DOLAR
Alış: 45.52
Satış: 45.70
EURO
Alış: 52.82
Satış: 53.03
GBP
Alış: 61.00
Satış: 61.46
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
24.05.2026
Herkes balıkçının yaşlı bir dul kadından faydalandığını düşündü
- BÖLÜM 1 “62 yaşında hamileyim… ve bebeğin babası merhum eşim değil!” Meral Hanım bunu yüksek sesle söylediğinde, doktor Demir’in muayenehanesi öyle bir sessizliğe gömüldü ki, tavandaki eski vantilatör bile durmuş gibi hissedildi. Kızı Zeynep, Trabzon Devlet Hastanesi’nde hemşire olarak çalışıyordu. Elini göğsüne götürdü, sanki kötü bir haber almış gibiydi. Ama bu kötü bir haber değildi. En azından Meral Hanım böyle hissetmek istemiyordu. —Anne, ne olur yanlış anladığını söyle… —diye fısıldadı Zeynep, yüzü bembeyaz olmuştu.— Senin torunların var. Sen artık büyükanne oldun. Meral Hanım çantasını göğsüne bastırdı. Altmış iki yaşındaydı, Trabzon’un sakin bir mahallesinde yaşıyordu, her cuma camiye gidiyor, cumartesi günleri mahalle pazarında ev yapımı börek satıyordu. Eşi Hasan Bey öldüğünden beri herkes ona sanki hayatı çoktan bitmiş gibi davranıyordu. Ama üç ay önce Cemal’le tanışmıştı. Cemal, Akçaabat’tan gelen bir balıkçıydı. Her hafta pazara taze hamsi ve levrek getirirdi. Kırk yaşındaydı; güneşten bronzlaşmış bir teni ve insana huzur veren bir bakışı vardı. Ona mesafeli bir şekilde “teyze” demiyordu. “Meral” diyordu… sanki hâlâ sevilebilecek bir kadınmış gibi. Önce balık getirdi. Sonra çay ısmarladı. Ardından akşam ezanı yaklaşırken apartmanın önünde uzun sohbetler başladı. Meral onu aramadı. Hiçbir şeyi planlamadı. Her şey kendiliğinden oldu. Ve yıllar sonra ilk kez biri onu dul, anne ya da büyükanne olarak değil… bir kadın olarak gördü. Baş dönmeleri başlayınca tansiyon sandı. Demli çayın kokusuna dayanamayınca mide problemi olduğunu düşündü. Ama Zeynep onu zorla doktora götürdü. Test sonucu her şeyi değiştirdi. —Bu yüksek riskli bir gebelik —dedi doktor.— Sürekli kontrol, test ve dikkat gerekecek. Zeynep, klinikten çıkmayı bile beklemedi. —Peki o adam bunu biliyor mu? —diye sordu, öfkesini zor bastırarak. Meral başını salladı. —İş için Akçaabat’a gitti. Dönerim dedi. Zeynep acı bir kahkaha attı. —Anne, lütfen… Senden çok daha genç, balıkçılık yapan, düzenli bir hayatı bile olmayan bir adamın geri döneceğine gerçekten inanıyor musun? Bu sözler Meral’in canını, aldığı teşhisten bile daha çok yaktı. O gece mutfağında tek başına oturdu. Masanın üzerinde hâlâ Cemal’in son gelişinde kullandığı ince belli çay bardağı duruyordu. Bardağı ellerinin arasına aldı, sanki hâlâ ondan bir parça taşıyormuş gibi. Ertesi gün haber mahalleye yayılmaya başladı. Önce komşusu Emine Hanım, onu hastaneden çıkarken gördü. Sonra Kur’an kursundan Ayşe Hanım, “merak ettiğini” söyleyerek Meral’in kendinden genç bir adamla birlikte olup olmadığını sordu. Cuma gününe gelindiğinde, mahallenin yarısı Meral Hanım’ın aklını kaçırdığını konuşuyordu. Pazar günü cami avlusuna geldiğinde, insanların bakışları iğne gibiydi. Ve tam kadınlar bölümünde her zamanki yerine oturmaya çalışırken, arkasından Zeynep’in sesini duydu: —Anne, eğer bu bebeği doğurmaya karar verirsen, beni yanında bilme. Meral olduğu yerde donup kaldı. Ama en kötüsü bu değildi. En kötüsü, Cemal’i caminin girişinde görmekti… elinde bir bavul vardı ve yanında genç bir kadın duruyordu; kadın koluna sıkıca tutunmuştu. Az sonra olacaklara kimse hazır değildi… BÖLÜM 2 Cemal yalnız değildi. Yanındaki genç kadın yirmili yaşlarının ortalarında görünüyordu. Uzun saçlıydı, sade giyinmişti ve gözleri korkuyla doluydu. Cami avlusundaki herkes dönüp onlara baktı. Emine Hanım, sanki kapıdan şeytan girmiş gibi dua okuyup elini göğsüne götürdü. Meral Hanım’ın dizlerinin bağı çözüldü. Zeynep hemen annesinin yanına geldi. —Gördün mü? Sana söylemiştim. O adamın başka bir hayatı var. Cemal, Meral’e doğru yürüdü ama genç kadın kolundan tuttu. —Baba… —diye mırıldandı.