- Aylardır ağır bir sağlık mücadelesi veriyordum. Bedenim hareket etmiyordu, konuşamıyordum ve çevremdeki insanlar artık olup bitenleri anlayamadığımı düşünüyordu. Oysa zihnim tamamen açıktı. Odamda söylenen her kelimeyi duyuyor, bana nasıl davranıldığını görüyor ve özellikle eşim Cem’in gerçek yüzünü her geçen gün biraz daha iyi tanıyordum. Benim adım Aylin. Mesleğim mimarlıktı. Hayatım boyunca projeler çizmiş, büyük yatırımlar yapmış ve yıllar süren çalışmanın sonunda önemli bir servet oluşturmuştum. İçinde bulunduğumuz gösterişli ev de büyük ölçüde benim emeğimin sonucuydu. Fakat Cem, artık benim iyileşemeyeceğime inanıyordu. Bir öğleden sonra hiç çekinmeden sevgilisi Selin’i eve getirdi. Selin’i sağlık personeline, “Evde yapılacak değişiklikleri değerlendiren iç mimar” olarak tanıttı. Fakat odama girdiği anda ağır parfüm kokusu ve Cem’le arasındaki samimiyet gerçeği anlamam için yeterliydi.
- Selin yatak odama bakarak küçümseyici bir ifadeyle, “Burası çok kasvetli. Baştan aşağı değiştirmek gerekiyor.” dedi. Cem arkasından yaklaşarak ona sarıldı. “Nasıl istersen öyle yaparsın. Zaten yakında burası senin evin olacak.” Her kelimeyi duydum. Ama tepki vermedim. Onların gözünde ben artık konuşamayan, hareket edemeyen ve geleceği hakkında karar veremeyen biriydim. Sonra Selin çantasından metal bir mezura çıkardı ve pencereleri ölçmeye başladı. Bana ait yatak odasını kendi zevkine göre nasıl değiştireceğini Cem’le konuşuyordu. O an üzüntüm yerini kararlılığa bıraktı. Beni çaresiz sanıyorlardı. Fakat bilmedikleri önemli bir şey vardı. Bedenimi hareket ettiremiyor olabilirdim ama göz hareketleriyle kontrol edebildiğim özel iletişim sistemi sayesinde hâlâ avukatımla bağlantı kurabiliyordum. Cem ve Selin odadan ayrıldıktan sonra gözlerimi açtım. Karşımdaki ekranı etkinleştirdim ve yıllardır mal varlığımı yöneten avukatım Vedat Bey’e şifreli bağlantı üzerinden ulaştım. Vedat Bey ekranda göründüğünde yüzü oldukça ciddiydi. “Aylin Hanım, bundan tamamen emin misiniz?” diye sordu. “Evlilik sözleşmeniz bunu yapmanıza izin veriyor. Fakat bu karar uygulanırsa Cem evden, şirket hisselerinden ve diğer önemli varlıklardan hiçbir hak elde edemeyecek.” Cevabım netti. EVET. Ardından göz takip sistemiyle büyük bir sabırla talimatımı yazdım: “Tüm kişisel varlıklarımı, evimi ve şirket hisselerimi kurulacak hayvanları koruma vakfına aktarın.” Vedat Bey bir süre sessiz kaldı. Sonra başını salladı. Belgeler hazırlanmıştı. Geriye yalnızca benim onayım kalmıştı. İşlemin tamamlanması için ekrana kesintisiz şekilde on saniye bakmam gerekiyordu. Aşağı katta ise Cem hiçbir şeyden habersizdi. Selin ve arkadaşlarıyla geleceğini kutluyor, benim yıllarca çalışarak oluşturduğum hayatın yakında kendisine kalacağını düşünüyordu. Ekrana odaklandım. Bir saniye… İki… Üç… Nefes almak giderek zorlaşıyordu. Dört… Beş… Sağlık cihazlarının uyarı sesleri yükselmeye başladı. Altı… Yedi… Gözlerimi açık tutmakta zorlanıyordum. Sekiz… Dokuz… Tam o sırada Cem’in merdivenlerden hızla çıktığını duydum. On. Ekranda yeşil bir bildirim belirdi: BELGE ONAYLANDI – VAKIF İŞLEMİ TAMAMLANDI. Gözlerimi kapattım. Birkaç saniye sonra Cem odaya girdi ve cihazların neden uyarı verdiğini anlamaya çalıştı. Fakat artık çok geçti. Ertesi sabah sağlık durumum beklenmedik şekilde dengelendi. Doktorlar hayati riskin azaldığını ve tedaviye yanıt verdiğimi açıkladılar. Haftalar süren yoğun bakım ve rehabilitasyon sürecinden sonra iletişim yeteneğim daha da gelişti. Cem ise hâlâ hiçbir şey bilmiyordu. Ta ki Vedat Bey eve gelene kadar. Cem, miras ve mal varlığı hakkında konuşulacağını düşünerek Selin’i de yanına almıştı. Hatta evde yapılacak değişikliklerin listesini hazırlamışlardı. Vedat Bey masaya kalın bir dosya bıraktı. “Bu mülk artık sizin gelecekteki kişisel mal varlığınız değildir.” dedi. Cem’in yüzündeki rahat ifade kayboldu. “Ne demek istiyorsunuz?” Vedat Bey belgeleri önüne koydu. Benim sahip olduğum mal varlığının önemli bölümü geri dönülemez şekilde bir vakıf yapısına aktarılmıştı. Şirket hisselerim de profesyonel yöneticilerin kontrolüne geçmişti. Cem şaşkınlıkla, “Bunu kim yaptı?” diye sordu. Vedat Bey sakinlikle cevap verdi: “Karınız.” Cem donup kaldı. “Bu mümkün değil. Aylin hiçbir şey yapamıyor.” Tam o anda odanın kapısı açıldı. Tekerlekli sandalyemde içeri girdim. Henüz konuşmakta zorlanıyordum fakat tabletimde önceden hazırladığım tek bir cümle vardı. Ekranı ona çevirdim: “Hareketsiz olmam, aklımı da kaybettiğim anlamına gelmiyordu.” Selin birkaç adım geriye çekildi. Cem ise yaptığı planın çöktüğünü sonunda anlamıştı. Sonraki aylarda yollarımız tamamen ayrıldı. Hukuki süreç sonunda Cem’in mal varlığım üzerinde beklediği kontrolü elde edemeyeceği kesinleşti. Ben ise rehabilitasyona devam ederek hayatımı yeniden kurmaya başladım. Kurulan vakıf, sahipsiz hayvanların tedavisi ve güvenli yaşam alanlarına kavuşması için projeler geliştirdi. Yıllarca oluşturduğum servetin bir başkasının lüks hayallerine değil, gerçek bir faydaya dönüşmesini görmek bana güç verdi. Bir mimar olarak hayatım boyunca sağlam yapılar tasarlamıştım. Fakat yaşadıklarım bana en önemli yapının insanın kendi geleceği olduğunu öğretti. Cem beni güçsüz sandığı anda en büyük hatasını yaptı. Çünkü sessiz kalmak, vazgeçmek anlamına gelmez. Bazen insan hayatının en önemli kararını tek kelime söylemeden de verebilir. Ve benim için o on saniyelik sessizlik, eski hayatımın sonu değil, yeni hayatımın başlangıcı oldu.

