DOLAR
Alış: 45.52
Satış: 45.70
EURO
Alış: 52.82
Satış: 53.03
GBP
Alış: 61.00
Satış: 61.46
Oğlunun cenazesinde yaşlı polis köpeği tabuta saldırınca herkes onu deli sandı,
Aras’ın sesini duyar duymaz Mert’in içinde üç gündür taş gibi duran her şey tek bir anda kırıldı. Yatağın yanına dizlerinin üzerine çöktü ve oğlunu kollarına aldı; sanki Aras camdan yapılmış gibiydi. Çocuğun bileğinde iğne izi vardı. Dudakları kurumuştu, saçlarının arasında toz vardı. Ama nefes alıyordu. Küçük parmakları Mert’in gömleğine sıkı sıkı tutunmuştu.
—Baba… anne nerede? —diye uykulu bir sesle sordu Aras.
Mert’in dudakları titredi ama sesi çıkmadı. Oğlunun alnını öptü.
—Geliyor anne… burada, oğlum… artık kimse sana dokunmayacak.
Kapıda Elif belirdi. Polisler onu durdurmaya çalıştı ama o herkesi iterek içeri girdi. Aras’ı gördüğü an çığlığı bir yas çığlığı değildi; bir annenin ölümden geri alınan çocuğuna verdiği haykırıştı.
—Aras!
Çocuk başını çevirdi.
—Anne…
Elif yatağa çöktü. Oğlunu öyle sıkı sarıldı ki odadaki polisler bile bakışlarını çevirdi. Yüzünü tekrar tekrar öpüyor, saçlarını okşuyor, ellerini kontrol ediyordu; gerçekten orada mı diye.
Asil kapıda oturuyordu.
Nefesi ağırdı. Bir kulağında yara vardı, patisinde cam kesikleri. Ama gözleri sadece Aras’taydı. Aras onu görünce elini kaldırdı.
—Asil…
Asil yavaşça ayağa kalktı, topallayarak yaklaştı ve başını çocuğun göğsüne dayadı. Aras onun boynuna sarıldı.
O an odada ne bir operasyon vardı ne bir suçlu ne bir silah. Sadece bir çocuk, iki yıkılmış ebeveyn ve ölümü kabul etmeyi reddeden yaşlı bir köpek vardı.
Dışarıda yakalanan kaçıranlar konuşmaya başlamıştı.
Rıza Çelik tüm planı kurmuştu. Hastanedeki açgözlü bir doktora para verilmişti. Özel bir ambulans ayarlanmıştı. Aras okuldan dönerken şoför aracılığıyla kaçırılmış, aileye “ölüm” haberi verilmişti. Sahte raporlar, mühürler, doktor imzaları… Her şey gerçek gibi hazırlanmıştı ki bir aile sorgulamasın.
Mert hayatı boyunca birçok suç görmüştü ama bu farklıydı. Bu bir çocuğun hayatına, bir annenin kalbine ve bir babanın ruhuna karşı işlenmişti.
Rıza Çelik kısa süre sonra depo arkasında yakalandı. Kaçmaya çalışıyordu ama çevre sarılmıştı. Mert’in karşısına getirildiğinde yüzünde hâlâ kibir vardı.
—Büyük polis olmuşsun ha? —diye güldü—Evini yaktım sayılır. Ama köpek bozdu oyunu.
Mert’in yumrukları sıkıldı. Polisler bir an sessiz kaldı. Herkes bir babanın o an ne kadar ileri gidebileceğini biliyordu. Ama Mert Aras’a baktı—Elif’in kucağında titriyordu çocuk. Sonra Asil’e baktı—yaralı ama sakin.
Derin bir nefes aldı.
—İstiyordun ki hukukumu unutayım. Son hatan bu.
Kelepçeyi kendi taktı.
—Şimdi mahkemede anlatacaksın. Her anne-baba yüzüne bakacak.
Rıza’nın kibri ilk kez kırıldı.
Aras aynı gece hastaneye götürüldü. Hafif sakinleştirici verilmişti ama durumunun iyi olduğu söylendi. Elif bütün gece onun başından ayrılmadı. Mert kapıda bekledi. Asil’in yaraları sarıldı; cam parçaları patisinden çıkarıldı. Ama o sadece bir kez başını çevirip Aras’ın odasına baktı. Gitmeyeceği belliydi.
Ertesi gün haber tüm Türkiye’ye yayıldı.
“Cenazesinden çıkan çocuk.”
