DOLAR
Alış: 48.03
Satış: 48.23
EURO
Alış: 55.94
Satış: 56.16
GBP
Alış: 65.16
Satış: 65.64
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
29.08.2026
Köyün Ağasıyla Evlendik… Kocam İkimizi de Kuma Olarak Aldı, Çünkü İlk Eşi Artık İşlere Yetişemiyordu…
- Konağın yüksek taş duvarları ardında fısıltılar hiç dinmezdi; fakat bu akşam, vadiden esen serin rüzgar pencerelerdeki tülleri savururken içimde adını koyamadığım bir yangın tutuşmuştu. Ben Gülfem. Yanımdaki ise, çocukluğumdan beri köyün diğer ucundan sessizce izlediğim, bakışlarındaki ateşi hep saklamaya çalışan Mihriban. İkimiz de aynı gün, aynı ikindi vaktinde, avludaki asırlık çınarın gölgesinde kıyılan nikahla bu konağın eşiğini geçtik. Köyün kudretli, dediği dedik ağası Devran Ağa’nın sözü mühür gibi basılmıştı kaderimize. Konağın ilk hanımı, yılların yorgunluğunu gözaltlarındaki derin çizgilerde taşıyan Hatice Hanım, bir zamanlar bu koca mülkün tek hakimiydi. Ancak geniş avluların, kilerlerin, devasa bağların ve bitmek bilmeyen misafir sofralarının ağırlığı artık onun omuzlarını çökertmişti. Hastalığı günden güne ilerleyip eli ayağı iş tutamaz olunca, konağın dirlik ve düzeni tehlikeye girmişti. Devran Ağa ise hem bu düzenin bozulmasına tahammül edemeyen hem de toprağı gibi hanesini de daima diri, bereketli ve güçlü tutmak isteyen bir adamdı. Kararını vermiş, bir değil iki genç kadını aynı anda hanesine kuma olarak getirmişti. Girdiğimiz ilk andan itibaren avluda asılı kalan gerginlik, sadece bir haneye alışma telaşı değildi. Devran Ağa’nın varlığı, konağın her köşesine sinmişti.
- Ağır çizmelerinin ahşap merdivenlerde bıraktığı tok yankı, koridordan her geçişinde ikimizin de nefesini kesiyordu. Mihriban ile yan yana durduğumuz her an, aramızdaki örtülü rekabetin altında adı konmamış, tensel ve duygusal bir merak dalgalanıyordu. Bakışlarımız bazen birbirine çarpıyor, ardından aynı anda koridorun sonundaki büyük odaya, ağanın kapısına çevriliyordu. İkimiz de gençtik; damarlarımızdaki kan deli akıyor, içimizde bastırılması güç bir ilgi ve karşı konulmaz bir tutku büyüyordu. Günler, konağın taş zeminlerini ovmak, bakır kazanlarda reçeller kaynatmak ve ipek çarşafları havalandırmakla geçti. Ancak ne iş yaparsak yapalım, aklımız hep o akşamın geleceği andaydı. Devran Ağa, gün boyu tarlaları ve atları denetler, akşamları ise geniş sedirinde oturup ikimizi de dikkatle süzerdi. Bakışları sertti ama derinlerinde yakıcı bir köz parıldardı. O köz, dokunduğu yeri kavuracak cinstendi. Bir keresinde su testisini ona uzatırken parmak uçlarım parmaklarına değmiş, teninden yayılan o sıcaklık günlerce boynumda, göğsümde dolaşmıştı. Mihriban’ın da aynı ateşte yandığını, onunla göz göze geldiğimde kızaran yanaklarından ve titreyen ellerinden anlıyordum. İkimiz de sadece bu konağın işlerini üstlenmek değil, o heybetli adamın dünyasında asıl yeri almak istiyorduk. Zaman geçtikçe aramızdaki o gerilim, yerini tuhaf bir ortaklığa ve gizemli