DOLAR
Alış: 45.85
Satış: 46.03
EURO
Alış: 53.28
Satış: 53.50
GBP
Alış: 61.50
Satış: 61.96
Eşimin cenazesinde, tabutun başında oğullarım sahte gözyaşları dökerken telefonuma bir mesaj geldi
Sadece eve baktı.
Kaan kapıda belirdi.
Beni gördü.
— Anne! Dur!
Taksiye bindim.
Kapı kapandı.
Araç hareket etti.
Evin ışıkları geride kaldı.
Telefonum son kez titredi.
Ve mesaj geldi:
Bölüm 2
Taksi hızla İstanbul’un arka sokaklarına doğru ilerlerken, geride kalan yalı yavaş yavaş karanlığa gömülüyordu. Camdan baktığımda hâlâ evin ışıkları görünüyordu… ama artık o ev bir yuva gibi değil, bir tuzak gibi hissediliyordu.
Ellerim titriyordu. Tabancayı kucağımda sıkı sıkıya tutuyordum.
Aurelio dikiz aynasından bana baktı.
— Şimdi her şeyi öğreneceksiniz, Tereza hanım… ama önce güvenli bir yere gitmemiz gerekiyor.
Sesinde korku yoktu. Ama acı vardı.
— Nereye gidiyoruz? diye fısıldadım.
— Ertuğrul bey… sizi bekliyor.
Kalbim duracak sandım.
Boğazım kurudu.
— O öldü… dediler…
Aurelio başını yavaşça salladı.
— Size onu öyle göstermeleri gerekiyordu.
Dünya bir anlığına sessizleşti.
Lastiklerin asfalt üzerindeki sesi bile uzaklaştı.
“Öyle göstermeleri gerekiyordu.”
Bu cümle beynime çarptı.
— Kim? diye bağırdım. Kim yapıyor bunu?
Aurelio direksiyonu sıkı tuttu.
— Oğullarınız değil sadece… daha büyük bir şey var. Para, şirketler, offshore hesaplar… Ertuğrul bey her şeyi fark ettiğinde artık çok geçti.
Gözlerim doldu.
— O zaman neden bana söylemedi?
Aurelio’nun sesi kırıldı.
— Söyledi… ama ancak planı hazır olduğunda söyleyebilirdi.
Taksi Boğaz Köprüsü yönünden sapıp eski sanayi bölgesine girdi. Işıklar azaldı, sokaklar daraldı. Bir depoya yaklaştık.
Dışarıdan bakıldığında terk edilmiş gibiydi.
Ama içeride ışıklar yanıyordu.
Aurelio kapıyı açtı.
— İnin.
İndim.
Ayaklarım beton zemine değdiğinde kalbim deli gibi atıyordu.
Kapı ağır bir şekilde açıldı.
Ve o an…
Dünya durdu.
Ertuğrul karşımdaydı.
Yaşıyordu.
Ama gördüğüm adam, cenazede gördüğüm adam değildi.
Yorgundu.
Yüzü solgundu.
Ama gözleri…
Gözleri hâlâ aynıydı.
— Tereza…
Sesi kırıldı.
Bir adım attım.
Sonra bir adım daha.
Ve sonunda dizlerimin bağı çözüldü.
— Sen… sen öldün dediler…
Ertuğrul beni tuttu.
— Hayır… öldüğüm söylendi.
Onun göğsüne çarptığım anda ağlamaya başladım.
Yılların korkusu, şoku, ihaneti tek bir anda patladı.
— Çocuklar… dedim hıçkırarak. Kaan ve Hakan…
Ertuğrul’un yüzü sertleşti.
— Biliyorum.
O an başımı kaldırdım.
— Onlar mı yaptı bunu?
Ertuğrul derin bir nefes aldı.
— Direkt değil… ama evet… bu oyunun içindeler.
Bacaklarım güçsüzleşti.
Beni bir sandalyeye oturttu.
Odaya baktım.
Bir harita vardı duvarda. Dosyalar, banka kayıtları, ekranlar…
Bir operasyon merkezi gibiydi.
Ertuğrul konuştu:
— Üç yıl önce şirketin içine sızdılar. Ben fark etmedim. Önce küçük şeyler… yanlış yatırımlar, gizli transferler… sonra bana karşı planlar.
Yutkundum.
— Ama ben seni korumak için öldüğümü göstermek zorundaydım.
Aurelio araya girdi:
— Cenazeye kadar bekledik. Çünkü en büyük hata, onların acele etmesiydi.
Ertuğrul gözlerimin içine baktı.
— Seni asıl o yüzden uyardım.
Cebinden bir USB çıkardı.
— Bu, gerçek vasiyet. Tüm varlıklar artık senin adına koruma altında.
Elim titredi.
— Ben… hiçbir şey istemiyorum…
Ertuğrul başını salladı.
— İstesen de istemesen de artık bu işin içindesin.
