Ana Sayfa 2.08.2026

Görümcem Herkesin İçinde Bana Tokat Attı… İki Yıl Sonra Mahkeme Kararıyla Kendi Kurduğu Düzen Çöktü

2 / 2

Babam salondan çıktı.

Çocukları tek tek öptü.

Bana sarıldı.

Hayatımda ilk kez gerçekten yorulduğumu hissettim.

O gece Gökhan tam on sekiz kez aradı.

Telefonu açmadım.

Ertesi gün yirmi üç kez daha aradı.

Mesajları peş peşe geliyordu.

“Konuşalım.”

“Annem de üzgün.”

“Nermin aslında öyle demek istemedi.”

“Çocuklar beni soruyor mu?”

Üç gün boyunca hiçbirine cevap vermedim.

Dördüncü gün aradığında telefonu açtım.

Sesindeki panik hemen hissediliyordu.

“Çok özür dilerim.”

“Konuşabilir miyiz?”

“Her şeyi düzelteceğim.”

Sakin bir sesle tek bir soru sordum.

“Kaç kez?”

Anlamadı.

“Neyi?”

“On bir yılda annen ya da kız kardeşin beni kaç kez aşağıladı?”

Telefonun diğer ucunda sessizlik oluştu.

“Hatırlamıyorum.”

“Ben de artık sayamıyorum.”

Çünkü gerçekten saymayı yıllar önce bırakmıştım.

İlk olay evliliğimizin ikinci yılında yaşanmıştı.

İlk Şükran Günü yerine bizim için düzenlenen büyük aile yemeğinde.

Sabahın altısından beri mutfaktaydım.

Rahmetli anneannemin tarif defterinden hazırladığım yemekler masadaydı.

Nermin ilk lokmayı aldı.

Sonra yüksek sesle gülümsedi.

“Bazı insanlar ait olmadıkları yerlere aitmiş gibi görünmek için gerçekten çok uğraşıyor.”

Masadakiler güldü.

Kimisi gerçekten eğlenmişti.

Kimisi ise ortam bozulmasın diye.

Gökhan ne yaptı biliyor musunuz?

Konuyu futbola çevirdi.

Sanki hiçbir şey olmamış gibi.

Ben ise elimdeki su bardağını sıkıca tutup sustum.

Bir yıl sonra oğlum Can’ın mevlidinde bu kez kayınvalidem Fikriye beni mutfağa çağırdı.

Kucağımda yeni doğmuş bebeğim vardı.

Yumuşak bir ses tonuyla konuştu.

“Para güzel çocuk odası yaptırabilir ama insan görgüyü parayla satın alamaz.”

Sonra gülümsedi.

Dışarı çıktığında ise herkes onu dünyanın en nazik kadını sanıyordu.

Ben yine sustum.

Çünkü Gökhan hiçbir zaman beni savunmuyordu.

Daha doğrusu…

Kimseyi kırmamak adına beni kırmayı seçiyordu.

Yıllar böyle geçti.

Nermin’in catering şirketi zor günler yaşamaya başladığında iflas etmesin diye bütün organizasyon masrafını gizlice ben ödedim.

Kimse teşekkür etmedi.

Tam tersine Nermin çalışanlarının önünde yüksek sesle şöyle dedi:

“Demek sonunda aile parasının işe yaradığı bir yer bulabildin.”

Masadakiler yine güldü.

Ben de onlarla birlikte güldüm.

Çünkü o yıllarda hayatta kalmanın yolu buydu.

Sessiz kalmak…

Gülümsemek…

Yok sayılmak…

Ve her şey düzelecek diye kendini kandırmak.

Bu sırada kendi hayatımı kurmaya devam ediyordum.

Üniversiteden arkadaşım Hande ile kurduğumuz iç mimarlık şirketi kısa sürede büyüdü.

İki kişilik küçük ofis, on iki çalışanı olan saygın bir firmaya dönüştü.

İstanbul, İzmir ve Bursa’da büyük projeler almaya başladık.

Kazancım zamanla Gökhan’ın gelirini geçti.

Ama bunu hiçbir zaman yüzüne vurmadım.

Hatta bazı aylarda evin kredi taksitlerinin tamamını ben ödedim.

Yine de aile içinde “fazla parası olan gelin” olmaktan öteye geçemedim.

Ben iş seyahatlerindeyken evin banka işlemlerini Gökhan yürütmeye başladı.

