- Bebeğin sırtına baktığım anda neye uğradığımı şaşırdım. Minicik sırtının tam ortasında, kürek kemiklerinin arasında koyu kırmızı bir leke vardı. İlk bakışta bir doğum lekesine benziyordu. Fakat dikkatlice baktığımda bunun sıradan bir leke olmadığını fark ettim. Lekenin hemen altında, derinin üzerinde ince ve belirgin bir çizgi vardı. Sanki bir ameliyat izi gibiydi. “Bu da ne?” diye fısıldadım. Derya bir anda yüzünü kapattı. Kaan ise duvara yaslanmış, gözlerini bebekten kaçırıyordu. “Bize bunu neden daha önce söylemediniz?” diye bağırdım. Kaan başını kaldırdı. “Çünkü bilmiyorduk.” “Ne demek bilmiyordunuz?” Doktor o sırada odaya girdi. Yüzündeki ciddi ifadeyi görünce içimdeki korku daha da büyüdü. “Lütfen sakin olun,” dedi. “Bebeğin sırtındaki oluşumu fark ettik. İlk muayenede bunun daha ayrıntılı incelenmesi gerektiğini düşündük.” “Peki ne anlama geliyor?” diye sordum. Doktor birkaç saniye sustu. “Bebeğin omurga bölgesinde doğuştan gelen bir gelişim farklılığı olabilir. Henüz kesin bir şey söyleyemeyiz. Görüntüleme yapılması gerekiyor.” Derya ağlamaya başladı. Kaan ise birden öne çıktı. “Doktor, bu durum kalıcı mı?” “Bunu şu an söyleyemem.” Kaan’ın yüzündeki korku daha da belirginleşti. Ama onun korktuğu şeyin bebeğin hastalığı olmadığını hissediyordum. Çünkü bebeğin sırtına her baktığında gözlerinde başka bir şey vardı. Suçluluk. O an ona döndüm. “Kaan, bana gerçeği söyle.” “Ne gerçeği?” “Bu bebeğin sırtını görünce neden bu kadar korktun?” Cevap vermedi. Derya da başını kaldırıp kocasına baktı. “Kaan…” Kaan gözlerini kapattı. Sonunda derin bir nefes aldı. “Çünkü ben bunu daha önce gördüm.” Odaya bir sessizlik çöktü. “Ne demek istiyorsun?” “Bu izin aynısını…” Sesi titredi. “On iki yıl önce gördüm.” Kalbim hızla çarpmaya başladı. “Nerede?” Kaan bana baktı. “Bizim hastanede.” Ne söylediğini anlamaya çalışıyordum. Sonra devam etti. “Derya’yla çocuk sahibi olmak için yıllarca uğraştığımızı biliyorsun. Ama sana anlatmadığımız bir şey vardı.” Derya ağlayarak başını salladı. Kaan devam etti. “İki yıl önce tüp bebek tedavisine başladığımızda birkaç embriyo oluşturuldu. Doktorlar bize bunlardan birinin ileride kullanılabileceğini söyledi. Fakat bir süre sonra kliniğin kayıtlarında büyük bir karışıklık olduğu ortaya çıktı.” “Ne karışıklığı?” “Başka bir aileye ait tıbbi dosyayla bizim dosyamız birbirine karışmıştı.” Nefesim kesildi. “Peki?” “Bize bunun sadece evrak hatası olduğu söylendi. Embriyoların karışmadığını söylediler.” “Ve sen buna inandın?” Kaan başını öne eğdi. “İnanmak zorundaydım.” Derya bir anda ayağa kalktı. “Hayır,” dedi. “Sen bana bunun kapandığını söylemiştin.” Kaan ona baktı. “Kapandığını sandım.” Sonra bana döndü. “Ta ki bebeğin sırtını görene kadar.” Doktor şaşkınlıkla onları dinliyordu. “Bahsettiğiniz eski kayıtların bununla bağlantısı olduğunu düşünüyorsanız, bunu araştırmamız gerekir.” Ben bebeğimi daha sıkı tuttum. “Bebeğim kimin?” Bu soruyu sorduğum anda herkes sustu. Kaan’ın gözlerinden yaşlar süzüldü. “Bilmiyorum.” O cümle içimde bir şeyleri parçaladı. Aylarca taşıdığım bebeğin kim olduğunu bilmiyorduk…
