DOLAR
Alış: 45.29
Satış: 45.48
EURO
Alış: 53.04
Satış: 53.25
GBP
Alış: 61.12
Satış: 61.58
On sekiz yıl boyunca adam yatağın ortasına bir yastık koyup karısına dokunmadı.
İstanbul’un griye çalan mayıs sabahlarından biriydi. Esenyurt’un dar sokaklarında simit kokusu dolaşıyor, balkonlardan sarkan çamaşırlar rüzgârla hafif hafif sallanıyordu. İnsanların birbirinin hayatını duymadan yaşayamadığı o eski apartmanlardan birinin üçüncü katında, Zeynep Karaca yine uykusuz gözlerle tavana bakıyordu.
Yanında Mehmet yatıyordu.
Ama aslında yıllardır yanında değildi.
İkisinin arasında duran eski krem rengi yastık, o yatağın gerçek sahibi gibiydi artık.
Tam on sekiz yıldır.
Her gece aynı ritüel.
Mehmet yatağa sessizce girerdi. Önce lambayı kapatırdı. Sonra dolabın üstündeki o yıpranmış yastığı alır, dikkatlice yatağın ortasına koyardı. Ne eksik ne fazla. Tam ortasına.
Sonra sırtını dönerdi.
Ve gece boyunca bir daha tek kelime konuşmazdı.
İlk yıllarda Zeynep ağlardı.
Sessiz sessiz.
Mehmet duymasın diye yorganı ağzına bastırarak.
Ama zaman geçince insan bazı acılara alışıyordu. Daha doğrusu alıştığını sanıyordu.
Zeynep artık ağlamıyordu.
Çünkü içinde çok daha ağır bir şey vardı.
Suçluluk.
Bir insanın içine işleyen, yıllarca çürümeyen o zehirli duygu.
Mutfağa geçtiğinde saat sabah altıyı gösteriyordu. Çaydanlığı ocağa koydu. Mehmet çoktan hazırlanmıştı bile. Her zamanki gibi ütülü iş kıyafetleri, sessiz yüzü ve yorgun gözleriyle masada oturuyordu.
Kırk sekiz yaşındaydı ama daha yaşlı görünüyordu.
Fabrikada geçen yıllar bir adamın omuzlarını çökertiyordu.
Zeynep masaya peynir koyarken istemsizce Mehmet’in ellerine baktı. Parmakları hâlâ nasırlıydı. O eller yıllardır bu eve ekmek getiriyordu.
Ve o eller…
On sekiz yıldır ona bir kez bile dokunmamıştı.
“Çayın soğumasın,” dedi Mehmet kısa bir sesle.
Hepsi buydu.
Sabah konuşmaları genelde bundan ibaretti.
Komşular onların evliliğine imrenirdi.
“Mehmet abi hâlâ karısını işe bırakıyor.”
“Adam maaşını olduğu gibi eve veriyor.”
“Şimdiki erkeklerde nerede öyle sadakat?”
İnsanlar dışarıdan bakınca mutlu sanıyordu onları.
Kimse yataktaki o yastığı bilmiyordu.
Kimse aynı evin içinde iki yabancı gibi yaşadıklarını anlamıyordu.
Zeynep eczaneye giderken otobüs camından dışarı baktı. İstanbul akıyordu. Trafik. Kornalar. Koşturan insanlar. Herkesin içinde ayrı bir yara vardı belki de.
Eczaneye girer girmez telefonu titredi.
Eski bir fotoğraf bildirimi düşmüştü ekrana.
On sekiz yıl önce.
Bir kafede çekilmiş bulanık bir fotoğraf.
Ve fotoğrafta Emre vardı.
Zeynep’in nefesi sıkıştı.
Hâlâ unutamıyordu.
Her şey bir anda başlamamıştı aslında. Yavaş yavaş olmuştu. Mehmet o yıllarda sürekli gece vardiyasındaydı. Eve yorgun geliyor, yemek yiyip uyuyordu. Günlerce doğru düzgün konuşmadıkları oluyordu.
Zeynep ise kendini görünmez hissediyordu.
Bir kadın değil de sadece ev temizleyen, yemek yapan biri gibi.
Sonra Emre çıkmıştı karşısına.
Mahallede telefon tamiri yapan genç adam.
Komik konuşurdu. Güldürürdü onu. Sabah günaydın mesajları atardı.
“Bugün çok güzelsin.”
“Sen gülünce İstanbul değişiyor.”
Basit sözlerdi belki.
Ama insan eksik kaldığı yerden yakalanıyordu.
Her şey bir kahveyle başladı.
Sonra gizli buluşmalar.
Sonra yalanlar.
Ve bir gün…
Vía Port isimli ucuz bir otelin küçük odasında Zeynep alyansını çıkarıp komodinin üzerine bıraktı.