— Bunu burada yapma. Baba. O kelime avluya taş gibi düştü. Meral şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. Bu kadın Cemal’in eşi değildi. Sevgilisi de değildi. Kızıydı. Cemal derin bir nefes aldı. —Meral, beni affet. Sana daha önce söylemeliydim. Bu benim kızım, Elif. Fısıldaşmalar cami avlusunda kuru otların arasındaki ateş gibi yayıldı. Zeynep kollarını göğsünde bağladı. —Kızı mı? Daha kaç sırrı var bunun? Elif gözleri dolu dolu bir adım öne çıktı. —Babam daha önce gelemedi çünkü annem iki hafta önce vefat etti. Yıllardır hastaydı. İnsanların ona acıyarak bakmasını istemediği için kimseye anlatmadı. Meral’in yüzü utançtan kızardı. Günlerdir Cemal’den şüphe etmişti. İnsanların sözlerinin içine işlemesine izin vermişti. —Daha erken dönecektim —dedi Cemal.— Ama onu toprağa vermek zorundaydım. Elif’in benden başka kimsesi yoktu. Mihrabın yakınında duran imam Mustafa rahatsız bir şekilde boğazını temizledi. —Burası dedikodu ve kavga yeri değil. Meral ona hayatında hiç hissetmediği kadar güçlü bir bakışla baktı. —O zaman insanlara söyleyin de bana günah işlemişim gibi bakmayı bıraksınlar. Bir anda herkes sustu. Namazdan sonra Cemal, Meral’e eve kadar eşlik etti. Zeynep öfkeli adımlarla arkalarından gelirken, Elif apartmanın önünde bekledi. Evde, çocuklarının ve torunlarının fotoğraflarıyla dolu salonda, Meral sonunda gerçeği söyledi. —Hamileyim. Cemal önce konuşamadı. Ayakta durup yere baktı. Zeynep kuru bir kahkaha attı. —Tabii… Şimdi korkup kaçacak. Ama Cemal başını kaldırdı. Gözlerinde korku vardı, evet… ama aynı zamanda derin bir şefkat de. —Bebek benden mi? Meral sessizce başını salladı. Cemal ellerini yüzüne kapattı. Sonra ağlamaya başladı. Bu, pişman bir adamın ağlayışı değildi. Hayatta hiç hak etmediğini düşündüğü bir mucizeyi alan birinin ağlayışıydı. —Ben Allah’ın benden her şeyi aldığını sanıyordum —dedi titreyen sesiyle.— Yıllarca baktığım eşimi kaybettim. Kızım, denizlerde çalıştığım için bana hep uzak büyüdü. Şimdi sen bana bunu söylüyorsun… Zeynep sözünü kesti. —Dram yapmayın. Annem 62 yaşında. Bu onu öldürebilir. —Biliyorum —diye cevap verdi Cemal.— Bu yüzden onu yalnız bırakmayacağım. Ama Zeynep geri adım atmıyordu. —Siz anlamıyorsunuz. Benim annem genç bir kadın değil. Hayata sıfırdan başlayamaz. Meral ayağa kalktı. —Buna kim karar verdi? Sen mi? Camideki insanlar mı? Mahalledekiler mi? Ne zamandan beri yaşım, sevmeme, hata yapmama ya da kendi kararımı vermeme engel oluyor? Zeynep ağzını açtı ama cevap veremedi. Aynı akşam Meral diğer iki çocuğunu aradı: Ankara’da yaşayan Murat ve İzmir’de yaşayan Sevda’yı. Murat bağırdı. Sevda ağladı. İkisi de neredeyse aynı şeyi söyledi: bunun utanç verici olduğunu, Cemal’in onu kullandığını, torunlarını düşünmesi gerektiğini… Haber mahallede bomba gibi patladı. Pazarda insanlar Meral’in böreklerini almamaya başladı. Kur’an kursundaki organizasyon listesinden adı çıkarıldı. Cami avlusunda bir kadın kulağına eğilip şöyle dedi: —Bu yaşta insanların diline düşeceğine tövbe edip ibadet etmen gerekirdi. Meral eve yıkılmış halde döndü. Cemal onu mutfakta, elleri karnının üzerinde otururken buldu.