bir bekleyişe bıraktı. Konağın sessizleştiği, gaz lambalarının cılız ışıklarının duvarlarda gölgeler çizdiği gecelerde, Hatice Hanım kendi odasında dinlenirken, Devran Ağa’nın ayak sesleri konağın üst katında duyulurdu. Nihayet o beklenen fırtınalı gece geldi. Gök gürültüsü vadiyi sarsarken, Devran Ağa ikimizi de çalışma odasının bulunduğu üst sofaya çağırdı. Odaya adım attığımızda, şöminede yanan meşe odunlarının çıtırtısı ve odayı dolduran reçine kokusu bizi karşıladı. Devran Ağa pencerenin önünde, sırtı bize dönük duruyordu. Döndüğünde, gözlerindeki o karanlık ve talepkar ifade her ikimizin de kalbinin göğüs kafesini delercesine çarpmasına yetti. “Bu konak sadece iş buyurmakla, kazan kaynatmakla ayakta durmaz,” dedi sesi odanın içinde bir ferman gibi yankılanırken. Bize doğru attığı her adımda aramızdaki mesafe eridi, heyecan dizlerimizin bağını çözecek raddeye geldi. Mihriban’ın hızlanan solukları benimkine karıştı. Devran Ağa tam önümüzde durdu; elleri önce Mihriban’ın omzuna, ardından benim çeneme dokundu. Dokunuşu sert ama inanılmaz derecede arzulayıcıydı. O an anladık ki, bu evlilik sadece bir evin eksiklerini tamamlamak için değil, yıllardır bu taş duvarlar arasında körelmiş olan tutkuyu, canlılığı ve gücü yeniden diriltmek için yapılmıştı. Ancak tam o esnada, gerçeğin asıl düğümü çözüldü. Hatice Hanım’ın hastalığı sadece bedensel bir yorgunluktan ibaret değildi; bu konağa bir varis verememenin getirdiği keder, onun ruhunu tüketmişti. Devran Ağa’nın bizi aynı anda bu çatı altına almasının asıl sebebi, yalnızca işleri paylaştırmak değil, Hatice Hanım’ın da rızasıyla bu hanedanın geleceğini, köklerini sağlamlaştıracak yeni bir nefes, bir evlat arayışıydı. İkimiz de aynı anda bu büyük sırrın ve üzerimize yüklenen derin sorumluluğun ağırlığını hissettik. O gece, şöminenin alevleri gölgelerimizi duvarlarda birleştirirken aramızdaki anlamsız çekişme yerini derin bir kabullenişe bıraktı. Mihriban ve ben, birbirimizin rakibi değil; aynı kaderi, aynı erkeğin arzusunu ve aynı çatının geleceğini sırtlanan iki can yoldaşı olmuştuk. Konağın soğuk taşları, o andan itibaren yerini paylaşılan bir aidiyete ve iç içe geçen hayatların sıcaklığına bıraktı. Anladık ki güç, sadece emir vermekte ya da bir erkeğin sevdasına tek başına sahip olmakta değildi; paylaşılan bir yazgının içinde, birbirini ezmeden o ateşi birlikte büyütebilmekteydi.
Benzer Galeriler
-
Fedakârlığın Ötesinde Bir Yaşam: Müzeyyen Hanım’ın Onur Mücadelesi
-
Havalimanındaki 35 Dakikalık Rötardan Doğan 6 Yıllık Saklı Gerçek
-
Garajdaki Gizemli Koku ve Arabadaki Gözyaşları: Bir Ailenin Saklanan Gerçeği
-
Görünmez Kılınan Kızın Gizli Zaferi
-
Evladımın Doğum Gününde Karşılaştığım Acı Gerçek: Bir Arabada Başlayan Yeni Bir Hayat
-
Doğumhanede 10 Santim Açıklığım Varken Kocamın Yüzüme Haykırdığı İtiraf: “Zaten Bir Oğlum Var, Kızına Zırnık Koklatmam!” — Ertesi Gün Boşalttığım Malikânede Karşılaştığı Manzara Aklını Başından Aldı


