- On yaşındaki kızım Zeynep’ten üç gündür haber alamıyordum. Eski eşim Selen’in Zekeriyaköy’deki müstakil evine gittiğimde bahçe kapısı zincirlenmiş, perdeler sıkıca kapatılmıştı. Zile defalarca bastım ama içeriden hiçbir yanıt gelmedi. O sırada yan evin bahçesinden çıkan komşumuz Hamiye Teyze, haftalardır evden şiddetli bağrışmalar geldiğini söyledi. Asıl kan donduran sözü ise şuydu: “Dün gece Selen’in yeni kocası Tolga, bahçeye siyah büyük çöp torbaları taşıdı ve hepsini yüzme havuzuna attı.” İçimi tarif edilemez bir korku kapladı. Yan bahçenin çitlerinden atlayıp arka bahçeye geçtim. Yosun tutmuş yeşil havuzun hemen yanında, üzeri mavi bir brandayla örtülü demir bir köpek kafesi duruyordu. Brandayı kaldırdığımda gördüğüm manzara dehşet vericiydi: Kızım Zeynep, dizlerini göğsüne çekmiş, bitkin bir halde titreyerek oturuyordu.
- Etraftan bulduğum bir penseyle kafesin paslı asma kilidini kırıp kızımı kucağıma aldım. Zeynep boynuma sarıldı ama tam oradan uzaklaşacakken bakışları havuzun bulanık suyuna takıldı. Birkaç siyah torbanın karaltısı suyun altında net bir şekilde görünüyordu. Zeynep dehşetle fısıldadı: “Baba, lütfen havuza bakma… Hemen gidelim!” Kızımı Hamiye Teyze’nin yardımıyla çitten aşırdım ve hemen 112 Acil Çağrı Merkezini aradım. Kısa sürede polis ve ambulans ekipleri adrese ulaştı. Zeynep hastaneye kaldırılırken susuzluktan bitkin düşmüş haldeydi ve bileklerinde morluklar vardı. Polisler evi incelemeye aldığında mutfakta büyük bir arbede izi ve Selen’in kırılmış telefonunu buldular. Ne Selen ne de Tolga ortalıkta yoktu. O sırada bahçedeki olay yeri inceleme ekipleri havuzdaki siyah torbaları sudan çıkarmaya başladı. Yüreğim ağzıma geldi. Eski eşim Selen o torbaların içinde miydi? Tolga, kızıma ve Selen’e ne yapmıştı?Komiser Leyla, havuzdan çıkarılan siyah torbalarla ilgili gerçeği açıkladı: Torbaların içinde insan bedeni yoktu. Torbalara ağır beton blokları, Selen’in çalınan çelik kasaları ve aile birikimlerine ait belgeler konulmuştu. Tolga, finansal hırsızlığın delillerini yok etmek için her şeyi havuza batırmıştı. Mutfaktaki kan izlerinin Selen’e ait olduğu kesinleşince durum netleşti: Tolga, aile fonlarını çalarken Selen’e yakalanmış, Selen’i darp edip bayıltmış ve kızım Zeynep’i de kilit altında tutarak susturmaya çalışmıştı. Ardından Selen’i zorla aracına bindirerek kaçırmıştı. Polis ekipleri Tolga’nın gümüş rengi cipi için tüm yurtta arama kararı çıkardı. Çok geçmeden aracın Kuzey Marmara Otoyolu üzerindeki bir dinlenme tesisinden geçtiği tespit edildi. Komiser Leyla ile birlikte takibe katıldım. Polis ekipleri Tolga’nın aracını eski bir fabrika yolunda barikat kurarak sıkıştırdı. Şiddetli yağmurun altında Tolga, elindeki silahla araçta dehşet saçıyordu. Yanındaki yolcu koltuğunda ise elleri kelepçelenmiş, yüzü morluklar içinde Selen duruyordu. Tolga, polisler yaklaşırsa Selen’i vuracağını haykırıyordu. Selen ise camın arkasından bana bakıp sadece tek bir kelimeyi fısıldıyordu: “Zeynep…” O an eski eşimi kurtarmak için hayatımı riske atmaya karar verdim. Polisler Tolga’yı hoparlörle oyalarken, ben yağmurun ve polis araçlarının çakar ışıklarının arkasından sessizce aracın sağ tarafına yanaştım. Kamyonetimden aldığım demir levye ile aracın arka sağ camını büyük bir gürültüyle patlattım. Tolga neye uğradığını şaşırıp arkaya döndüğü anda, polis ekipleri sürücü camından içeri dalıp silahlı elini etkisiz hale getirdi ve onu araçtan sürükleyerek çıkardı. Selen’in ellerindeki kelepçeyi kesip onu kucağıma aldım. “Zeynep güvende Selen, onu kurtardım,” dediğimde Selen gözyaşları içinde göğsüme yığıldı. Aylar süren dava sonucunda Tolga; hürriyetten yoksun kılma, nitelikli hırsızlık, kasten yaralama ve çocuk istismarı suçlarından ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Selen fiziksel ve ruhsal olarak toparlandı. Yaşadığımız o kabus dolu günler geride kaldı. Şimdi Zeynep, annesi ve benimle birlikte güven içinde, yüzünde kocaman bir tebessümle yeniden geleceğe bakıyor.

