DOLAR
Alış: 48.03
Satış: 48.23
EURO
Alış: 55.94
Satış: 56.16
GBP
Alış: 65.16
Satış: 65.64
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
29.08.2026
Kocam sürekli eve arkadaşlarını getiriyordu bir arkadaşının gözü üzerimdeydi bakın ne yaptım…
- Kapı her çalındığında içimde aynı metalik yorgunluk yankılanıyordu. Salonun parkelerine sinmiş bayat tütün kokusu, kahkaha sesleri, sehpa üzerinde yarım bırakılmış bardakların bıraktığı nemli izler… Evliliğimizin dördüncü yılında, o çok sevdiğim huzurlu daire, kocam Selim’in bitmek bilmeyen “arkadaş meclisi” yüzünden bir bekleme salonuna, beni ise kendi hayatının kenarında bir servis elemanına dönüştürmüştü. Selim, dışarıya karşı alabildiğine bonkör, neşeli ve herkesin sırtını sıvazlayan o popüler adamdı; ancak evin eşiğinden içeri adım attığında bütün dikkati, sadece çevresinde kurduğu o sahte onay çemberine kayardı. Eve gelen kalabalık neredeyse hiç değişmezdi. Masadaki tabaklar boşalır, muhabbetler gece yarılarına sarkar, ben ise mutfakla salon arasındaki o dar koridorda görünmez bir gölge gibi gidip gelirdim. Ta ki iki ay önce o gruba Kerem dahil olana kadar. Kerem, Selim’in iş ortaklığına yeni başladığı, diğerlerine kıyasla çok daha az konuşan, sessizliğini koyu ve delici bakışlarla telafi eden bir adamdı. İlk geldiği akşam, çay bardağını uzatırken parmak uçlarımızın birbirine değdiği o kısacık saniye içimde tekinsiz bir kıvılcım çaktırmıştı. Gözlerini benden kaçırmadı; aksine, bakışlarındaki yoğunluk ve doğrudan temas o kadar ağırdı ki, nefesimin göğsümde sıkıştığını hissettim. Selim arkasını dönüp televizyondaki maça bağırdığı sırada, Kerem’in gözleri boynumdaki kolyede, dudaklarımın kıvrımında, üzerimdeki ipek gömleğin yakasında geziniyordu. Zamanla bu durum bir tesadüf olmaktan çıktı, sessiz ve tehlikeli bir oyuna dönüştü. Selim’in pervasızlığı arttıkça, Kerem’in varlığı evin havasını elektrikle dolduruyordu.
- Mutfakta su doldururken arkamda hissettiğim adım sesleri, salona her girişimde tenimi yakan o pervasız ve arzulayıcı bakışlar… Bana sadece “Selim’in eşi” olarak değil, unutulduğum, saklandığım o kabuğun altındaki bir kadın olarak bakıyordu. Bu bakışlarda hem ürpertici bir cüret hem de uzun zamandır açlığını çektiğim o yakıcı fark edilme hissi vardı. Kendi içimdeki bu çatışma beni günden güne daha uyanık, daha hesapçı kılıyordu. Selim’in beni sıradanlaştıran körlüğü ile Kerem’in beni adeta bir hedefe koyan gözü kara cüreti arasında sıkışıp kalmayacaktım. Bir kurban gibi sessizce köşeme çekilmek yerine, bu gerilimi kendi ellerimle yönetmeye karar verdim. Planım hazırdı. Salı gecesi Selim yine “Küçük bir toplantı yapacağız, bir şeyler hazırla” diyerek grubu eve davet ettiğinde, her zamankinden farklı davrandım. Aynanın karşısına geçtim; uzun süredir dolabın en arka köşesinde duran, omuzları açıkta bırakan zümrüt yeşili elbisemi giydim, saçlarımı zarif bir dağınıklıkla topladım. Odaya her adım atışımda kokumu geride bırakan o eski, unutulmuş parfümümü sürdüm. Salona girdiğim an ortamdaki havanın nasıl bir anda ağırlaştığını hissettim. Selim telefonundaki maillere bakarken sadece “Şunları masaya bırakıver” dedi, yüzüme bile bakmadı. Fakat Kerem… Kerem’in elindeki kadeh neredeyse parmaklarının arasında dondu. Göz bebeklerinin nasıl büyüdüğünü, bakışlarının omuzlarımdan bileklerime kadar nasıl aç bir iştahla indiğini adım adım izledim. O an, iplerin benim elime geçtiğini anladım. Gece ilerledikçe oyunumu incelikle ördüm. Diğer arkadaşların kahvelerini servis ederken mesafemi korudum; ancak Kerem’e fincanını uzatırken biraz daha eğildim, gözlerinin en derinine baktım ve dudaklarımda hafif, kışkırtıcı bir tebessüm bıraktım. Fincanı alırken parmakları bileğime dokundu. Kaçmadım. Aksine, fısıltıyla “Mutfakta taze kahve var, getireyim mi?” dedim, sadece