Ana Sayfa 4.09.2026

Kocam 35 yıl boyunca her sabah saat 4’te kendini banyoya kilitledi

1 / 2

Anahtar deliğine eğildiğimde önce hiçbir şey göremedim. Banyonun içi karanlıktı. Cemil ışığı yakmamıştı. Yalnızca lavabonun üzerinde duran küçük gece lambasının solgun ışığı kapının altından sızıyordu.

Tam geri çekilecektim ki içeriden bir ses duydum.

Cemil ağlıyordu.

Otuz beş yıldır her sabah saat dörtte yaptığı şeyin bu olduğunu düşünmek bile içimi parçaladı. Ama sonra başka bir ses işittim.

Bir kadının sesi.

Fısıltıyla konuşuyordu.

“Bugün de geldin mi?”

Nefesim kesildi.

Elimi ağzıma kapattım. Dizlerimin bağı çözülecek gibi oldu. Cemil’in başka bir kadınla konuştuğuna artık emindim.

Fakat birkaç saniye sonra içeriden gelen cevap, bütün düşüncelerimi değiştirdi.

“Geleceğim demiştim. Sözümü tutacağım.”

Kadının sesi titriyordu.

“Bunca yıl sonra hâlâ bizi bırakmadın.”

Bizi…

Bu kelimeyi duyduğum anda kalbim daha hızlı atmaya başladı.

Cemil’in başka bir kadını mı vardı?

Yoksa yıllardır benden sakladığı başka bir ailesi mi?

Kapının koluna uzanıp içeri girmek üzereydim. Fakat tam o sırada Cemil’in sesi yükseldi.

“Artık zamanı geldi. Neriman’ın bunu öğrenmesi gerekiyor.”

Donup kaldım.

Benim adımı duymuştum.

Demek konu bendim.

Geri çekilip koridorun karanlığına saklandım. Birkaç dakika sonra kapı açıldı. Cemil dışarı çıktı. Yüzünü yıkamıştı ama gözleri kıpkırmızıydı. Beni görmedi.

Sessizce yatak odasına döndüm.

O sabah onun yanına uzandığımda gözlerimi kapattım ve uyuyormuş gibi yaptım. Cemil yatağa girdi, uzun süre kıpırdamadan tavana baktı. Sonra elini uzatıp benim elimi tuttu.

Parmakları titriyordu.

O an içimdeki öfke biraz olsun dağıldı.

Çünkü insan suçluysa genellikle kendini korumaya çalışırdı.

Cemil ise sanki otuz beş yıldır kendisini değil, beni korumaya çalışıyordu.

Ama neden?

Ve o banyodaki kadın kimdi?

Gün boyunca hiçbir şey söylemedim. Cemil işe gitmek için hazırlandığında onu kapıya kadar uğurladım. Ayakkabılarını giyerken bana baktı.

“İyi misin?”

“İyiyim.”

Yalan söyledim.

O da bana uzun uzun baktı. Sanki söylemek istediği bir şey vardı ama yine sustu.

Kapı kapandıktan sonra yıllardır ilk kez onun eşyalarını karıştırmaya başladım.

Dolabını açtım. Eski gömleklerine baktım. Çekmecelerini tek tek kontrol ettim. Fakat ne bir mektup ne de gizli bir telefon buldum.

Tam vazgeçecekken eski bir ayakkabı kutusunun içinde sararmış bir fotoğraf gördüm.

Fotoğrafı elime aldığım anda nefesim kesildi.

Fotoğrafta genç bir Cemil vardı.

Yanında da henüz yirmili yaşlarında genç bir kadın duruyordu.

Kadının kucağında küçücük bir bebek vardı.

Fotoğrafın arkasında tek bir tarih yazıyordu.

Fotoğrafı tekrar tekrar çevirdim.

Kadının yüzüne baktım.

Onu tanıyordum.

Hem de çok iyi tanıyordum.

Yıllar önce aynı mahallede yaşayan, daha sonra ortadan kaybolan Sevda adında bir kadındı.

Fakat asıl şok fotoğraftaki bebekti.

Çünkü o bebeğin boynunda, çocuklarımızdan birinde yıllarca gördüğüm küçük doğum lekesinin aynısı vardı.

Ellerim titremeye başladı.

Cemil eve döndüğünde fotoğrafı masanın üzerine koydum.

Beni görünce olduğu yerde kaldı.

“Bunu nereden buldun?”

“Artık bana yalan söyleme.”

Cemil sandalyeye oturdu.

Başını iki elinin arasına aldı.

“Otuz beş yıl önce sana anlatamadığım bir şey vardı.”

“Sevda kim?”

Uzun bir sessizlik oldu.

“Senin sandığın kişi değil.”

“Peki bu çocuk kim?”

Cemil gözlerini kaldırdı.

“Benim.”

Dünyam başıma yıkılmış gibi hissettim.

Ama Cemil hemen devam etti.

“Fakat onu terk etmedim.”

O gece, otuz beş yıllık evliliğimizde hiç duymadığım bir hikâyeyi dinledim.

Cemil benimle tanışmadan önce Sevda ile kısa bir ilişki yaşamıştı. Sevda hamile kaldığında ailesi onu başka biriyle evlendirmeye zorlamıştı. Çocuk dünyaya geldiğinde ise işler daha da kötüleşmişti.

Bebeğin ciddi bir sağlık sorunu vardı.

Sevda’nın ailesi onu istemiyordu.

Cemil’in ise o dönemde ne parası vardı ne de gücü.

Buna rağmen bebeğini bırakmayı reddetmişti.

Fakat Sevda bir süre sonra ortadan kaybolmuştu.

Cemil çocuğunu aramaya başlamıştı.

Aylar sonra onu bulduğunda çocuk bir akrabasının yanında kalıyordu. Küçücük bebeğin tedaviye ihtiyacı vardı.

Cemil gizlice çalışıp kazandığı paranın büyük bölümünü onun tedavisine harcamıştı.

Sonra benimle tanışmıştı.

“Bana neden anlatmadın?” diye sordum.

“Çünkü seni kaybetmekten korktum.”

“Beni kandırdın.”

“Evet.”

Cemil’in bu cevabı beni şaşırttı.

Bahane üretmedi.

Kendisini savunmadı.

Sadece başını eğdi.

“Hayatım boyunca yaptığım en büyük hataydı. Ama seni evlendikten sonra da bu çocuğu bırakamadım. Sana söylemeye cesaret edemedim.”

“Peki otuz beş yıl boyunca her sabah saat dörtte banyoda ne yaptın?”

Cemil gözlerini kapattı….

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

1 / 2
Tema Tasarım |