Ana Sayfa 5.11.2026

Kız kardeşim, beş yaşındaki kızını üç günlüğüne bana bıraktı. Ben de bütün yapmam gerekenin ona çizgi film izletmek ve hazır bir şeyler ısıtmak olduğunu sanıyordum.

1 / 2

Cem’in sağ elinde, küçük siyah bir cihaz vardı.

İlk bakışta araba anahtarlığına benziyordu.

Ama üzerindeki kırmızı ışık yanıp sönüyordu.

Elif onu görür görmez kulaklarını kapattı.

“Dayı…

Lütfen.

Beni yine izlemeyecek, değil mi?”

Dizlerimin bağı çözüldü.

Telefon hâlâ kulağımdaydı.

“Aylin, beni iyi dinle.

Cem şu an kapımın önünde.”

Kız kardeşim ağlamayı kesti.

“Hayır…

Murat, o cihazı yanında mı?”

“Evet.

Elinde siyah bir şey var.

Üzerinde kırmızı ışık yanıyor.”

Telefonun diğer ucundan boğuk bir ses yükseldi.

“Allah’ım…”

“Aylin, artık bana her şeyi anlatacaksın.

Şimdi!”

Tam cevap verecekti ki kapı yeniden yumruklandı.

“Murat!

Aç şu kapıyı.

Bu aile meselesi.

Dışarıya rezil olmayalım.”

Cem’in sesi değişmişti.

Az önceki sakin adam gitmiş, yerine emir veren biri gelmişti.

Elif arkamdan fısıldadı:

“Dayı, açma.

Açarsan yine ceza verecek.”

O an kararımı verdim.

“Canım, sen odana git.

Kapıyı açık bırak.

Ben buradayım.”

“Beni kilitlemeyeceksin, değil mi?”

“Hayır.

Sana söz veriyorum.”

Telefonu hoparlöre aldım.

“Aylin, polisi arıyorum.

Sen de hemen bulunduğun yerdeki polise başvur.”

Cem kapının arkasından güldü.

“Polis mi?

Murat, saçmalama.

Beş yaşındaki bir çocuğun söyledikleriyle koskoca bir adamı mı suçlayacaksın?”

İşte o cümle…

Bana her şeyi anlatmıştı.

Kendini savunmak yerine Elif’in sözlerini değersizleştirmeye çalışıyordu.

Üstelik daha kimse ona ne anlattığımızı söylememişti.

“Ben sana ne duyduğumu anlatmadım, Cem.”

Sessizlik.

Sonra kapıya bir yumruk daha geldi.

“Bak Murat.

Aylin’in hayatını mahvetme.

O kadın benim sayemde ayakta duruyor.”

İşte o sırada telefonumdaki hoparlörden Aylin’in sesi duyuldu.

“Yeter artık, Cem!

Yeter!”

Cem birden sustu.

“Aylin mi o?”

“Evet,” dedim.

“Kız kardeşim burada.

Seni dinliyor.”

Kapının arkasından sert bir küfür duydum.

Ardından telefonum çaldı.

Aylin beni arıyordu.

Diğer hattı kapatıp aramayı cevapladım.

“Murat, sana bir şey gönderdim.

Lütfen hemen aç.”

Telefonuma bir fotoğraf geldi.

Fotoğrafta küçük, siyah bir kamera vardı.

Bir duman dedektörünün içine yerleştirilmişti.

Altında da birkaç mesajın ekran görüntüsü bulunuyordu.

Cem’in Aylin’e gönderdiği mesajlar…

“Elif bugün yine yemek istedi.”

“Onu şımartıyorsun.”

“Çocuk kuralları öğrenmeli.”

Bir başka mesajda ise şunlar yazıyordu:

“Odasına koyduğum cihaz sayesinde ne yaptığını biliyorum.

Bana yalan söyleyemez.”

Dişlerimi sıktım.

Ama en alttaki mesaj beni olduğum yerde dondurdu.

“Sen de bana karşı gelirsen, senin de ne yaptığını herkese gösteririm.”

“Aylin…

Bu adam seni de mi tehdit ediyordu?”