O an hâlâ gözünün önündeydi.
Klima bozuktu.
Oda sigara kokuyordu.
Kalbi deli gibi çarpıyordu.
Ve aynada kendine baktığında tanımadığı bir kadın görmüştü.
Akşam eve döndüğünde saçları ıslaktı. Defalarca duş almıştı ama suçluluk hissi teninden çıkmıyordu.
Mehmet mutfakta yemek yiyordu.
Televizyon açıktı ama sesi kısıktı.
Zeynep kapıda kalakaldı.
Mehmet başını kaldırdı.
Önce yüzüne baktı.
Sonra boş parmağına.
Alyansı takmayı unutmuştu.
Dünya o saniye durmuştu sanki.
Zeynep’in dizleri titremeye başladı.
Bağırmasını bekledi.
Tokat atmasını.
Masayı devirmesini.
Ama Mehmet hiçbirini yapmadı.
Sadece uzun uzun baktı ona.
Ve hayatı boyunca unutamayacağı o cümleyi söyledi.
“Git yıkan, Zeynep,” dedi buz gibi bir sesle. “Üzerinde başka bir adamın kokusu var.”
Zeynep orada çöktü.
Hıçkıra hıçkıra ağladı.
Ayaklarına kapandı.
Her şeyi anlattı.
Nasıl başladığını.
Nasıl pişman olduğunu.
Nasıl kendinden nefret ettiğini.
Ama Mehmet sadece dinledi.
Sessizce.
Sonra kalktı.
Yatak odasına gitti.
Dolaptan eski bir yastık çıkardı.
Ve yatağın tam ortasına koydu.
İşte her şey o gece başladı.
Mehmet onu evden kovmadı.
Ailesine söylemedi.
Hakaret etmedi.
Ama ondan sonra Zeynep’e bir daha hiç dokunmadı.
Ne bir sarılma.
Ne bir öpücük.
Ne de yanlışlıkla değen bir el.
Hiçbir şey.
Ve insan bazen sessizlikle daha ağır cezalandırılıyordu.
Yıllar geçti.
Emre çoktan başka şehre taşındı.
Hayat devam etti.
Ama o yastık hep kaldı.
Sanki yatağın ortasında duran küçük bir mezar taşı gibiydi.
Ta ki o sabaha kadar.
Mehmet birkaç haftadır sürekli öksürüyordu. Geceleri nefesi daralıyor, bazen banyoda uzun süre kalıyordu. Zeynep fark ediyordu ama soru sormaya korkuyordu artık.
Sonunda emeklilik işlemleri için birlikte SGK hastanesine gittiler.
Koridor kalabalıktı.
Yaşlı insanlar sıra bekliyor, hemşireler isim bağırıyordu.
Doktor Hasan Demir dosyaları incelerken bir anda durdu.
Kaşları çatıldı.
Sonra eski arşiv dolabından sararmış bir dosya çıkardı.
Odanın içindeki hava değişmişti.
Mehmet’in yüzü bembeyaz oldu.
“Mehmet Bey…” dedi doktor yavaşça. “Bu durum yeni değilmiş.”
Zeynep’in kalbi sıkıştı.
“Elimdeki sonuçlar ne demek doktor bey?” diye sordu korkuyla.
Doktor eski bir belge çıkardı.
Tam o anda Mehmet panikle uzandı.
“Kapat onu!” dedi titreyerek.
Ama elleri o kadar titriyordu ki dosya yere düştü.
Kâğıtlar etrafa yayıldı.
Doktor birkaç saniye sustu.
Sonra gözlerini Zeynep’e çevirdi.
“Hanımefendi…” dedi ağır bir sesle. “Eşinizin tam on sekiz yıl önce burada imzaladığı bir belgeyi gerçekten hiç görmediniz mi?”
Oda sessizliğe gömüldü.
Zeynep yavaşça Mehmet’e baktı.
Mehmet gözlerini kapattı.
Alnından ter damlıyordu.
Ve dudaklarından güçlükle şu söz döküldü:
“Lütfen doktor… söylemeyin.”
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Diğer Galeriler
-
Yastığın altından gelen hışırtı
-
Yedi yaşındaki bir çocuğun cenazesi sırasında birdenbire kurtlar ortaya çıktı
-
Ayda 300 Lira. Beni aşağılamanın bedeli buydu
-
On sekiz yıl boyunca adam yatağın ortasına bir yastık koyup karısına dokunmadı.
-
Yoksul bir öğrenci, küçük bir sokakta yalnız yaşayan yaşlı bir kadının evini temizleme işini kabul etti
-
Ülkenin en ünlü sekiz doktoru saatler boyunca bir milyarderin oğlunu kurtarmaya çalıştı