“Yaşlı polis köpeğinin ortaya çıkardığı sahte tabut.”
“İstanbul’da büyük kaçırma planı çöktü.”
Ama evin içinde ne haber vardı ne de gürültü. Sadece sessiz nefesler, iyileşen bir çocuk ve uykularından korkuyla uyanan bir kalp vardı.
Aras geceleri sıçrayarak uyanıyordu.
—Anne, yine gelecekler mi?
Elif hemen sarılıyordu.
—Hayır oğlum… bu kez ev uyanık.
Ama Aras’ın gözleri hep kapıya gidiyordu.
—Asil nerede?
Ve Asil her zaman oradaydı.
Kapıda.
Yerde.
Gözleri açık.
Sanki kendine tek bir görev vermişti: bu çocuk korkusuz olana kadar uyumamak.
Günler geçti. Aras yeniden yemeye başladı. Önce annesinin elinden, sonra kendi isteğiyle. Evde ilk kez normal bir tabak sesi duyuldu. Bir akşam oyuncak arabasını çıkarıp Asil’in yanına sürdü. Elif mutfaktan bakıyordu, gözleri doluydu ama bu kez içinde umut vardı.
Mert de değişmişti. İş onun hayatını uzun süre işgal etmişti ama artık ev geri kazanılmıştı. Uzun izin aldı. Aras’a sabahları kahvaltı hazırladı, ayakkabısını bağladı, hikâyeler anlattı. Hikâyeler bazen yarıda kalıyordu çünkü sesi titriyordu.
Bir gece Aras uyuyordu. Asil yatağın yanında yatıyordu. Elif pencereye bakıyordu.
Mert yanına geldi.
—Uyumadın mı?
—Gözümü kapatınca o tabutu görüyorum.
Mert kısa bir sessizlikten sonra:
—Ben de.
Elif’in gözleri doldu.
—Oğlumu tabutun içinde sandım… ben anne olarak bile anlayamadım.
Mert onu tuttu.
—Sana yalan söylediler. Sen suçlu değilsin.
—Ama Asil anladı.
İkisi de köpeğe baktı. Asil yarı açık gözle Aras’ı izliyordu.
Mert fısıldadı:
—Çünkü o umudu bırakmadı.
Haftalar sonra Emniyet Genel Müdürlüğü’nde tören yapıldı. Asil’e madalya verildi. Aras ısrar etti, madalyayı kendi takacaktı.
Sahneye çıktığında herkes alkışladı. Küçük Aras titreyerek Asil’e yaklaştı ve madalyayı boynuna taktı. Sonra ona sarıldı.
—Beni duydun, değil mi Asil?
Mikrofon bu sesi aldı.
Salonda birçok polis başını eğdi.
Asil çocuğun elini yaladı.
Cevap buydu.
Tören bittiğinde herkes fotoğraf istiyordu ama Mert onları nazikçe geri çevirdi. O gün kahraman gibi değil, aile gibi eve dönmek istiyordu.
Aylar geçti.
Evdeki fesleğen yeniden yeşerdi. Duvara Aras’ın çizimi asıldı: anne, baba, Aras ve Asil. Altında eğri harflerle tek bir cümle vardı:
“Benim koruyucum.”
Bir gece Elif sordu:
—O diyi ne için yaktın?
Mert Asil’e baktı.
—Karanlığı susturduğu için.
Gece olduğunda Aras Asil’e çiçek kolye takıyordu. Asil kıpırdamadan duruyordu.
Mert uzaktan baktı ve fısıldadı:
—Bazı mucizeler insan sesiyle gelmez.
Ve bazen…
Bir köpeğin sessiz sadakatiyle gelir.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Diğer Galeriler
-
1.100 liraya aldığı ikinci el çamaşır makinesinden pırlanta yüzük çıktı. Fakir baba yüzüğü sahibine geri verdi
-
Oğlunun cenazesinde yaşlı polis köpeği tabuta saldırınca herkes onu deli sandı,
-
Aile yemeğinde, oğul annesine karşı elini kaldırıp itiraz etti ve eşi alkışlayarak “Sonunda bu an da geldi,” dedi
-
Zengin iş insanının kızı duruşma salonuna girip üvey annesini işaret etti.
-
Üvey anne, eski askerî törende kızını alaycı sözlerle en arka sıraya oturtmuştu.
-
Düğünün ertesi sabahı, kayınvalide elinde bastonla gelini uyandırmaya geldi.
