DOLAR
Alış: 45.87
Satış: 46.06
EURO
Alış: 53.37
Satış: 53.59
GBP
Alış: 61.63
Satış: 62.08
Büyükannemin öldüğü gün yaptığım ilk şey ağlamak olmadı
Büyükannemin öldüğü gün yaptığım ilk şey ağlamak olmadı. 😡😭😭
Boynundaki altın madalyonu çıkardım, sobanın arkasındaki gevşek taşı kaldırdım ve onun kuruş kuruş biriktirdiği parayı sakladım. Çünkü büyükannem, bir gün kendi ailemin hizmetçisi gibi yaşamamam için yıllarca mücadele etmişti.
Aynı gece annemle babam apar topar geldiler.
Ama onu son kez görmek için değil…
Hayattayken vermedikleri değerin yerine geçeceğini düşündükleri şeyi bulmak için.
Büyükannem Fatma, mutfakta hâlâ yeni pişmiş kuru fasulyenin kokusu varken öldü.
Sacın üzerindeki sıcaklık henüz kaybolmamıştı.
Masada yarısı içilmiş bir bardak salep ve köşesine kendi işlediği baş harfleri bulunan bir peçete duruyordu. Gece geç saatlere kadar nakış işlerdi.
“Eller boş kalırsa insanın içine hüzün dolar,” derdi.
Ben o zaman on iki yaşındaydım.
Adım Elif Yılmaz.
Ve o yaşta bir çocuğun bilmemesi gereken şeyleri biliyordum:
Odun yarmayı, bir kilo pirinci haftalarca yetirmeyi, gözümü kırpmadan yalan söylemeyi ve para kokusunun peşine düşen yetişkinleri tanımayı…
Büyükannem son nefesini yavaşça verdi.
Sanki yıllardır taşıdığı bütün yorgunluğu bırakıyordu.
İki parmağımla gözlerini kapattım.
Ağlamadım.
Henüz değil.
Çünkü önce ona verdiğim sözü tutmam gerekiyordu.
“Ben öldükten sonra, seni kurtarabilecek tek şeyi onların almasına izin verme, kızım.”
Yatağın yanına diz çöktüm.
Boynundaki küçük altın nazar boncuğu madalyonunu çıkardım.
Yılların izini taşıyordu ama hâlâ ağırdı.
Onu elbisemin içine dikilmiş küçük bez keseye sakladım.
Sonra sobanın yanına gittim.
Külü kenara itip gevşek taşı kaldırdım.
Altında eski bir bisküvi kutusu vardı.
Kutunun içinde katlanmış Türk lirası banknotları, bozuk paralar, kopmuş bir zincir ve naylona sarılmış mavi bir defter duruyordu.
Paranın tamamını saymadım.
Vaktim yoktu.
Bir kısmını ayırıp un çuvalının içine sakladım.
Madalyonu da üzerimde tuttum.
Birkaç küçük banknotu ise annemle babamın ilk bakacağı yere bıraktım.
Sonra babamı aradım.
Sekizinci çalışta açtı.
“Ne var?”
“Babaanne öldü.”
Sessizlik oldu.
Acı çekip çekmediğini sormadı.
Son bir şey söyleyip söylemediğini sormadı.
Sadece:
“Hemen geliyoruz,” dedi.
Gece geldiler.
Annem önde, babam arkada.
Annem büyükannemin yatağına bakmadı bile.
Dolaba yöneldi.
“Yaşlı kadın eşyalarını nereye saklıyordu?”
Babam çekmeceleri karıştırdı.
Annem battaniyeleri kaldırdı, tencerelerin içine baktı, yatağın altını aradı.
Bıraktığım parayı buldular.
“Bu kadar mı?” diye homurdandı annem.
“Yıllarca fakir numarası yaptı, cenazesine bile para bırakmamış.”
Kapının yanında sessizce duruyordum.
Babam aniden bana döndü.
“Madalyon nerede? Sürekli boynunda taşırdı.”
Başımı eğdim.
Dudaklarımın titremesine izin verdim.
“Sanırım geçen hafta gelen Enver amcaya verdi.”
Annem öfkeyle küfretti.
“O açgözlü adam her yerde altın kokusu alıyor.”
Babam yanıma geldi.
Kolumu sertçe tuttu.
“Yoksa sen mi aldın?”
Canım yandı.
Ama kıpırdamadım.
“Ben ne yapayım altın madalyonu baba?”
Beni itti.
“Yarın erkenden gömeriz. Fazla masraf istemiyorum.”
Büyükannem ertesi sabah sessizce toprağa verildi.
Ne gösterişli çelenkler vardı…
Ne de kalabalık bir tören.
Beni büyüten, eski gazetelerden okumayı öğreten, son lokmasını bana veren kadın, sanki hiç yaşamamış gibi uğurlandı.
Eve döndüğümüzde annem etrafa bakındı.
Sanki evin kaç liraya satılacağını hesaplıyordu.
“Burada kalırsın,” dedi.
“Artık büyüdün. Okula gitmek istiyorsan köye yürürsün. Biz kardeşine bakmak zorundayız.”
Kardeşim.
Yeni ayakkabıları olan çocuk.
Lise okuyacak olan çocuk.
Ailenin “geleceği” sayılan çocuk.
Masanın üzerine iki yüz lira bıraktılar.
Sonra büyükannemin iki battaniyesini, bakır tenceresini ve eski radyosunu alıp gittiler.
Kamyonetlerinin çıkardığı toz bulutu gözden kaybolunca kapıyı sürgüledim.
Un çuvalındaki kutuyu çıkardım.
Paraları yatağın üzerine dizdim.
Ve sonunda mavi defteri açtım.
İlk sayfada büyükannemin titrek el yazısıyla şu cümle vardı:
“Elif, eğer annenle baban seni yalnız bırakırsa öğretmen Ayşe Hanım’a git. