Antalya Kemer Suluda Ada Tur Adalar Turu Gemi Turu Turlar Setur Gezi Turları

Genç dul kadın, pazarda “işe yaramaz” bir ihtiyara para verdiği için herkes tarafından alay konusu oldu… » T.C. Haber T.C. Haber
Ana Sayfa 6.05.2026

Genç dul kadın, pazarda “işe yaramaz” bir ihtiyara para verdiği için herkes tarafından alay konusu oldu…

1 / 2

Elif, yaşlı adama herkes onunla alay etmekten yorulduğu anda para verdi.

Onu bir “eşya” gibi satın almadı; ama Konya’daki eski hayvan ve iş gücü pazarında, sanki bir mal satılıyormuş gibi bağıran adamların arasında öyle sunuluyordu. Sesler sert, eller nasırlı, her şey yorgun ve kirliydi.

Elif’in ödediği şey aslında bir borçtu. Çok eski, ölmüş toprak sahiplerinden kalma, kimsenin okumayı bilmediği defterlere yazılmış bir borç.

—Paranızı çöpe atıyorsunuz, hanımefendi! —diye bağırdı satıcılardan biri—. O ihtiyar artık bir işe yaramaz!

Kalabalık güldü.

Elif o kahkahayı sırtına atılan küçük taşlar gibi hissetti.

Yirmi dört yaşındaydı. Eşinin yasını taşıyan siyah bir elbise giyiyordu. Denizli taraflarında, iflasın eşiğindeki Sarıdere Çiftliği onu bekliyordu.

Yine de ihtiyarın gözlerine bakınca parayı verdi.

O gözler yenilmiş değildi.

Yorgundu, evet. Yılların ağırlığını taşıyordu. Ama içinde hâlâ tuhaf bir ışık vardı; çok şey kaybetmiş ama onurunu kaybetmemiş bir insanın ışığı.

—Adın ne? —diye sordu Elif.

Yaşlı adam başını yavaşça kaldırdı.

—İhsan, hanımefendi.

Birileri tekrar güldü.

—İhsan mı? Allah size gerçekten ihsan etsin Elif Hanım, bela aldınız başınıza!

Elif cevap vermedi.

Sadece işaret etti; yaşlı adam buğday çuvallarının yanındaki arabaya alındı. Ve yol devam etti. Sırtı dikti ama içi titriyordu.

Henüz bilmiyordu ki o beyaz sakallı, kambur sırtlı adam yalnızca çiftliği kurtarmayacaktı.

Ona kendi geçmişinin kaybolmuş bir parçasını geri verecekti.

Sarıdere Çiftliği, Ege’nin içlerine doğru uzanan tepeler arasında, bir zamanlar bereketli ama artık hastalanmış gibi görünen bir yerdeydi.

Koku, görüntüden önce geldi.

Bu, canlı toprağın kokusu değildi.

Terk edilmiş ahırların, nemin, küfün ve kırılmış umutların kokusuydu.

Kapıdan içeri girildiğinde Elif şunu gördü: yıkılmış çitler, kurumuş tarlalar, zayıf hayvanlar ve artık hiçbir şey beklemeyen insanların ağır hareketleri.

Bu çiftlik, ölen eşinden kalmıştı; borçlarla, karışık defterlerle ve sessizlikle dolu büyük bir evle birlikte.

Avluda kâhyalar onu bekliyordu.

Başlarındaki adam Cemal Yıldırım’dı; uzun boylu, kalın bıyıklı, sert bakışlı.

—Hanımefendi —dedi hafifçe eğilerek—. Bu kadar erken döneceğinizi beklemiyorduk.

—Bu çiftlik düzene girecek —dedi Elif.

Cemal, arabadan inen yaşlı adama baktı.

—O da düzenin bir parçası mı?

İhsan cevap vermedi.

Sadece toprağa baktı. Ahırlara, kurumuş ağaçlara, yarı açık depoya… Bir doktorun hastasını incelemesi gibi bakıyordu.

Elif bunu fark etti.

Diğerleri yıkımı görüyordu.

O ise belirtileri.

O akşam büyük çiftlik evinde dolaşırken Elif, her şeyin kendisi için fazla büyük olduğunu hissetti.

Tahtalar gıcırdıyordu.

Mutfak bomboştu.

Duvarlarda rutubet lekeleri vardı.

Merhum eşinin çalışma odasında defterler, sanki bilerek onu yanıltmak için yazılmış gibiydi.

Bir an ağlamak istedi.

Ama avluya çıktığında İhsan’ı kuru kuyunun yanında gördü.

Üzgün bakmıyordu.

Dikkatle bakıyordu.

—Orada su var mı? —diye sordu Elif.

