Ana Sayfa 8.09.2026

HAYATIM BOYUNCA ANNEMİN BİLEĞİNDEKİ KÜÇÜK MAVİ ÇİÇEK DÖVMESİNİN, GENÇLİĞİNDEN KALMA SIRADAN BİR DÖVME OLDUĞUNU SANDIM.

2 / 2

Annem bana baktı.

“Çünkü o adam öldü sanıyordum.”

İçime buz gibi bir şey oturdu.

“Sanıyordun?”

Annem başını eğdi.

“Geçen ay bir mektup aldım.”

Şaşkınlıkla ona baktım.

“Ne mektubu?”

“Evime geldi. Gönderen yoktu.”

“Ne yazıyordu?”

Annem önce cevap vermedi. Sonra çantasını istedi.

El çantasını sandalyeden alıp verdim. İçindeki küçük fermuarlı bölmeden katlanmış bir kâğıt çıkardı.

Titreyen ellerle bana uzattı.

Kâğıtta yalnızca tek cümle vardı:

Mavi çiçekler solsa da izleri kalır.

Altında ise yıllardır kullanmadığını söylediği eski adı yazıyordu…Nadire.

Boğazım düğümlendi.

“Polise gitmedin mi?”

“Gitmeye korktum. Kim olduğumu yeniden araştırırlarsa senin de adın ortaya çıkar diye düşündüm.”

“Benim adım neden ortaya çıksın?”

Annem ağlamaya başladı.

O ana kadar bilmediğim son sır da buydu.

“Çünkü sen doğduğunda ben hâlâ o adamdan kaçıyordum.”

Nefesim kesildi.

“Yani…”

“Hayır,” dedi hemen. “O senin baban değil.”

Ama bunun rahatlatıcı olması gerekirken daha fazla soru yaratmıştı.

“Peki babam kim?”

Annem uzun süre yüzüme baktı.

“Sığınma evinden çıkmama yardım eden bir görevli vardı. Adı Rıfat’tı. Bana yeni kimlik almamda, başka bir şehre taşınmamda yardım etti. Sonra birbirimize yakınlaştık.”

“Babam o mu?”

Başını salladı.

“Sen iki yaşındayken öldü. Sana babanın trafik kazasında öldüğünü söylemiştim. O kısmı doğruydu.”

Gözlerimi kapattım.

Hayatımın parçaları birer birer yerine oturuyordu ama ortaya çıkan resim tanıdığım hayat değildi.

Doktor güvenlik görevlilerinden birine döndü.

“Mektubu emniyete bildirelim.”

Annem hemen karşı çıktı.

“Hayır.”

Elini tuttum.

“Anne, artık kaçmayacaksın.”

Bana baktı.

“Sen anlamıyorsun.”

“Hayır, yıllarca anlamadım. Çünkü hiçbir şey anlatmadın. Ama artık anlıyorum. O dövme utanç değil.”

Gözleri doldu.

“Hayatta kaldığının işareti.”

Annem o cümleyi duyunca ilk kez rahatladı.

Polis hastaneye geldi. Mektup incelendi. Sonraki haftalarda yapılan araştırmada mektubun, annemin eski eşinden gelmediği ortaya çıktı.

Adam gerçekten yıllar önce ölmüştü.

Mektubu gönderen kişi ise onun yeğeniydi.

Eski aile evini boşaltırken bazı belgeler bulmuş, annemin yaşadığını öğrenmiş ve geçmişte yaşananları yanlış anlayarak onu korkutmak istemişti.

Hakkında işlem başlatıldı.

Ama hikâyenin benim için asıl sonu bu değildi.

Annem ameliyatından sonra evine döndüğünde bir akşam yanına oturdum.

Bileğindeki mavi çiçeğe uzun süre baktım.

“Bunu hiç sildirmeyi düşündün mü?” diye sordum.

Gülümsedi.

“Çok kez.”

“Peki neden sildirmedin?”

Parmaklarıyla solmuş çiçeğin üzerinden geçti.

“Çünkü bir süre sonra onun bana yapılanları değil, oradan çıkmayı başardığımı anlattığını fark ettim.”

İşte o gün annemin bileğindeki küçücük mavi çiçeği ilk kez gerçekten gördüm.

Yıllarca onun gençliğinden kalma önemsiz bir dövme olduğunu sanmıştım.

Oysa o çiçek, korkudan kaçan genç bir kadının geride bırakmadığı tek parçaydı.

Annem bana geçmişini sakladığı için yıllarca kızabileceğimi düşündü.

Ama ona kızmadım.

Sadece bir şeyi söyledim:

“Bundan sonra hiçbir şeyi tek başına taşımayacaksın.”

Annem elimi tuttu.

Bazen aileden kalan en büyük miras bir ev, para ya da soyadı değildir.

Bazen küçücük bir izdir.

Ve o iz, insanın başına gelenleri değil, bütün bunlara rağmen ayakta kalmayı nasıl başardığını anlatır.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

2 / 2
Tema Tasarım |