onun duyabileceği bir tonda. Kerem’in nefesi hızlandı. Başını usulca salladı. Salondan çıkıp mutfağa geçtim. Kalbim göğüs kafesimi dövüyordu ama korkudan değil, kendi gücümün bilincine varmaktan. Işıkları bilerek loş bıraktım. Birkaç dakika sonra arkamdaki kapı hafifçe aralandı. İçeri girdi, kapıyı arkasından neredeyse tamamen kapattı. Aramızdaki mesafe iki adıma indiğinde Kerem’in gözlerindeki o saklanamaz arzu ve cüret tüm çıplaklığıyla karşımdaydı. “Burada ne yaptığının farkındasın, değil mi?” diye fısıldadı Kerem, sesindeki pürüzlü tonda hem bir meydan okuma hem de bastırılamayan bir açlık vardı. “Selim seni görmüyor bile. Ama ben… ilk günden beri aklımdan çıkaramıyorum.” Bana doğru bir adım daha attı, eli omzuma uzanmak üzereydi. Gözlerinde, istediğini alacağından emin bir avcının küstahlığı vardı. Tam o anda, geri çekilmek yerine ona doğru yarım adım yaklaştım; kokusunu, heyecanını, nefesindeki gerilimi yüzümde hissedecek kadar yakınına geldim. Ve sonra, cebimden küçük bir kayıt cihazı ile Selim’in çalışma masasından aldığım şirket dosyasını tezgahın üzerine sertçe bıraktım. Kerem duraksadı. Yüzündeki o tutkulu maske, saniyeler içinde soğuk bir şaşkınlığa dönüştü. “Gözlerinin üzerimde olmasını bir zaaf zannettin,” dedim, sesimdeki fısıltı yerini buz gibi bir netliğe bırakmıştı. “Ama yanıldın Kerem. Selim’in körlüğü seni ne kadar cesur yaptıysa, senin bu açgözlülüğün de bana ihtiyacım olan her şeyi verdi.” Dosyanın kapağını açtım. Selim’in aylardır “arkadaşlarım” dediği o adamlarla arka planda kurduğu, ailemden kalan birikimi de içine katarak Kerem’in şirketi üzerinden yürüttüğü usulsüz sözleşmelerin kopyaları içerideydi. Kerem’in son haftalarda evimize bu kadar sık gelmesinin, bana olan o cüretkar ilgisinin arkasında sadece saf bir arzu değil, aynı zamanda Selim’in hayatını ve zayıflıklarını içeriden ele geçirme kibri de yatıyordu. Telefonunu her salonda unuttuğunda, bana her yaklaştığında aslında kendi açığını bana sunmuştu. “Sen Selim’in sırtına basarak yükselmeyi, beni de bu evin unutulmuş bir süsü olarak kullanmayı planladın,” dedim, gözlerine hiç kırpmadan bakarak. “Ama ben ne bu evin hizmetçisiyim ne de senin gizli kaçamağın. Yarın sabah hem bu dosyalar hem de aramızdaki bu ‘özel’ konuşmalar Selim’in ve avukatımın masasında olacak. Ev de benim adıma geçecek, şirket hisseleri de.” Kerem bir şey söylemek için dudaklarını araladı ama tek bir kelime bile çıkaramadı. O kibirli, arzulu bakışların yerini çaresiz bir bozgun almıştı. Mutfağın kapısını ardına kadar açtım. Salona döndüm, çantamı ve kabanımı aldım. Selim hâlâ kanepede arkadaşlarına bir şeyler anlatıyor, hayali projelerinden bahsediyordu. Kapının eşiğinde durup ona son bir kez baktım; etrafındaki sahte dostların gürültüsünde kendi yalnızlığını bile fark edemeyen bir adama baktım. “Ben gidiyorum Selim,” dedim sakin bir sesle. “Mutfakta seni bekleyen çok önemli bir misafirin var. Hesabı kapatmayı unutmayın.” Kapıyı arkamdan çektim ve apartmandan sokağa çıktım. Gece rüzgarı yüzüme vurduğunda, uzun zamandır ilk kez ciğerlerime dolan havanın bu kadar temiz, bu kadar özgür olduğunu hissettim. Başkalarının oyununda bir figüran olmayı reddetmiş, kendi hayatımın başrolünü geri almıştım.
Benzer Galeriler
-
Fedakârlığın Ötesinde Bir Yaşam: Müzeyyen Hanım’ın Onur Mücadelesi
-
Havalimanındaki 35 Dakikalık Rötardan Doğan 6 Yıllık Saklı Gerçek
-
Garajdaki Gizemli Koku ve Arabadaki Gözyaşları: Bir Ailenin Saklanan Gerçeği
-
Görünmez Kılınan Kızın Gizli Zaferi
-
Evladımın Doğum Gününde Karşılaştığım Acı Gerçek: Bir Arabada Başlayan Yeni Bir Hayat
-
Doğumhanede 10 Santim Açıklığım Varken Kocamın Yüzüme Haykırdığı İtiraf: “Zaten Bir Oğlum Var, Kızına Zırnık Koklatmam!” — Ertesi Gün Boşalttığım Malikânede Karşılaştığı Manzara Aklını Başından Aldı


