DOLAR
Alış: 46.16
Satış: 46.34
EURO
Alış: 53.57
Satış: 53.79
GBP
Alış: 61.88
Satış: 62.34
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
2.03.2026
İki kızınız da çok iyi gidiyor
- Üç yıl önce hayatım ikiye bölündü. İkiz kızlarımdan biri olan Defne aniden hastalandı; yüksek ateş, bitmeyen halsizlik, doktorların net bir şey söyleyemediği testler… “Büyük ihtimalle menenjit” dediler ama bu belirsizlik bile bizi hazırlayamadı. Birkaç gün içinde onu kaybettik. O günden sonra zaman benim için dondu. Hastanede serumlara bağlı kaldım, cenazeyle eşim ve kayınvalidem ilgilendi. Defne’yi toprağa verdiğimiz günü sis perdesinin arkasından hatırlıyorum. Geriye sadece Elif kaldı — ve ben, onun için ayakta durmaya çalışan yarım bir anne. Acı dinmedi. Evimizin her köşesinde Defne vardı; duvarda asılı iki pembe monttan biri artık hiç giyilmeyecekti. Elif’in kahkahası bile bazen canımı yakıyordu çünkü o kahkaha iki sesli olmalıydı. Üç yıl böyle geçti. Sonunda dayanamadım ve taşınmayı önerdim. Anılarla dolu evi sattık, kilometrelerce uzağa, kimsenin bizi tanımadığı bir şehre taşındık. Yeni bir başlangıç belki yaralarımıza merhem olur diye düşündüm. Elif ilkokula başlayacaktı. Okulun ilk günü sabahı saçlarını iki yandan örerken ellerim titredi. Aynaya baktığında Defne’yi görür gibi oluyordum. Elif heyecanlıydı; ben ise hem gururlu hem paramparça. Onu sınıfına bıraktım. Öğleden sonra almaya gittiğimde, öğretmeni Ayşe Öğretmen yanıma gülümseyerek yaklaştı. “İki kızınız da çok iyi gidiyor,” dedi. Nazikçe gülümsedim. “Sanırım bir karışıklık var. Benim bir kızım var, Elif.” Ayşe Öğretmen’in yüzündeki ifade değişti. “Elif’in ikizi yok mu? Çok benziyorlar. Sınıfı iki gruba ayırdık. Diğer gruptaki ders bitmek üzere. İsterseniz göstereyim.” Kalbim göğsümü yumruklamaya başladı. O an mantıklı hiçbir düşünce üretemedim ama öğretmeni takip ettim. Koridor boyunca yürürken ayak seslerim kulaklarımda çınlıyordu. Başka bir sınıfa girdik. Çocuklar sırayla çıkıyordu. Ayşe Öğretmen arka sırayı işaret etti. “İşte orada.” Nefesim kesildi. Sırada oturan küçük kız, Defne’nin aynısıydı. Aynı dalgalı saçlar, aynı gamze, aynı ürkek bakış. Göz göze geldiğimizde içimde yıllardır susturduğum çığlık yeniden yükseldi. “Adın ne canım?” diye fısıldadım. “Kübra,” dedi yumuşak bir sesle. Elif yanımıza koştu. İki kız yan yana durduğunda, aralarındaki benzerlik ürkütücüydü. Sanki zaman geriye sarılmış, Defne karşımda yeniden belirmişti. O gün eve döndüğümde ellerim buz gibiydi. Eşime anlattım. Önce tesadüf dedi, sonra benim yasımın bir oyunu olabileceğini düşündü. Ama ertesi gün o da okula geldi. Kübra’yı gördüğünde yüzü soldu. Kübra’nın ailesiyle tanışmak istedik. Birkaç gün sonra okul çıkışında annesiyle karşılaştık. Kadın tedirgindi ama nazikti. Konuştukça tuhaf bir ayrıntı ortaya çıktı: Kübra evlatlıktı. Üç yıl önce, başka bir şehirdeki bir çocuk esirgeme kurumundan alınmıştı. Doğum tarihi Elif’le aynıydı
- Başım dönmeye başladı. Üç yıl önce… aynı şehir… aynı tarih… Eşimle birbirimize baktık. Defne’nin hastanede öldüğü günleri düşündüm. Yoğun bakım, koşuşturmalar, imzalar… O süreçte neleri sorgulamıştık ki? Bize gösterilen bedenin gerçekten Defne olduğundan nasıl emin olmuştuk? O an aklıma gelmeyen sorular şimdi beynimi kemiriyordu. Resmi yollara başvurduk. DNA testi için izin alındı. Günler geçmek bilmedi. Elif, Kübra’dan bahsediyor, onunla arkadaş olmak istediğini söylüyordu. Ben ise her gece aynı kabusu görüyordum: Hastane koridorunda koşuyorum ama odaların numaraları değişiyor. Sonuç geldiğinde ellerim titriyordu. Zarfı açarken kalbimin sesini duyabiliyordum. Kübra, biyolojik olarak bizim kızımızdı. Dünya bir anlığına sustu. Defne ölmemiş miydi? Yoksa bize gösterilen çocuk başka biri miydi? Hastaneye gittik, eski kayıtlara ulaştık. O dönem aynı gün, aynı serviste iki kız çocuğu daha varmış. İsim benzerliği ve yoğunluk… Kayıtlarda karışıklık ihtimali olduğu ortaya çıktı. Resmi soruşturma başlatıldı. Gerçek yavaş yavaş netleşti: O kaos içinde, bize yanlış bilgi verilmişti. Defne sandığımız çocuk başka bir aileye aitti. Biz yas tutarken, bizim kızımız devlet korumasına alınmış, sonra evlatlık verilmişti. Kübra’nın — yani Defne’nin — evlatlık ailesi yıkılmıştı ama gerçeği inkâr etmediler. Onu sevmişlerdi; biz de seviyorduk. En zor karar buydu: Onu bir anda hayatından koparmak mı, yoksa birlikte bir yol bulmak mı? Uzun konuşmalar, gözyaşları, uzman görüşleri… Sonunda Defne iki aileli bir çocuk oldu. Resmen bize döndü ama evlatlık anne babası hayatından çıkmadı. Çünkü sevgi bölünmüyordu; çoğalıyordu. Elif ilk kez “Ablam geri geldi” dediğinde, içimde üç yıldır kapalı duran bir kapı aralandı. Defne’ye sarıldığım gün, yasımın yerini tuhaf bir huzur aldı. Kaybettiğimi sandığım çocuğum aslında hayattaydı — sadece yanlış bir karanlığın içinde kalmıştı. Okulun o ilk günü, Ayşe Öğretmen’in tek bir cümlesi hayatımızı değiştirmişti: “İki kızınız da çok iyi gidiyor.” Evet. Artık gerçekten iki kızım vardı. Ve bu kez, hiçbirini bırakmaya niyetim yoktu.