Bunu ekip işi sanıyordum.

Oysa bilmediğim şey, o hesaplardan sessizce başka yerlere para aktarılıyor olmasıydı.

Henüz hiçbir şeyden haberim yoktu.

Ama çok yakında öğrenecektim.

Ve öğreneceğim gerçek, yalnızca evliliğimi değil…

Bütün aileyi sarsacaktı.BÖLÜM 2: Gerçeklerin Peşinde

Annemlerin evine taşınmamızın üzerinden on bir gün geçmişti.

O sabah Ankara’daki aile hukuku konusunda deneyimli avukatlardan Baran Yıldırım ile ilk kez aynı masaya oturuyordum.

Baran, dosyaları tek tek önüme bırakırken sakin bir ses tonuyla konuştu.

“Öncelikle sizden şunu öğrenmek istiyorum.”

“Bu davadan ne bekliyorsunuz?”

Hiç düşünmeden cevap verdim.

“Çocuklarımın huzurunu.”

“Evimi.”

“Ve yıllardır benden gizlenen gerçeği.”

Baran başını salladı.

“O zaman banka hesaplarından başlayacağız.”

O an bunun hayatımın en önemli kararı olacağını bilmiyordum.

Boşanma davası açıldıktan sonra mahkeme, her iki tarafın da mali kayıtlarını sunmasını istedi.

İlk bakışta her şey normal görünüyordu.

Elektrik faturaları…

Kredi ödemeleri…

Market harcamaları…

Çocukların okul masrafları…

Fakat Baran ayrıntıları incelemeyi seviyordu.

Bir gün beni aradı.

“Yarın ofise gelir misiniz?”

“Önemli bir şey bulduk.”

Ertesi sabah dosyayı önüme koydu.

“Son dört yılda ortak hesabınızdan toplam altmış bin liradan fazla para çıkmış.”

Şaşırdım.

“Nasıl yani?”

“EFT’ler küçük küçük yapılmış.”

“Her biri birkaç bin lira.”

“Fark edilmeyecek şekilde.”

“Alıcı aynı kişi.”

“Nermin.”

Bir an nefes alamadığımı hissettim.

“Yanlış olmalı.”

Baran bilgisayarı çevirdi.

Bütün dekontlar önümdeydi.

Ay ay…

Yıl yıl…

Her transfer ortak hesabımızdan yapılmıştı.

Üstelik hesabın büyük bölümü benim kazancımla doluydu.

Gökhan, ben şehir şehir proje peşinde koşarken kazandığım paraları gizlice kız kardeşine gönderiyordu.

Ondan habersiz.

Benden habersiz.

Üstelik bunu yıllardır yapıyordu.

Gökhan ifadesinde bu ödemelerin borç olduğunu söyledi.

“Nermin zor durumdaydı.”

“Aileme yardım ettim.”

Baran tek bir soru sordu.

“Eşinizden izin aldınız mı?”

Sessizlik…

“O biliyordu mu?”

Sessizlik…

Mahkeme salonunda ilk kez başını öne eğdi.

Çünkü cevabı yoktu.

Ancak asıl şok daha gelmemişti.

Baran birkaç gün sonra yeniden aradı.

Bu kez sesi daha ciddiydi.

“Bir evrak bulduk.”

“Mutlaka görmeniz gerekiyor.”

Ofisine gittiğimde masanın üzerinde noter onaylı görünen bir belge duruyordu.

Belgenin başlığını okuduğum anda kanım çekildi.

Tapu Devir Belgesi

Evimizin yüzde onluk hissesi sözde kayınvalidem Fikriye’ye devredilmiş görünüyordu.

Altında ise benim imzam vardı.

Belgeyi uzun süre elimden bırakamadım.

İmza bana benziyordu.

Ama bana ait değildi.

“Bunu ben imzalamadım.”

Baran sakinliğini korudu.

“Biliyorum.”

“Bu yüzden belgeyi adli belge inceleme uzmanına gönderdik.”

Yaklaşık üç hafta sonra rapor geldi.

Uzman, kalem baskılarının farklı olduğunu…

Harf geçişlerinin doğal görünmediğini…

İmzanın taklit edildiğini…

Ayrıntılı şekilde raporlamıştı.

Artık elimizde yalnızca şüphe değil…

Bilimsel delil de vardı.

Daha ilginç olan ise Tapu Müdürlüğünden gelen yazıydı.

