DOLAR
Alış: 44.93
Satış: 45.11
EURO
Alış: 52.53
Satış: 52.74
GBP
Alış: 60.55
Satış: 61.00
Karısını sokağa attı, 9 yıl sonra o ağa yıkık bir kulübe önünde paslı tekerlekli sandalyeye bakıp donakaldı
Yavuz, karşısındaki adamın ölmediğini görünce tekrar hamle yapmaya yeltendi ama Demir, bir aslan gibi yerden doğruldu. Hayatı boyunca şirketler deviren, rakiplerini yok eden o pençeler, bu kez bir babanın vahşetiyle Yavuz’un boğazına yapıştı. “Benim olanı almaya gelmiştim,” dedi Demir, sesi cehennemin dibinden geliyordu. “Ama senin canını almaya karar verdim.” Yavuz’un gözleri fal taşı gibi açıldı; karşısındaki adamın sadece bir milyarder değil, bir cellat olduğunu o an anladı. Demir, adamı bir çöp torbası gibi kapının dışına fırlattı. “Defol git! Ve bu köyü, bu kadını, bu çocuğu bir daha rüyanda bile görme. Yoksa seni yeryüzünden silerim!”
Dışarıda fırtına dinerken, içeride başka bir fırtına koptu. Demir, titreyen elleriyle Leyla’nın yanına çöktü. O lüks İstanbul beyefendisi gitmiş, yerine aciz bir günahkar gelmişti. “Leyla,” dedi hıçkırarak. “Beni affetme. Ben affedilmeyi hak etmiyorum. Ama izin ver, bu çocuğun gözlerindeki o nefreti sileyim.”
Leyla, donuk gözlerle tavana bakıyordu. “Sen dokuz yıl önce o kapıyı kapattığında, sadece beni değil, kendi insanlığını da dışarıda bıraktın Demir. Şimdi hangi yüzle geri geliyorsun? Bu çocuk, senin adını değil, senin yokluğunu taşıdı bu yaşa kadar.”
O an Aslan yaklaştı. Elindeki cam parçasını yere bıraktı. Küçük parmaklarıyla babasının elini tuttu. Ama bu bir sevgi dokunuşu değildi. “Sen o musun?” dedi çocuk. “Annemi ağlatan, bizi bu çukurda unutan o zengin adam?” Demir cevap veremedi, sadece başını öne eğdi. Aslan, babasının ceketindeki o gümüş rozeti söküp attı. “Bize senin paran lazım değil. Annemi ayağa kaldırabilir misin? Ona kaybettiği bacaklarını geri verebilir misin? Eğer veremeyeceksen, hemen şimdi git!”
Demir Karahan, o gün o yıkık dökük kulübede öldü. İstanbul’daki o kibirli gölge yok oldu. Yerine, hayatının geri kalanını o küçük kulübenin önünde nöbet tutmaya adayacak olan bir adam doğdu. Demir, servetini bu köyü baştan aşağı değiştirmek, dünyanın en iyi cerrahlarını Erzurum’un bu sapa köyüne getirmek için harcamaya yemin etti. Ama en büyük savaşı, o küçük çocuğun kalbindeki buzları eritmek olacaktı.
Aylar sonra, Erzurum’un ayazında, o yıkık dökük kulübenin yerinde şimdi sıcak bir yuva yükseliyordu. Leyla, tekerlekli sandalyesinde bahçedeki ilk çiçeklere bakarken, Demir uzaktan onları izliyordu. İçeri girmeye hala cesareti yoktu; o kapının eşiğinde bir yabancı gibi bekliyordu. Aslan, elinde bir bardak sıcak Türk çayıyla babasına yaklaştı. Çayı Demir’in önüne bıraktı ve tek bir kelime etmeden içeri girdi.
Demir, o acı çayı yudumlarken ağladı. İlk kez bir bardak çay, milyonlarca Lira’dan daha değerliydi. Drama sona ermişti ama asıl hikaye şimdi başlıyordu. Bir adamın kibrinden arınıp, bir babaya dönüşmesinin hikayesi. Erzurum’un karlı dağları, bir ailenin yeniden doğuşuna şahitlik ediyordu. İnsanlık, cüzdanda değil, o küçücük bir bardak çayın sıcaklığındaydı. Geçmişin yaraları asla tamamen kapanmayacaktı ama artık o yaralar kanamıyordu. Demir Karahan, o kapıyı dokuz yıl önce kapatmıştı; şimdi ise o kapının önünde diz çökerek, bir ömür boyu sürecek olan affını bekliyordu. Her şey yerli yerindeydi, her şey olması gerektiği kadar gerçek ve hüzünlüydü. Karahan soyunun karanlığı, Anadolu’nun şefkatli toprağında huzur bulmuştu.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Diğer Galeriler
-
Karısını sokağa attı, 9 yıl sonra o ağa yıkık bir kulübe önünde paslı tekerlekli sandalyeye bakıp donakaldı
-
Bebeğimi her gün yalnızlıktan ölmesin diye komşuma bırakıyordum
-
Düğün gecemde, kayınpederim kolunun altında bir yastıkla odamıza girdi ve “varisi çağırmak için” aramızda uyuyacağını söyledi
-
18 yaşındayken 7 kardeşimi evlat edindim
-
Aç Aslan Namaz Kılan Kadının
-
Kocam beni başka bir kadın için terk etti
