- Rıza’nın gözlerindeki o saf korku, bir insanın inşa ettiği tüm o sahte dünyasının saniyeler içinde başına yıkılışının resmiydi. Bakışları benden annesine, babamın öfkeden titreyen ellerinden abimin her an patlamaya hazır duruşuna kaydı. Kelimeler boğazında düğümlenmişti; her zaman her durumu toparlayan o kıvrak zekası bu kez onu yarı yolda bırakmıştı. Derya Hanım, odanın ortasına kadar yürüdü. Yerdeki kadın çantasına, yabancı kadının telaşla üzerine geçirdiği ceketine baktı. Odanın içindeki o ağır, suçluluk kokan sessizliği Derya Hanım’ın buz gibi sesi böldü: “Bunun için mi bizi bu yaşımızda buraya diktin Rıza? Biz seni böyle mi yetiştirdik?” Rıza, “Anne, açıklayabilirim, her şey göründüğü gibi değil…” diye kekeledi ama cümlesini bitiremedi. Babam Turgut, bir adım öne çıkarak Rıza’nın yakasına yapıştı. “Açıklayacak neyin var? Kızımın onurunu, bizim ailemizi bu izbe odada mı harcadın?” dedi. Babamın sesi o kadar derinden geliyordu ki, hayatım boyunca onu hiç bu kadar yaralanmış görmemişti. Annem Leyla ise sadece kapının kenarına yaslanmış, bana bakıyordu. Gözlerinde “Ben sana demiştim” ifadesi yoktu, sadece derin bir hüzün ve şefkat vardı. O sırada arkadaki kadın, eşyalarını toplayıp kapıdan süzülmeye çalıştı. Abim Mert yolu kesti. “Sen bir yere gitmiyorsun,” dedi sertçe. “Önce kimin hayatını mahvettiğini bir gör.” Kadın başını öne eğdi, yüzünü saçlarıyla gizlemeye çalıştı. Ama o anda benim için kadının kim olduğunun hiçbir önemi yoktu. O sadece bir figürandı; asıl ihanet, her sabah karşımda kahvaltı eden, ellerimi tutan adamdan gelmişti. Rıza birden bana yöneldi. “Hayatım, lütfen… Bir anlık bir hataydı, iş stresi, boşluk…” dedi. Gözlerimin içine bakıyordu, hâlâ o eski manipülasyon gücünü kullanabileceğini sanıyordu. Ama artık o büyülü perde yırtılmıştı. Ona bakarken sadece acı bir boşluk hissediyordum. “İş stresi mi?” dedim, sesim beklediğimden daha kararlı çıktı. “Sekizinci kattaki bu oda mı senin stresini çözdü? iPad’deki bildirim geldiğinde bile sana inanmak istedim Rıza. Ama sen o bildirimi bile hak etmiyorsun.”
- Derya Hanım arkasını döndü ve Rıza’ya hayatı boyunca unutamayacağı o son darbeyi vurdu: “Benim artık senin gibi bir oğlum yok. Yarın o evden eşyalarını topluyorsun. Bu kadına gelince…” kadına iğrenerek baktı, “Seninle olan hesabımız sonra.” İki aile, o dar otel koridorunda birer birer dağılmaya başladı. En son ben çıktım. Rıza kapının eşiğinde, darmadağın bir halde kalakalmıştı. Asansöre bindiğimde aynadaki aksime baktım. Yüzümde gözyaşı yoktu. Sadece on dakikada koca bir hayatı geride bırakmanın verdiği o tuhaf, ağırbaşlı hafiflik vardı. Kapılar kapandığında, 814 numaralı odanın ve o yalanlarla dolu evliliğin artık geçmişte kaldığını biliyordum. Artık sessizlik değil, benim kararlarım konuşacaktı.

