- Defne’nin eli avucumun içindeydi. Parmakları titriyordu ama henüz bir kriz başlamamıştı. Ben ise kutunun içinden ne çıktığını görebilmek için herkes gibi yerimden hafifçe doğruldum. Kadın kutuya öfkeyle bakıyor, sonra da kabin görevlisine bağırıyordu. “Benimle dalga mı geçiyorsunuz? Bu yaptığınız rezalet!” Kabin görevlisi sakinliğini bozmadan, “Hanımefendi, lütfen sesinizi alçaltın.” dedi. Kadın kutuyu havaya kaldırınca içindekileri görebildik. Kutunun içinde pahalı bir hediye ya da ücretsiz bilet yoktu. Sadece zarif bir zarf, küçük bir oyuncak uçak ve üzerinde şu cümle yazan bir kart vardı: “Gerçek ayrıcalık, sahip olduğunuz koltuk değil; başkasına gösterdiğiniz nezakettir.” Kadın öfkeyle kartı buruşturdu. “Ben bunun için mi sevindirildim? Bana hakaret ediyorsunuz!” Tam o sırada pilot tekrar anons yaptı. “Sayın yolcularımız, birkaç dakikanızı rica ediyorum.” Kabindeki uğultu tamamen kesildi. “Bugün yaşanan oturma düzeni hatası tamamen şirketimize aittir. Bunun için tüm yolcularımızdan özür diliyoruz. Ancak ekibimiz, küçük bir ricaya verilen cevabın hepimize önemli bir ders olacağını düşündü.” Kadın şaşkınlıkla etrafına bakıyordu. Pilot devam etti. “Bir çocuğun ihtiyaç duyduğu koltuğu paylaşmayı kabul eden yolcumuz olsaydı, kendisine teşekkür etmek amacıyla hazırladığımız gerçek sürprizi takdim edecektik.” Bu sözlerle birlikte bütün uçak sessizliğe büründü. Kadının yüzündeki ifade yavaş yavaş değişmeye başladı. Meğer biraz önce verilen kutu yalnızca sembolik bir karttan ibaretti. Asıl ödül henüz verilmemişti. Pilot konuşmasını sürdürdü. “Ne yazık ki yardım teklifimiz kabul edilmediği için hazırladığımız ödülü farklı bir yolcumuza vermeye karar verdik.” Ardından kabin görevlileri bizim bulunduğumuz sıraya doğru yürümeye başladı. Ne olduğunu anlayamamıştım. Görevli önümde durdu. “Gün boyunca gösterdiğiniz sabır ve anlayış için teşekkür ederiz.” Elime kalın bir zarf bıraktı. Şaşkınlık içinde açtım. İçinden, dönüş yolculuğumuz için business class yükseltmesi, havayolunun ailelere yönelik ücretsiz seyahat kuponu ve Defne adına hazırlanmış küçük bir pilot rozeti çıktı
- Rozetin arkasında şu yazıyordu: “En cesur ilk uçuş.” Defne rozeti görünce gözleri parladı. Hayatında ilk kez yüzünde o kadar rahat bir gülümseme gördüm. Kabin görevlisi diz çökerek ona küçük oyuncak bir uçak uzattı. “Bu senin.” Defne oyuncağı iki eliyle tuttu. Sonra usulca, “Teşekkür ederim.” dedi. O tek kelime bile beni ağlatmaya yetmişti. Bütün kabin alkışlamaya başladı. Az önce pencere koltuğunu vermeyi reddeden kadın ise başını önüne eğmişti. Fakat olay henüz bitmemişti. Pilot son bir kez anons yaptı. “Bir ricamız daha olacak.” Görevli kadının yanına giderek sessizce bir şey söyledi. Kadın önce itiraz etti. Ardından etrafındaki onlarca kişinin bakışlarını hissedince derin bir nefes aldı. Yavaşça ayağa kalktı. Bizim bulunduğumuz sıraya kadar yürüdü. Defne’nin önünde durdu. Bir süre konuşamadı. Sonunda güçlükle, “Özür dilerim.” diyebildi. Defne ona baktı. Hiçbir şey söylemeden sadece başını salladı. Kadın gözlerini kaçırdı. Sonra kabin görevlisine dönerek, “Eğer hâlâ mümkünse… pencere kenarına küçük kız otursun.” dedi. Görevli gülümsedi. “Teşekkür ederim hanımefendi.” Defne pencerenin yanına geçtiğinde bulutları görür görmez omuzları gevşedi. Yol boyunca tek bir kriz bile yaşamadı. Camdan dışarı bakıp güneşi izledi. Ara sıra bana dönüp gülümsüyordu. O an, o pencere koltuğunun neden bu kadar önemli olduğunu sadece ben değil, uçağın tamamı anlamıştı. İniş yaptıktan sonra yolcular sırayla çıkarken birçok kişi yanıma uğradı. Yaşlı bir amca omzuma dokundu. “Kızın çok cesurmuş.” dedi. Genç bir kadın Defne’ye küçük bir çikolata uzattı. Bir anne ise, “Bugün bana empatiyi yeniden hatırlattınız.” diye fısıldadı. En son çıkansa o kadındı. Yanımdan geçerken tekrar durdu. Bu kez sesi çok daha sakindi. “Benim de yıllar önce özel gereksinimli bir yeğenim vardı. Sanırım zamanla bazı şeyleri unuttum. Bugün bana hatırlattınız.” Ne diyeceğimi bilemedim. Sadece, “Umarım bir daha kimse böyle bir durumda kalmaz.” dedim. Kadın başını salladı ve sessizce uzaklaştı. Havaalanından çıkarken Defne elimi sıktı. “Baba…” “Efendim güzel kızım?” “Bulutlar çok güzeldi.” Gülümsedim. “Evet.” Sonra ekledi: “Ama insanlar bulutlardan daha güzel olabiliyor.” O küçücük cümle beni derinden etkiledi. O gün anladım ki çocuklar, dünyayı bizim karmaşık kurallarımızla değil, kalpleriyle görüyorlardı. Bazen bir pencere kenarı koltuğu sadece bir koltuk değildir; bir çocuğun huzuru, bir annenin ya da babanın çaresizliği ve bir yabancının vicdanını sınayan sessiz bir imtihandır. Ve o uçakta herkes farklı bir ders aldı. Defne ise en değerli dersi çoktan öğrenmişti: Nezaket, hiçbir zaman satın alınamaz; ama bir insanın hayatını sonsuza kadar değiştirebilir.