Belge aylar önce sisteme girmişti.

Ancak kimlik doğrulamasındaki tutarsızlık nedeniyle işlem durdurulmuştu.

Eksik belgeler hiçbir zaman tamamlanmadığı için devir gerçekleşmemişti.

Yani evim hâlâ benimdi.

Ama biri bunu elimden almaya çalışmıştı.

Üstelik planlı şekilde.

O akşam otoparkta arabamın içinde uzun süre oturdum.

Sonunda babamı aradım.

Çocukların duymasını istemiyordum.

Her şeyi anlattım.

Babam tek kelime etmeden dinledi.

Konuşmam bitince derin bir nefes aldı.

“Kızım…”

“O evi sen alın terinle kurdun.”

“Kimse senden alamaz.”

“Ben hayattayken hiç kimse.”

Babamın bu sözleri bana yeniden güç verdi.

Çünkü ilk kez yalnız olmadığımı hissediyordum.

Soruşturma ilerledikçe yeni ayrıntılar ortaya çıkmaya başladı.

Baran, Tapu Müdürlüğündeki eski kayıtları incelerken ilginç bir dosyaya ulaştı.

Yıllar önce Fikriye’nin, eşinin kız kardeşiyle yaşadığı benzer bir miras anlaşmazlığında da tartışmalı belgeler kullanıldığı görülüyordu.

O dosya mahkemeye taşınmadan uzlaşmayla kapanmıştı.

Ama yöntem aynıydı.

Bu bir tesadüf değildi.

Bu bir alışkanlıktı.

Bir hafta sonra beklenmedik biri Baran’ın ofisine geldi.

Adı Özlem’di.

Yıllarca Nermin’in organizasyon şirketinde çalışmıştı.

İşten ayrıldıktan sonra sessiz kalmıştı.

Fakat televizyon haberlerinde davayı görünce konuşmaya karar vermişti.

Yanında kalın bir dosya getirmişti.

Şirket faturalarının fotokopileri…

Eski muhasebe kayıtları…

Mesajlaşmalar…

Özlem anlattıkça parçalar yerine oturmaya başladı.

“Nermin bazı müşterilere gerçek fiyatın üzerinde fatura kesiyordu.”

“Aradaki fark başka hesaplara aktarılıyordu.”

Baran önündeki belgeleri tek tek incelemeye başladı.

İçlerinden biri dikkatimi çekti.

Faturanın üzerinde bizim evlilik yıl dönümü yemeğimiz yazıyordu.

O gece için ödediğim ücretin bir kısmı mutfak masrafı olarak görünüyordu.

Ama gerçekte farklı hesaplara gönderilmişti.

Mesele para değildi.

Mesele güvendiğim insanların beni yıllardır kullanıyor olmasıydı.

Özlem ikinci ifadesinde daha da önemli bir bilgi verdi.

“Nermin bunu sadece size yapmadı.”

“Başka müşterilere de aynı yöntemi uyguladı.”

“Kimse fark etmedi.”

“Fark edenler ise ses çıkarmadı.”

Çünkü herkes aileyi tanıyordu.

Kimse sorun yaşamak istemiyordu.

Bu sırada çocuklar yeni hayatlarına alışmaya başlamıştı.

Buse yeni okulunda arkadaş edinmişti.

Can ise her gün odasında oyuncak arabalarıyla şehirler kuruyordu.

Bir akşam Buse yanıma geldi.

Anne…

Bir şey sorabilir miyim?”

“Tabii.”

“O gece…”

“Yemeği önce ben de almıştım.”

“Acaba halam bu yüzden mi kızdı?”

Kalbim parçalandı.

Onu kucağıma aldım.

“Hayır güzel kızım.”

“O gece yaşananların yemekle hiçbir ilgisi yoktu.”

“Bazı insanlar başkalarını küçültmeden kendilerini güçlü hissedemez.”

“Bu hiçbir zaman senin suçun değildi.”

Buse başını omzuma yasladı.

İlk kez rahatladığını hissettim.

O an kendi kendime söz verdim.

Çocuklarım, saygısızlığın normal olduğu bir evde büyümeyecekti.

Fakat henüz bilmediğim bir şey vardı.

Mahkemeye ulaşacak son belge, yalnızca boşanma davasını değil…

Nermin’in yıllardır kurduğu bütün düzeni de yıkacaktı.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

2 / 2
Tema Tasarım |