- Üç yıl önce geçirdiğim ağır omurilik enfeksiyonu nedeniyle bacaklarımın büyük bölümünü kullanamaz hale geldim. Hareket özgürlüğümü sağlayan özel üretim tekerlekli sandalyem olmadan evin üst katından aşağı inmem bile mümkün değildi. Eşimle birlikte yıllarca kurduğumuz turizm şirketinden emekli olduktan sonra sakin bir hayat sürüyordum. Eşim vefat edince tüm mal varlığımızı, olası kötü niyetli girişimlere karşı koruyan özel bir aile vakfına devrettim. Oğlum Mert, başlangıçta bana yardımcı olmak için eve taşındığını söyledi. İlk zamanlar gerçekten destek oluyordu. Fakat zaman geçtikçe banka hesaplarıma, posta kutuma, şifrelerime ve günlük kararlarıma müdahale etmeye başladı. Çevredeki insanlara yaşlılığım nedeniyle kafamın karıştığını söylüyor, bana ise ona minnettar olmam gerektiğini hatırlatıyordu. Bir sabah odamdaki pencereden garip bir ses duydum. Tekerlekli sandalyemin bahçeden çıkarıldığını fark ettim. Camdan baktığımda Mert’in sandalyeyi yabancı bir adama sattığını gördüm.
- Şaşkınlık içinde bağırdım. “Ne yapıyorsun?” Hiç utanmadan cevap verdi. “Satıyorum. Güzel para verdiler.” Özel ölçülerime göre hazırlanmış sandalyem olmadan merdivenlerden inemeyeceğimi söylediğimde ise sadece omuz silkti. Yanındaki kız arkadaşı Selin, güneş gözlükleriyle arabaya yaslanmıştı. “Antalya tatiline gidiyoruz. Kapora gerekiyordu.” Mert ise hayatım boyunca unutamayacağım şu cümleyi kurdu: “Zaten hiçbir yere gitmiyorsun.” Sandalyem kamyonete yüklenip götürüldü. Ardından bavullarını aldı, pasaportlarını yanına koydu ve alt kata inemeyeceğimi bile bile odama sadece uzanamayacağım kadar uzağa bir şişe su ile birkaç kraker bıraktı. “Alt katta yemek var.” “Ama aşağı inemiyorum.” “Bir yolunu bulursun. Altı gün sonra döneriz.” Kapı kapandı. Ev sessizliğe gömüldü. O anda fiziksel olarak güçsüz olabilirdim ama zihnim hâlâ dimdik ayaktaydı. Sürünerek pencerenin yanındaki eski dikiş sepetine ulaştım. Yıllardır kimsenin bilmediği acil durum telefonunu çıkardım ve aile vakfımızın avukatı Meral Hanımı aradım. Tek bir cümle söyledim: “Koruma maddesini yürürlüğe koyun.” Yaklaşık bir buçuk saat sonra Meral Hanım; bir hemşire, çilingir ve güvenlik ekibiyle birlikte eve geldi. Durumu ayrıntılarıyla anlattım. Mert’in bana imzalattığı belgeleri, kaybolan mücevherleri, fizik tedavimi keyfi olarak iptal edişini ve banka hesaplarımdaki şüpheli hareketleri tek tek açıkladım. Meral Hanım dosyayı açtı ve gerçeği anlattı. Ev, araçlar, yatırımlar ve şirket hisseleri tamamen aile vakfına aitti. Mert yalnızca belirli şartlarla yararlanabilecek bir hak sahibiydi. Vakıf sözleşmesindeki koruma maddesi; yaşlı bireyin ihmali, istismarı veya maddi zarara uğratılması halinde tüm haklarının anında askıya alınmasına izin veriyordu. Maddeler aynı gün devreye alındı. Mert’in tüm banka kartları iptal edildi. Hesap erişimleri kapatıldı. Kullandığı araç geri alındı. Evdeki tüm kilitler değiştirildi. Güvenlik sistemi yeniden kuruldu. Ayrıca yapılan incelemelerde çok daha ciddi bir tablo ortaya çıktı. Mert, aylar boyunca sahte vekâletnameler hazırlayarak banka hesaplarıma ulaşmaya çalışmış, benim akli dengemi kaybettiğimi iddia ederek evi satmaya hazırlanmıştı. Kız arkadaşı Selin’in hesabına da yüksek miktarda para aktarmıştı. İkisi Antalya Havalimanı’na ulaştığında hiçbir banka kartı çalışmadı. Otel rezervasyonu iptal edildi. Kullandıkları araç geri çekildi. Aynı gece Mert beni aradı. “Anne kart çalışmıyor.” “Soğukkanlılığımı koruyarak cevap verdim.” “Bu gerçekten üzücü.” “Bir şeyler yap.” “Hayır.” Birkaç gün sonra apar topar eve döndüler. Kapıda güvenlik görevlileri, mahkeme memuru ve mali suçlar birimi onları bekliyordu. Mert hâlâ evde yaşadığını sanıyordu. Fakat artık hiçbir hakkı kalmamıştı. Mahkeme süreci aylar sürdü. Sahtecilik, güveni kötüye kullanma, yaşlı bireyin ekonomik olarak istismar edilmesi ve hırsızlık suçlarından ceza aldı. Selin de hazırladığı sahte belgeler nedeniyle meslek lisansını kaybetti. Vakfın açtığı davalar sonucunda çalınan tüm paralar geri alındı. Satılan tekerlekli sandalyemin bedeli de tahsil edildi. Bir yıl sonra göl manzaralı, tamamen erişilebilir yeni evime taşındım. Geniş kapılar, asansör sistemi ve engelsiz bahçesi sayesinde yeniden özgürce yaşamaya başladım. Yaşadıklarımdan sonra yalnızca kendi hayatımı yeniden kurmakla kalmadım; yakınları tarafından ihmal edilen veya hareket özgürlüğü elinden alınan engelli bireylere ücretsiz tekerlekli sandalye sağlayan bir sosyal destek fonu kurdum. İlk teslim ettiğimiz sandalye, aylarca odasında mahsur bırakılmış yaşlı bir kadına ulaştı. Kadın yeniden dışarı çıkabildiği gün gözyaşlarını tutamadı. Mert zaman zaman cezaevinden mektuplar gönderdi. Önce bahaneler yazdı. Sonra özürler. En sonunda para istedi. Ben ise yalnızca bir kez cevap verdim. Vakfın koruma maddesinin bir kopyasını zarfa koydum ve altına şu cümleyi ekledim: “Haklıydın… Uzun zamandır hiçbir yere gidemiyordum.” Sonra son satırı yazdım: “Sadece senin gitmeni bekliyordum.” Sonuç Bu hikâye, gerçek sevginin fedakârlık kadar saygı ve sorumluluk da gerektirdiğini gösteriyor. Fiziksel güç kaybolabilir; ancak doğru planlama, hukuki bilinç ve kararlılık insanın en büyük gücü olabilir. Güveni kötüye kullananlar er ya da geç yaptıklarının bedelini öderken, adalet ve sabır sonunda haklı olanın yanında yer alır.