- —Haydi Akçaabat’a gidelim —dedi.— Nehir kenarında küçük bir evim var. Çok büyük değil ama orada kimse sana böyle bakmaz. Meral “evet” demek istedi. Kaçıp gitmek istedi. Ama o gece Zeynep’ten bir sesli mesaj aldı. Kızının sesi öfkeli değil… korkmuştu. “Anne… doktorun verdiği bilgileri araştırdım. Bir tuhaflık var. Laboratuvar testleri tekrar yapmak istiyor. Şimdilik Cemal’e hiçbir şey söyleme. Yarın seni almaya geleceğim.” Meral’in damarlarındaki kan buz kesti. Çünkü eğer testlerde bir hata varsa… o zaman gerçek henüz tamamen ortaya çıkmamış demekti. Ve Zeynep’in o gece öğrendiği şey, herkesin Meral hakkında düşündüğü her şeyi sonsuza kadar değiştirecekti… BÖLÜM 3 Zeynep sabah saat yedide geldi. Gözleri şişmişti; belli ki bütün gece uyumamıştı. —Anne, hemen hastaneye gitmemiz gerekiyor. Cemal onlarla gelmek istedi ama Zeynep izin vermedi. —Önce annemle yalnız konuşmam lazım. Meral farklı bir korku hissetti. Bu artık dedikoduların ya da insanların bakışlarının korkusu değildi. Bu gerçek, soğuk bir hastane korkusuydu. Yol boyunca Zeynep neredeyse hiç konuşmadı. Sadece direksiyonu sıkıca tutuyordu. Hastaneye vardıklarında onları kadın doğum uzmanına yönlendirdiler. Testler yapıldı, ultrason çekildi, kan alındı. Saatler sonra doktor elinde dosyayla içeri girdi. —Meral Hanım, hamilelik gerçek —dedi.— Ama başka bir durum daha var. Zeynep eliyle ağzını kapattı. Doktor, Meral’in çok nadir görülen hormonal bir rahatsızlığı olduğunu anlattı. Vücudu beklenmedik şekilde tepki vermişti. Hamilelik mümkün olsa da risk düşündüklerinden çok daha yüksekti. Sürekli kontrol altında olması, dinlenmesi ve bebek gelişimini sürdürebilirse büyük ihtimalle erken doğum yapılması gerekecekti. Meral gözlerini kapattı. —Bebeğim yaşıyor mu? Doktor ekranı onlara çevirdi. Oradaydı. Küçücük bir nokta… hızlı, inatçı, ışık gibi atan bir kalp. Meral sessizce ağladı. Zeynep de ağladı. —Anne… —diye fısıldadı.— Affet beni. İlk kez kızı onunla bir hemşire ya da yargıç gibi değil, annesini kaybetmekten korkan küçük bir kız gibi konuşuyordu. —Seni utandırmak istemedim —dedi Zeynep.— Korkuyordum. Seni kaybetmekten korkuyordum. O adamın seni bırakacağından korkuyordum. Sana nasıl bakacağımı bilememekten korkuyordum. Meral kızının elini tuttu. —Ben de korkuyorum kızım. Ama hâlâ hayatta olduğum için beni cezalandırmana ihtiyacım yok. Eve döndüklerinde Cemal kapıda bekliyordu. Elif de yanındaydı. Çorba hazırlamışlar, meyve almışlar, limonata yapmışlar ve henüz erken olup olmadığını bilmeden küçücük bebek kıyafetleri satın almışlardı. Zeynep birkaç saniye boyunca Cemal’e baktı. —Eğer kalacaksanız, gerçekten kalın —dedi.