DOLAR
Alış: 44.82
Satış: 45.00
EURO
Alış: 52.41
Satış: 52.62
GBP
Alış: 60.32
Satış: 60.77
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
25.04.2026
hep kilitli tutulan gizemli bodrum kapısı.
- Kerem’le evliliğim, onun önceki evliliğinden olan iki tatlı kızı Ela ve Defne, ve evdeki o hep kilitli tutulan gizemli bodrum kapısı… Kerem bana bodrumda sadece eski eşyaların olduğunu, tehlikeli olabileceğini söylemişti. Ancak kızlar evde hastayken, küçük Ela’nın “Annemin nerede yaşadığını göstereyim mi?” diyerek beni o kapıya götürmesi her şeyi değiştirdi. Saç tokamla açtığım o paslı kilidin ardından aralanan kapıdan yüzüme çarpan keskin ve ağır koku, aşağıda eski eşyalardan çok daha karanlık bir sırrın yattığını haykırıyordu. Karanlık ve rutubet kokusuna karışan o kimyasal, genzi yakan koku midemi bulandırmıştı. Bu, çürüyen veya küflenen bir şeylerin kokusu değildi; daha çok bir hastane morgunu, güçlü dezenfektanları ve formaldehiti andırıyordu. Nefes almakta zorlanarak bir adım geriledim ama Ela’nın küçük, soğuk eli elimi sımsıkı tutuyordu. “Korkma,” dedi Ela, gözlerinde çocukça bir masumiyetle. “Aşağısı biraz soğuk ama annem orada uyuyor.” Bacaklarım titriyordu. İçgüdülerim bana arkamı dönüp o evden hemen kaçmamı söylüyordu. Fakat bir anne şefkatiyle bağlandığım bu iki küçük kızın, böylesine hastalıklı bir sırrın içinde büyümesine izin veremezdim. Duvardaki ışık düğmesini yokladım. Titrek, sarımsı bir ışık, aşağıya inen dik ve beton merdivenleri aydınlattı. Yeraltındaki Türbe Merdivenlerden yavaşça inmeye başladık. Her adımda o keskin koku daha da yoğunlaşıyor, soluğumu kesiyordu. Bodrum katının zeminine ulaştığımda, karşılaştığım manzara karşısında nutkum tutuldu. Burası tozlu eşyaların atıldığı bir depo değildi. Burası, yukarıdaki ebeveyn yatak odasının birebir aynısı olacak şekilde döşenmiş, endüstriyel boyuttaki klimaların son ayarda çalıştığı dondurucu bir odaydı. Odanın tam ortasında, beyaz saten çarşaflarla örtülü büyük bir yatak duruyordu. Ve yatağın üzerinde… Çığlık atmamak için iki elimle ağzımı kapattım. Yatakta, solgun cildi özenle makyajlanmış, üzerinde zarif, beyaz bir gece elbisesi olan bir kadın yatıyordu. Gözleri kapalıydı, elleri göğsünde kusursuz bir simetriyle birleştirilmişti. Etrafı, hastanelerde kullanılan türden soğutucu paneller ve havayı temizleyen uğultulu cihazlarla çevriliydi. Kerem’in üç yıl önce trafik kazasında öldüğünü söylediği ilk eşi, kızların annesi, tam karşımdaydı. Kanlı canlı değildi ama toprağa da karışmamıştı. Bir mumya gibi, hastalıklı bir saplantıyla kimyasallarla korunmuş, dondurulmuş bir şekilde orada yatıyordu. Ela elimi bırakıp yatağa doğru koştu. “Anne, bak, cici annem geldi! Artık saklambaç oynayabiliriz.” Gözyaşlarım yanaklarımdan süzülürken dondurucu soğuk iliklerime kadar işlemişti. Bu adam ne yapmıştı? Eşinin cansız bedenini toprağa vermek yerine, onu bu bodruma kilitleyip yıllarca burada mı saklamıştı? Daha da korkuncu, küçük kızlarını bu nekrofilik kabusa ortak etmiş, onlara annelerinin burada “dinlendiğini” mi söylemişti