- Ama asıl büyük şok biraz sonra geldi. Hemşire odaya girip doktorun yanına yaklaştı. Elindeki dosyayı uzattı. “Doktor bey, arşivden eski kayıtları bulmuşlar.” Doktor dosyayı açtı. Bir süre okudu. Sonra yüzü değişti. “Bu mümkün değil…” Kaan hemen yanına gitti. “Ne oldu?” Doktor dosyadaki bir fotoğrafı gösterdi. Ben de uzaktan baktım. Fotoğrafta yıllar önce hastanede tedavi gören küçük bir kız çocuğu vardı. Sırtında, bebeğimizdekinin neredeyse aynısı olan doğum lekesi bulunuyordu. Fotoğrafın altında bir isim yazıyordu. Derya o ismi görünce donup kaldı. “Bu…” Kaan’ın sesi titredi. “Evet.” Doktor dosyayı kapattı. “Bu çocuğun ailesine ulaşmamız gerekiyor.” O an anladım. Kaan bebeği istemediği için değil, korktuğu için reddetmişti. Bebeğin sırtındaki işaret ona yıllar önce kaybettiği bir gerçeği hatırlatmıştı. Fakat hâlâ bir soru vardı. Bu bebeğin biyolojik ailesi kimdi? Saatler sonra yapılan testlerin sonucunu beklerken koridorda sessizce oturdum. Derya yanıma geldi. Gözleri şişmişti. “Benden nefret ediyor musun?” diye sordu. “Hayır.” “Bunca zaman sana her şeyi anlatmadığım için…” Başımı salladım. “Şimdi önemli olan tek şey bebeğin gerçeğini öğrenmek.” Ertesi gün sonuçlar çıktı. Doktor odasına çağrıldığımızda Kaan’ın elleri titriyordu. Doktor dosyayı masaya bıraktı. “Bebeğin biyolojik anne ve babasıyla ilgili sonuçlar kesin.” Kaan gözlerini kapattı. Derya nefesini tuttu. Doktor bana baktı. “Bu bebek sizin kardeşinizin ve Derya’nın çocuğu.” O an sanki bütün dünya yeniden yerine oturdu. Kaan’ın dizlerinin üzerine çöktüğünü gördüm. Ağlıyordu. “Ben onu neden bıraktım?” diye fısıldadı. Yanına gittim. “Çünkü korktun.” “Hayır,” dedi. “Ben baba olmaya layık değilmişim gibi davrandım.” Bebeği ona uzattım. “Bunu düzeltmek için hâlâ vaktin var.” Kaan bebeğini kollarına aldı. Bu kez yüzüne uzun uzun baktı. Bebeğin minicik eli parmağını kavradığında gözyaşları yanaklarından süzüldü. “Özür dilerim kızım,” diye fısıldadı. Derya da yanlarına geldi. Üçümüz bir süre sessizce bebeğe baktık. Birkaç hafta sonra bebeğin sırtındaki oluşum için gerekli tedavi planı hazırlandı. Doktorlar bunun korktuğumuz kadar kötü olmadığını ve düzenli takip ile kontrol altında tutulabileceğini söyledi. Kaan ise o günden sonra kızını bir an olsun yalnız bırakmadı. Benim içinse bu olay hayatım boyunca unutamayacağım bir ders oldu. Bir bebeğin sırtındaki küçücük iz, hepimizin korkularını ortaya çıkarmıştı. Ama aynı zamanda bize şunu öğretmişti: Bir insanın değerini kusursuz doğmuş olması belirlemez. Onu değerli yapan, sevildiğini hissetmesidir. Kaan o gün kızını ilk kez gerçekten kucağına aldığında, artık onun sırtındaki lekeye bakmıyordu. Gözlerine bakıyordu. Ve ben, kardeşimin yıllardır beklediği baba oluşuna o anda tanıklık ettim. Bazı yaralar insanı korkutur. Bazıları ise insanlara, birbirlerini bırakmamaları gerektiğini hatırlatır. Bebeğin sırtındaki iz de bizim için tam olarak böyle bir iz oldu.