Kız kardeşim hıçkırdı.

“Evet.

Bir süredir telefonumu kontrol ediyordu.

Hesaplarıma bakıyordu.

Elif’i bana karşı kullanıyordu.”

“Peki o liste?”

Uzun bir sessizlik oldu.

“Listeyi ben yazmadım, Murat.”

Bunu zaten tahmin ediyordum.

“Cem mi yazdı?”

“Evet.

Bir gün mutfak masasının üzerinde gördüm.

Elif’in yaptığı bir hata yüzünden ceza çizelgesi hazırlamıştı.

Onun çocuk olduğunu unutmuştu.”

“Peki neden sustun?”

Bu soruyu sorarken sesim titredi.

Aylin ağlamaya başladı.

“Çünkü korktum.

Önce bana bağırıyordu.

Sonra para vermemeye başladı.

Ev kirasını, faturaları, her şeyi kontrol ediyordu.

Elif’i de kullanıyordu.

Beni terk ederse kızımı benden alacağını söylüyordu.”

Bir an gözlerimi kapattım.

Kız kardeşim de yıllardır bir kafesin içinde yaşıyordu.

Ama bu, Elif’in aç bırakılmasını açıklamıyordu.

Haklı çıkarmıyordu.

“Peki kameradan daha kötü olan şey neydi?”

Aylin’in cevabı gecenin en ağır cümlesi oldu.

“Cem’in telefonunda Elif’e ait kayıtlar vardı.

Onu ağlarken çekmiş.

Aç kaldığında, özür dilediğinde…

Hepsini saklamış.

Bana da bunları gönderip Elif’in ne kadar itaatsiz olduğunu söylüyordu.”

Elimi masaya dayadım.

“Bunları polise vereceğiz.”

“Bir şey daha var, Murat.”

“Nedir?”

“Cem, Elif’i benim öz kızım olmadığına inandırmaya çalışmış.”

Nefesim kesildi.

“Ne?”

“Babasının onu istemediğini, benim de onu sadece mecbur olduğum için büyüttüğümü söylemiş.

Elif bu yüzden sürekli özür diliyor.”

O anda üst kattan küçük ayak sesleri geldi.

Elif merdivenin başında durmuştu.

Her şeyi duymuştu.

“Dayı…”

Telefonu indirdim.

“Efendim canım?”

“Ben gerçekten kötü bir kız mıyım?”

İşte insanın dünyasını yıkan şey bazen bir çocuğun tek bir sorusudur.

Yanına gittim.

Dizlerimin üzerine çöktüm.

“Hayır Elif.

Sen çok güzel bir çocuksun.

Kimsenin sana böyle hissettirmeye hakkı yok.”

“Peki annem beni seviyor mu?”

Gözlerim doldu.

“Annen seni çok seviyor.”

Elif bir süre yüzüme baktı.

Sonra küçücük elleriyle boynuma sarıldı.

“Ben de annemi seviyorum.

Ama Cem gelince annem de susuyor.”

Bu cümleyi duyduğumda artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını biliyordum.

Tam o sırada dış kapının kolu hareket etti.

Cem anahtarı kilide sokmuştu.

Bir kez çevirdi.

Açılmadı.

Bir daha denedi.

Sonra kapıya vurdu.

“Murat!

Anahtarımı neden değiştirdin?”

“Burası benim evim.

Anahtarının olması, istediğin zaman girebileceğin anlamına gelmiyor.”

“Sen kimsin de bana hesap soruyorsun?

Elif benim kızım!”

“Öyleyse neden beş yaşındaki bir çocuğa yemek için izin almayı öğrettin?”

Sessizlik…

Ardından Cem’in sesi yükseldi.

“Sen bu aileyi birbirine düşürüyorsun!

El alem ne der?

İnsan kendi kız kardeşinin yuvasını yıkar mı?”

Acı acı güldüm.

“El alem mi?

Sen önce bu çocuğun gözlerinin içine bakmayı öğren.”

Kapının önünde birkaç saniye sessizlik oldu.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

1 / 2
Tema Tasarım |