- Günlükteki Kan Donduran İtiraflar Odanın köşesinde, üzeri not kağıtları, tıbbi şırıngalar ve cam şişelerle dolu ahşap bir çalışma masası dikkatimi çekti. Titreyen adımlarla masaya yaklaştım. Masanın üzerinde siyah, deri ciltli kalın bir defter duruyordu. Açık olan sayfaya gözüm kaydı. Kerem’in o çok iyi bildiğim düzgün el yazısıyla yazılmış satırlar, kabusun gerçek boyutunu gözler önüne seriyordu: “12 Nisan… Doku bozulmasını tamamen durdurmak imkansız ama yavaşlatmak için solüsyon oranını artırmam gerekti. O hala çok güzel. Benimle kalmalı. Onu o soğuk toprağın altına koymalarına, benden koparmalarına asla izin veremezdim. O benim. Hep benim kalacak.” Nefes nefese kalarak sayfaları hızla geriye doğru çevirdim. Gözlerim satırlar arasında dehşetle geziniyordu. “28 Ağustos… Kızlar annelerinin yokluğunu çok soruyor. Sistemi kurdum. Onlara annelerinin özel bir odada dinlendiğini söyledim. İşe yarıyor ama dışarıya karşı normal görünmemiz lazım. Bir anne figürüne ihtiyacımız var. Ev işleriyle ilgilenecek, kızlara bakacak, komşuların şüphelerini dindirecek bir vitrin mankenine… Yeni biriyle tanıştım. Saf, çocukları seviyor ve şefkatli. Tam aradığım paravan.” Benimle evlenmesinin tek nedeni buydu. Ben sevilen bir eş değil, onun hastalıklı sırrını dış dünyadan gizleyen bir kalkan, kızlarına bakan ücretsiz bir bakıcıydım. Benimle geçirdiği tüm o romantik anlar, tatlı sözleri, göl kenarındaki o masum nikah… Her şey bu korkunç türbeyi ve içindeki cesedi korumak için oynanan kusursuz bir tiyatroydu. Ayak Sesleri O an, yukarıdan bir ses duydum. Dış kapının ağır bir şekilde açılıp kapandığını, ardından yere bırakılan anahtarların o tanıdık şıngırtısını. “Hayatım? Ben geldim! Toplantı erken bitti!” Kerem’in neşeli sesi, evdeki ölüm sessizliğini keskin bir bıçak gibi kesti. Kalbim göğüs kafesimi parçalayacakmış gibi atmaya başladı. Ela merdivenlerin başına doğru yöneldi ve var gücüyle, çocuksu bir neşeyle bağırdı: “Baba! Biz aşağıdayız! Annemle oynuyoruz!” Nefesim boğazımda düğümlendi. Yukarıdaki ayak sesleri aniden bıçak gibi kesildi. Birkaç saniyelik o mutlak sessizlik, hayatımın en uzun, en korkunç anıydı. Sonra, aceleci, ağır ve öfkeli adımlar koridoru hızla geçip bodrum kapısına doğru yöneldi. Kerem merdivenlerin başında belirdi. Bodrumun titrek ve solgun ışığı yüzüne vurduğunda, tanıdığım o kibar ve sevgi dolu adamdan eser yoktu. Gözlerinde saf bir delilik, yüzünde köşeye sıkışmış yırtıcı bir hayvanın öfkesi vardı. “Sana…” dedi sesi titreyerek ve karanlık bir fısıltıyla, “O kapıyı asla açmamanı söylemiştim.” Sonun Başlangıcı Ağır adımlarla merdivenlerden inmeye başladı. Bakışları önce masadaki açık günlüğe, sonra darmadağın olmuş yüzüme, en son da yatağın başındaki bana takıldı. Her şeyi öğrendiğimi, kurduğu o hastalıklı dünyanın duvarlarının yıkıldığını anlamıştı. “Kerem, dur!” diye bağırdım, sesimin titremesini engelleyemeyerek. “Sen hastasın! Lütfen yardım alalım. Bu çocuklara bunu nasıl yaparsın?” “O benim karım!” diye