İhsan bir süre sustu.

—Burada yok, hanımefendi. Ama toprak, suyun nereden geçtiğini hatırlar.

Bu söz ikisinin arasında havada kaldı.

Ertesi sabah Elif gün doğmadan uyandı.

İhsan’ı eski bir mango ağacının altında otururken buldu; elindeki küreği neredeyse kutsal bir sabırla bileylıyordu.

—Ne istiyorsun? —diye sordu Elif.

—Temiz su, hamak asacak bir köşe ve çalışmak için izin.

Ne maaş istedi.

Ne dinlenme.

Ne acıma.

Sadece çalışmayı istedi; hâlâ verecek bir şeyi olan bir insan gibi.

Elif ona depo yanındaki küçük bir oda verdi ve fazla düşünmeden anahtarları teslim etti.

Anahtarların İhsan’ın avucuna düşme sesi küçüktü.

Ama avludaki herkes duydu.

Cemal de duydu.

Yüzü sertleşti.

—O yaşlı adama depoyu mu emanet ediyorsunuz? —diye sordu daha sonra izinsiz girerek.

Elif başını kaldırdı.

—Depoyu İhsan’a emanet ettim.

Cemal kuru bir kahkaha attı.

—Saygısızlık etmek istemem ama hanımefendi, burada işler böyle yürümez. İnsanlara sertlik gerekir.

—Benim ihtiyacım olan şey dürüstlük.

Cemal, çiftliğin sahiplerinden bile daha çok söz söylemeye alışmıştı.

Ve herkesin kolayca yönlendirebileceğini sandığı o genç dul Elif, artık kendi gözleriyle bakmaya başlamıştı.

Sonraki günlerde İhsan, Sarıdere Çiftliği’ni eski ve hasta bir dostunu inceler gibi dolaştı.

Toprağa parmaklarıyla dokunuyordu.

Rüzgârı kokluyordu.

Taşların altındaki nemi kontrol ediyordu.

—Bu tarla yorulmuş —dedi Elif’e—. Ona çok yüklenmişsiniz. Toprak da yorulur; sadece alınır, ama hiç dinlenmezse.

Elif onu dikkatle dinliyordu.

İhsan ona sulama zamanlarını değiştirmeyi, bazı tarlaları dinlendirmeyi, depoda saklanan eski tohumları yeniden kullanmayı ve dere kenarındaki bitkilerle hayvanları tedavi etmeyi öğretti.

—Ezilmiş toprak az verir —dedi bir gün—. Ezilmiş insan da öyle.

Elif bu sözle içinde bir kapının açıldığını hissetti.

O zamana kadar çiftliğin para ile kurtulacağını sanıyordu.

İhsan ona önce ilişkinin düzelmesi gerektiğini gösteriyordu.

İşçiler değişmeye başladı.

Mutlu oldukları için değil.

Onlara ilk kez küçümsemeden davranıldığı için.

İhsan bağırmazdı.

Hakaret etmezdi.

El kaldırmazdı.

Sadece anlatır, düzeltir ve herkesle birlikte çalışırdı.

Sürekli isteksiz çalışan Tomás adındaki genç, erken gelmeye başladı.

Neredeyse hiç konuşmayan Petra, tohumları daha düzenli toplamaya başladı.

Avlu artık umutsuz bir yer gibi değil; yorgun ama hâlâ yaşayan bir yer gibi görünüyordu.

Köyde söylentiler hızla yayıldı.

—Dul kadın, işe yaramaz bir ihtiyara kaldı —diyorlardı meydanda.

—Sarıdere ilk hasadı göremez.

—Bir kadın, yaşlı bir işçiyi dinlerse, orada iş bitmiştir.

Elif bu sözleri duydu.

İçini acıttı.

Ama cevap vermedi.

İhsan ise bir gün, çuvalları düzenlerken konuştu:

—Gürültü, köksüzlerin sesidir hanımefendi. Kök sessiz çalışır.

O sırada kuraklık geldi.

Gökyüzü sanki metal gibi kapandı.

Bulutlar haftalarca görünmedi.

Dereler ince bir çizgiye dönüştü.

Komşu çiftliklerde hayvanlar ölmeye başladı, insanlar toprağa mezar gibi bakıyordu.

Sarıdere de etkilendi.

Yapraklar kıvrıldı.

Hayvanlar gölgeyi çaresizce aradı.

Elif, inanmaya başladığı şeye pişman olacağından korktu.

Bir sabah İhsan onu, kurumuş guava ağaçlarının olduğu unutulmuş bir araziye götürdü.

Diz çöktü, toprağa dokundu ve gözlerini kapattı.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

1 / 2
Tema Tasarım |