O an depoya bir gürültü geldi.
Metal bir kapı sertçe açıldı.
Aurelio silahını çekti.
— Geldiler…
Kalbim yerinden çıkacak sandım.
Dışarıdan sesler yükseldi.
— Anne! Aç kapıyı!
Kaan.
— Tereza! Saklanmayı bırak!
Hakan.
Ertuğrul bana döndü.
— Beni görürlerse plan biter. Dinle… şimdi yapman gereken tek şey var.
Eliyle küçük bir kapıyı gösterdi.
— Oradan çık. Arka tünelden sahile in.
— Sen ne yapacaksın?
Ertuğrul acı bir gülümseme verdi.
— Babalık bazen savaşmaktır.
Gözlerim doldu.
— Seni burada bırakamam…
Elimi tuttu.
— Beni zaten bıraktılar Tereza. Ama seni bırakmayacağım.
Kapı kırılmak üzereydi.
Aurelio bağırdı:
— Şimdi!
Arka kapıya koştum.
Dar bir tünele girdim.
Arkadan Ertuğrul’un sesi geldi:
— Tereza! Sakın geri dönme!
Koşuyordum.
Beton duvarlar, nem, karanlık…
Ve arkadan bağırışlar:
— Babam! Çık dışarı!
— Anne! Bu işi bitirelim!
Sesleri duymak içimi parçaladı.
Ama durmadım.
Koştum.
Tünel sonunda deniz kokusu vardı.
Sahile çıktım.
Sabaha karşıydı.
Gökyüzü griydi.
Bir tekne bekliyordu.
Ve yanında Aurelio.
— Bindi.
— Ertuğrul nerede?!
Aurelio gözlerini kaçırdı.
— O… onları oyalıyor.
Gözlerim doldu.
— Hayır… geri gidiyorum.
Bir adım attım.
Aurelio silahını yere indirdi.
— Tereza hanım… eğer geri giderseniz, her şey boşa gider.
O an arkadan bir siren sesi duyuldu.
Polis.
Sonra başka sirenler.
Ve bir anlık sessizlik…
Ardından bir patlama sesi değil…
Bir bağırış.
Kaan’ın sesi:
— DUR!
Hakan’ın sesi:
— ONU ALIN!
Kalbim paramparça oldu.
Ama Aurelio kolumdan tuttu.
— Artık seçim değil bu.
Beni tekneye itti.
Tekne hareket etti.
Sahil uzaklaşırken gözlerim kıyıya kilitlendi.
Uzakta üç siluet vardı.
İki oğlum…
Ve Ertuğrul.
Bir an birbirlerine baktılar.
O an ne oldu bilmiyorum.
Ama Ertuğrul bir adım öne çıktı.
Ve ellerini kaldırdı.
Teslim oluyordu.
Gözlerimden yaş aktı.
— DUR! diye bağırdım.
Ama sesim suya karıştı.
Tekne uzaklaştı.
Gün doğuyordu.
—
Üç ay sonra…
İstanbul Adliyesi’nin önünde duruyordum.
Elimde bir dosya.
Gerçek vasiyet.
Tüm şirket Ertuğrul’un değil, benim adıma korunmuştu… ama artık hiçbir şey eskisi gibi değildi.
Kaan ve Hakan tutuklanmıştı.
Ama dava sürüyordu.
Çünkü ortaya çıkan şey sadece aile içi bir ihanet değildi…
Uluslararası bir finans ağıydı.
Ertuğrul hayattaydı.
Ama kayıptı.
Kimse nerede olduğunu söylemiyordu.
Bir sabah, evin eski bahçesinde yürürken telefonum titredi.
Tek bir mesaj:
“Her şeyi bitirdik. Şimdi gerçekten özgürsün.”
Gönderen: bilinmeyen numara.
Ama ben biliyordum.
Gözlerimi kapattım.
Ve ilk kez… nefes aldım.
Artık kimse ölmemişti.
Ama hiçbir şey de eskisi gibi değildi.
Ve bazen…
gerçek adalet, sadece geride kalan sessizlikti.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Diğer Galeriler
-
Bizi evden çıkarmak için bodruma kilitlediler, ama eşim kulağıma fısıldadı
-
Annem, sekiz yıl boyunca kardeşim İvan’ın mezarı başında ağladı.
-
Kızım bana bağırarak, sadece acıdıkları için bana katlandıklarını söyledi.
-
Eşimin cenazesinde, tabutun başında oğullarım sahte gözyaşları dökerken telefonuma bir mesaj geldi
-
Zarfın içinde ameliyatın çoktan ödendiğine dair belge, onun adına alınmış yeni bir evin tapusu ve sonuna kadar okumaya cesaret edemediğim bir evrak vardı.
-
Kocasının cenaze ateşi daha yeni sönmüşken, dul kadın üç kayınbiraderini yanına aldı
