hazırlarken kapı çaldı. Aylin, elinde çocuklar için atıştırmalıklarla gelmişti. Ceylan Hanım ertesi gün Pelin’le tatile çıkacağını söyleyince kızının yüzü değişti. “Ama her şey planlandı,” dedi Aylin. “Sen planladın,” diye karşılık verdi annesi. “Ben hiçbir şeyi kabul etmedim.” Telefon konuşmasını duyduğunu da açıkladı. Aylin annesini özel konuşmasını dinlemekle suçladı. Ceylan Hanım ise kendi evinde, kendi hayatı hakkında, sanki bir insan değilmiş gibi konuşulduğunu söyledi. “Çocuklar seni seviyor,” dedi Aylin. “Bu mesele sevgi değil,” dedi Ceylan Hanım. “Mesele, zamanımın size ait olduğunu düşünmeniz.” Ertesi sabah Pelin geldi ve birlikte sahil kasabasına doğru yola çıktılar. Ceylan Hanım’ın telefonu yol boyunca defalarca çaldı. Onuncu aramadan sonra telefonu kapattı. Kasabaya vardıklarında pastel renkli evler, taş sokaklar ve deniz kokusu onu karşıladı. Kiraladıkları evin pencereleri doğrudan denize bakıyordu. Telefonunu kısa süreliğine açtığında elli üç cevapsız arama ve yirmi yedi mesaj gördü. Aylin çocukların üzüldüğünü yazıyor, Rıza annesini bencillikle suçluyor, Mert ise eve dönüp sorunu çözmesini istiyordu. Hiçbiri onun nasıl hissettiğini sormuyordu. Herkes, kendi yaptığı planın sonucunu Ceylan Hanım’ın düzeltmesini bekliyordu. Noel arifesinde Pelin’le pazarı gezdi, kendisi için mavi ve yeşil tonlarında sade bir bileklik aldı. Sahilde oturup dalgaları izledi. Kimse ondan yemek istemedi, çocuklar kavga etmedi, hiçbir yetişkin programdan şikâyet etmedi. Noel günü kahvaltıyı acele etmeden yaptılar, sahil yolunda yürüdüler ve deniz manzaralı küçük bir restoranda yemek yediler. Ceylan Hanım sonunda şunu anladı: Aile kutlamaları kendiliğinden gerçekleşmiyordu. Yıllarca bütün işi yapan kişi kendisiydi. 2 Ocak’ta eve döndüğünde Aylin ile Rıza kapısına geldi. Noel’i mahvettiğini söylediler. Ceylan Hanım ise başkalarının kendisine danışmadan yaptığı planlara katılmayı reddettiğini açıkladı. Sonra yeni kurallarını belirledi. Son dakika çocuk bakımı taleplerini kabul etmeyecekti. Bütün aile kutlamalarının masraflarını tek başına karşılamayacaktı. Başkalarının planları uğruna kendi programını iptal etmeyecekti. Hayatlarında yer almasını istiyorlarsa onun zamanına ve ihtiyaçlarına saygı göstereceklerdi. Çocukları bu sınırları kabul etmezlerse konuşacak başka bir şey olmadığını söyledi. Sonraki haftalar sessiz geçti. Kimse çocuk bırakmak, yemek istemek veya sorun çözmesini talep etmek için aramadı. İlk başta bu sessizlik garip geldi, sonra hayatında açılan huzurlu bir alana dönüştü. Ceylan Hanım resim kursuna yazıldı, kitap kulübüne katıldı, uzun yürüyüşler yaptı ve yalnızca kendi sevdiği yemekleri hazırladı. Mutlu olmak için çocuklarının iznine ihtiyacı olmadığını öğrendi. Nisan ayında Rıza tek başına geldi. Annesini yıllarca her zorluğun hazır çözümü olarak gördüklerini kabul etti ve özür diledi. İlişkilerini yeniden, bu kez saygıya dayalı biçimde kurmak istediğini söyledi. Ceylan Hanım affetmenin sözlerden çok davranışlara bağlı olduğunu belirtti. Sınırlarının değişmeyeceğini açıkça ifade etti. O akşam verandasında otururken Noel’den önce duyduğu konuşmayı düşündü. O sözler önce kalbini kırmıştı ama sonunda onu uyandırmıştı. Altmış yedi yaşında önemli bir gerçeği öğrenmişti: İyi bir anne olmak, kendinden geriye hiçbir şey kalmayana kadar vermek değildi. Sevmek, sürekli hazır bulunmak anlamına gelmiyordu. Fedakârlık, insanın değerini belirlemiyordu. Ceylan Hanım o Noel yalnızca yemeği iptal etmemiş, hediyeleri geri vermemiş ve şehirden ayrılmamıştı. Asıl geride bıraktığı şey, değerinin başkalarına ne kadar faydalı olduğuna bağlı olduğu inancıydı. Hayatında ilk kez kendisini seçmişti. Ve bu karar, kusursuz bir Noel’den çok daha değerli bir başlangıca dönüşmüştü: Kendi hayatının başlangıcına.