— Annemin güzel sözlere değil, gerçek şeylere ihtiyacı var. Cemal başını salladı. —O zaman gerçeklerle başlayacağım. Ve sözünü tuttu. Sık sık şehir dışına gitmemek için Trabzon’daki bir balık halinde düzenli işe girdi. Eskiden depo olarak kullanılan küçük odayı tamir etti. Meral’in bütün doktor kontrollerine onunla gitti. Elif ise zamanla Meral’i tuhaf ama samimi bir ailenin parçası gibi sevmeye başladı. Mahalle elbette konuşmaya devam etti. Ama bir şeyler değişmeye başladı. Emine Hanım, Meral’in ekmek kuyruğunda bayıldığını ve Cemal’in korkudan titreyerek onu kucağında arabaya taşıdığını görünce insanların dili biraz sustu. Zeynep annesini koluna girerek camiye götürmeye başlayınca daha da çok şey değişti. Eskiden arkalarından fısıldayan kadınların gözlerinin içine bakarak yürüyordu. Bir cuma hutbesinde imam Mustafa merhametten söz etti. Meral bunun kendisi için söylenip söylenmediğini bilmiyordu ama ilk kez başını eğmedi. Yedinci ayda tansiyonu aniden yükseldi. Onu apar topar hastaneye kaldırdılar. Cemal bekleme salonunda sessizce ağlıyordu. Zeynep doktorlarla tartışıyordu. Ankara’dan Murat, İzmir’den Sevda geldi. Daha önce bağırıp çağıran çocukları şimdi dua ediyordu. Doğum acilen gerçekleşti. Bebek küçücük doğdu. Morarmıştı, neredeyse hiç gücü yoktu. Sonsuz gibi gelen birkaç saniye boyunca kimse hiçbir ses duymadı. Sonra ağlama sesi geldi. Zayıf ama yaşayan bir ağlama… Meral saatler sonra gözlerini açtı. Cemal yanında oturuyordu, gözleri kıpkırmızıydı. Zeynep ise mavi bir battaniye tutuyordu. —Anne —dedi.— Oğlun seni görmek istiyor. Bebeği Meral’in göğsüne koydular. Meral ona baktığında şunu anladı: Bazı mucizeler skandalların içine saklanarak gelir; böylece gerçekten sevenlerle sadece her şey kusursuz göründüğünde sevenleri birbirinden ayırır. Bebeğin adını Mehmet Hasan Cemal koydular. Mehmet, Allah’ın hediyesi olduğu için. Hasan, ilk aşkı olan merhum eşinin anısına. Cemal ise herkes kaçıp gideceğini düşünürken yanında kalan adamın adıydı. Aylar sonra Meral, Mehmet’i kucağında tutarak yeniden pazara döndüğünde bazı insanlar hâlâ fısıldaşıyordu. Ama bazıları da bebeği görmek, minicik ayaklarına dokunmak ve onun bir mucize olduğunu söylemek için yanına geliyordu. Meral Hanım artık eskisi kadar börek satmıyordu. Ama daha çok gülümsüyordu. Bir gün onu en ağır şekilde eleştiren kadınlardan biri yanına gelip şöyle dedi: —Ben sizin kadar cesur olamazdım. Meral bebeği göğsüne biraz daha yaklaştırıp gülümsedi. —Bu cesaret değildi. Hayatın bizi şaşırtmak için izin istemediğini anlamaktı. Ve o günden sonra mahallede biri “Bir kadın bu yaştan sonra yeniden başlayamaz” dediğinde, mutlaka başka biri şu cevabı veriyordu: —Gidin Meral Hanım’a sorun. Herkes onun hikâyesinin bittiğini sanarken o yeniden başladı.
Benzer Galeriler
-
Herkes balıkçının yaşlı bir dul kadından faydalandığını düşündü
-
“Yanlış bir mesaj bir iş adamının telefonuna geldi: ‘Bebeğim ateşler içinde yanıyor.
-
Kayınvalide, aile yemeğinin ortasında torunlarını en arka masaya gönderdi
-
Oğlumun cenazesinin tam ortasında, kalbim binbir parçaya bölünüyor gibi hissederken, gelinim yanıma yaklaştı, gözlerime nefretle baktı ve bağırdı
-
Anne yüksek sesle ağlıyordu ve kızının yanına gömülmeyi istiyordu, fakat sonra ona daha yakından eğildi
-
Özgür Özel Yeni Parti