kükredi. Yüzündeki damarlar belirginleşmiş, gözleri yuvalarından fırlayacak gibi olmuştu. “Onu benden alamazsınız! Hiçbiriniz!” Üzerime doğru atıldığında masanın üzerindeki içi ağır sıvı dolu cam formaldehit şişesini kaptım ve var gücümle ona doğru fırlattım. Şişe omzuna çarpıp büyük bir gürültüyle parçalandı, içindeki yakıcı sıvı etrafa saçıldı. Kerem acıyla inleyerek dengesini kaybederken bir anlık boşluktan faydalandım. “Ela, koş!” diye çığlık attım. Şaşkınlıktan dona kalan çocuğu kucağıma aldığım gibi merdivenlere doğru fırladım. Kerem arkamızdan bağırıyor, küfürler savurarak toparlanmaya çalışıyordu ama o birkaç saniyelik şok bana ihtiyacım olan zamanı vermişti. Basamakları nasıl çıktığımı, yukarıda hiçbir şeyden habersiz televizyon izleyen Defne’yi tek kolumla nasıl kavradığımı hatırlamıyorum bile. Ayaklarım yere değmiyordu sanki. Sokak kapısını kırarcasına açıp kendimizi dışarı, o temiz ve serin bahar havasına attık. Sonrası Polisleri arayıp sokağın sonuna kadar koşarken, arkama bakmaya cesaret dahi edemiyordum. Dakikalar sonra polis sirenleri sokağı doldurduğunda, kaldırım kenarına çökmüş, şok içindeki iki küçük kızı göğsüme bastırmış hıçkırarak ağlıyordum. Polisler evi bastığında Kerem direnmemişti. Onu kelepçeli bir şekilde dışarı çıkardıklarında yüzünde tuhaf, boş bir gülümseme vardı. Gözleri ne beni ne de çocukları görüyordu; sanki çoktan kendi zihninin karanlık dehlizlerinde kaybolmuştu. O günden sonra hayat hiçbirimiz için eskisi gibi olmadı. Olay, tüm haber bültenlerine “Göl Kenarındaki Evde Kan Donduran Sır” olarak yansıdı. Kerem, çıkarıldığı mahkemece akli dengesinin yerinde olmadığına karar verilerek yüksek güvenlikli bir psikiyatri hastanesine kapatıldı. Eski eşinin bedeni ise yıllar sonra nihayet hak ettiği gibi, toprağa verildi. Kızlara gelince… Devletin sağladığı yoğun psikolojik destek ve zorlu bir hukuk mücadelesinin ardından onların resmi koruyucu ailesi oldum. Ela ve Defne, yaşadıkları bu devasa travmayı aşmak için hala terapi görüyorlar. İşimiz kolay değil, ancak biz artık birbirimizin tek sığınağıyız. Bazen, gece yarısı uykumdan kan ter içinde uyanıyorum. Burnuma o keskin ve soğuk formaldehit kokusu geliyor. Ama sonra yan odadan gelen, kızların düzenli ve huzurlu nefes seslerini duyduğumda sakinleşiyorum. O karanlık bodrum kapısının bir daha asla açılmayacağını bilerek, yavaşça derin bir nefes alıyor ve hayatıma kaldığım yerden devam ediyorum.
Benzer Galeriler
-
Yaşlı 70 yaşındaki bir anne, tıbbi tedavisi için maddi yardım istemek üzere oğluna gider.
-
o sahte dünyasının saniyeler içinde başına yıkılışının resmiydi
-
74 yaşındaki bir anne, sadece bir çanta ve 50 peso ile çöpe atılmış gibi evden çıkarıldı.
-
Yaşlı adam küçük bir lokantada sakin bir şekilde öğle yemeği yerken iki genç adam yanına geldi ve para istemeye başladılar
-
Kayınvalidem torunumuzun doğum gününe geldi
-
Hamile bir kadın, çaresizlik içinde, tek polis olan kocası tarafından kendisine bırakılmış tek hatıra olan kolyesini satmaya karar verdi


