- Otobüste yanımda oturan yabancı adam üç saat boyunca garip davranmıştı. Ayakkabısının ucu sürekli bileğime değiyordu. Tam duraklamadan önce yanımdan geçerken elime gizlice gri bir mendil tutuşturdu ve kulağıma fısıldadı: “Başın dönüyormuş gibi yap ve sakın hiçbir şey imzalama.” Dokuz yaşındaki oğlum Can omzumda uyuyordu. Mendili açtığımda içinden küçük bir not çıktı: “Asım Soyer’in evinde kimseye güvenme.” Asım Bey, vefat eden eşim Kaan’ın babasıydı. Bir gece önce kayınvalidem gözyaşları içinde arayıp Asım Bey’in ölüm döşeğinde olduğunu söyleyince ilk otobüsle Sapanca’daki aile çiftliğine gitmiştim. Eve vardığımızda bir gariplik olduğunu anladım. Kayınbiraderim Volkan bizi sahte bir samimiyetle karşıladı. Yatalak olduğu söylenen Asım Bey ise salonda dimdik oturuyordu. Akşam yemeğinde sürekli şirket hisselerinden ve genç bir dulun yalnız başına karar vermemesi gerektiğinden bahsettiler.
- Ertesi sabah Volkan önüme bir tomar kâğıt koydu: “Bu sadece Can’ın geleceği için bir varlık yönetim sözleşmesi, hemen imzala.” Tam reddedecekken, Asım Bey ceketinden sarı bir zarf çıkardı: “Kaan’ın arkasında gerçekten ne bıraktığını öğrenme vaktin geldi Elif.” Zarftaki gerçek vasiyetnameye göre, Kaan’ın şirketteki tüm hisselerinin yönetimi Can 18 yaşına gelene kadar tamamen bana devredilmişti! Volkan’ın yüzündeki gülümseme dondu ve kulağıma, “Bir kâğıt parçası seni sonsuza kadar koruyamaz,” diye fısıldadı. O gece eşimin eski çalışma odasındaki gizli kasayı açtım. İçinde Kaan’ın ölmeden günler önce çektiği bir video kaydı vardı. Ekrandaki Kaan, yorgun gözlerle bana bakıp şöyle diyordu: “Elif, Volkan şirketi batırıyor. Yasa dışı borçlarını kapatmak için imzamı taklit etti. Durumu savcılığa bildireceğimi söylediğimde Can’ı tehdit etti. Hisselerin yönetimini sana bıraktım. Şirketin güvenlik müdürü Murat hariç aileden kimseye güvenme.” Tam o anda kapı açıldı ve içeri Volkan girdi. Kapıyı kilitledi ve soğuk bir sesle fısıldadı: “Yarın o kâğıtları imzalayacaksın. Bu karanlık ormanda kaza geçirmek çok kolaydır.”Kilitli odada yalnız kalınca hemen harekete geçtim. Ağır kadife perdeleri kalorifer borusuna bağlayıp pencereden bahçe kulübesinin çatısına indim. Can’ı kucağıma alıp zifiri karanlık Sapanca ormanına doğru koşmaya başladım. Arka taraftan bekçilerin fener ışıkları süzülüyordu. Tam ormanın derinliklerinde bir el omzumu yakaladı. Çığlık atacakken derin bir ses fısıldadı: “Elif Hanım, durun! Benim, Murat!” Otobüsteki o yabancı adam karşımdaydı! Kaan’ın güvendiği tek adam olan eski güvenlik müdürü Murat, bizi gizli bir su kanalından geçirip yarım mil ötedeki gri kamyonetine ulaştırdı. Araca bindiğimizde Murat gerçeği açıkladı: “Beni üç gün önce Asım Bey aradı. Küçük oğlunun şirketi batırdığını biliyordu ama tek başına savaşacak gücü yoktu. Sizi korumam için otobüs bilgilerinizi bana o verdi. O gri mendil, ilk gün zaman kazanmanız için işaretti.” Murat torpido gözünden şifreli bir uydu telefonu çıkarıp bana uzattı: “İstanbul Mali Suçlarla Mücadele Şubesi hattayız. Kaan Bey ölmeden önce Volkan’ın tüm sahtekârlıklarını belgeledi. Tek ihtiyacımız sizin onayınız.” Telefonu kulağıma götürdüm ve net bir sesle konuştum: “Ben Elif Soyer. Kaan Soyer’in tek yasal temsilcisiyim. Şirkete ait tüm yasa dışı hesapların ve ses kayıtlarının adli makamlara teslim edilmesini onaylıyorum.” Güneş doğarken Soyer ailesinin kurduğu sahte imparatorluk yerle bir oldu. Sabah saat 06:00’da adli kolluk ekipleri Sapanca’daki çiftliğe baskın düzenledi. Volkan; evrakta sahtecilik, nitelikli dolandırıcılık ve tehdit suçlamalarıyla gözaltına alındı. Üç gün sonra, Soyer Holding’in ana hissedarı ve Yönetim Kurulu Başkanı olarak Levent’teki holding binasına girdim. Yanımda ise yeniden Güvenlik Koordinatörlüğüne getirdiğim Murat vardı. Volkan ile iş birliği yapan tüm yöneticiler görevden uzaklaştırıldı. Asım Bey ise yönetimden çekilip sahil kasabasındaki evinde inzivaya çekildi. Gitmeden önce oğlum Can’a sarılarak, “Baban tanıdığım en cesur adamdı, onu asla unutma,” dedi. Aylar sonra İstanbul’daki evimizin bahçesinde Can’ın neşeyle koşuşturmasını izlerken derin bir nefes aldım. Gerçek gücün devasa binalarda değil, evladını korumak için her şeyi göze alan bir annenin cesaretinde olduğunu artık çok iyi biliyordum.

