Ana Sayfa 20.08.2026

Pürdikkat Hazırlanan Sofradaki Acımasızlık: Bayılan Eşimi Görmezden Gelip Yemeğini Yiyen Annemin Gerçek Yüzü

2 / 2

Emel’in yanına koştum. Yüzü buz gibi ve solgundu. Tepki vermiyordu. Hemen 112’yi aradım. Annem arkadan iç çekerek, “Deniz abartma, sadece ilgi çekmek istiyor. Yemek yaparken başının döndüğünü söyledi, sonra Viktorya dönemi prensesleri gibi kendini koltuğa attı,” dedi.

“Hasta karıma yemek mi yaptırdın?” diye sordum, sesim titreyerek.
“Çünkü acıkmıştım! Bir evin nasıl çekip çevrileceğini öğrenmesi gerekiyor,” diye karşılık verdi.

Emel daha altı ay önce doğum yapmıştı, emziriyordu ve günlerdir mide enfeksiyonuyla boğuşuyordu. Annem bunların hepsini biliyordu. Sağlık görevlileri içeri girdiğinde annem baygın karıma bakıp fısıldadı: “Tiyatrocu.”

O iki kelime içimdeki her şeyi değiştirdi. Yıllardır annemin acımasızlığını “zor bir insan” ya da “eski kafalı” diyerek geçiştirmiştim. Karımın maruz kaldığı psikolojik baskıyı hep “zamana bırakalım” diyerek hafifletmeye çalışmıştım. O an, yanlış kadını koruduğumu anladım.

Paramedikler Emel’i sedyeye alırken üst kata çıktım, annemin valizini kapının önüne koydum.
Annem şaşkınlıkla, “Ne yapıyorsun sen?” dedi.
“Gidiyorsun,” dedim kararlılıkla. “Asıl saçmalık, senin bu acımasızlığını iyiniyet sanıp karımı neredeyse kaybediyor olmamdı.”Annemi o gece otele, ertesi gün de Ankara’ya gönderdim. Hastanede Emel’in aşırı dehidrasyon, kansızlık ve ağır bir enfeksiyon geçirdiği ortaya çıktı. Uyandığında ilk sözü, “Annen kızacak, yemeği bitirememiştim…” oldu. Bu cümle içimi bir bıçak gibi kesti. Eşim kendi sağlığından değil, annemin öfkesinden korkuyordu.

Ertesi günler tam bir fırtınaydı. Annem tüm akrabaları arayarak benim “hayırsız bir evlat” olduğumu, karımın onu sokakta bıraktığını iddia etti. Ancak kendi kibiri sonunu hazırladı. Leyla Teyzem beni aradığında gerçeği anlattım. Leyla Teyzem anneme “Kız bayılırken gerçekten yardım etmedin mi?” diye sorduğunda, annem küstahça “Nefes alıyordu ya!” cevabını vererek kendi maskesini kendi düşürdü.

Üç hafta sonra annem bana posta yoluyla bir mektup yolladı. Bu bir özür değil, beni büyütürken harcadığı tüm masrafların dökümüydü: Okul kıyafetleri, doğum günü hediyeleri, çocukluk masrafları… Altına da yazmıştı: TOPLAM BORÇ: 2.140.000 TL.

Mektubun altına tek bir cümle yazıp geri gönderdim: “Anne olmak senin tercihindi, benim borcum değil.”

Bu olaydan sonra evimizin kilitlerini değiştirdim, güvenlik önlemlerini artırdım. Emel ile birlikte aile terapisine başladık. Annemin sesinin zihnimde yarattığı “Evin neden dağınık?”, “Neden yemek hazır değil?” gibi baskıcı soruları birer birer temizledim. Sağlıklı sınırların ne demek olduğunu öğrendim.

Olaydan aylar sonra annem orta bir noktada, bir restoranda bizimle buluşmayı kabul etti. Eski kibirli halinden eser kalmamıştı. Emel’e dönerek, “Bayıldığında seni görmezden gelmemeliydim… Acımasızdım,” dedi. İlk kez suçunu kabul ediyordu.

Aralarında sarılma ya da büyük bir barışma geçmedi. Güven tek bir cümleyle geri gelmezdi. Ancak sınırlarımız netleşti. Annem bir daha asla evimizde konaklamadı, sadece kısıtlı zamanlarda torununu görebildi.

O korkunç günden iki yıl sonra, eve yine erken geldim. Bu kez çığlıklar değil, kahkahalar duyuluyordu. Emel ve üç yaşına giren oğlumuz Kerem ahşap bloklardan kule yapıyordu. Yanlarında ise yeni doğan kızımız Zeynep mışıl mışıl uyuyordu.

Yıllarca bir ailedeki en tehlikeli anın patlama anı olduğunu sanmıştım. Yanılmışım. En tehlikeli an, herkesin sustuğu, acımasızlığın kanıksandığı andı. Karımı, çocuklarımı ve kendi huzurumu korumak için attığım o adım, hayatımda verdiğim en doğru karardı. Artık evimizde kimse saygı görmek için bedel ödemek zorunda değildi.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

2 / 2
Tema Tasarım |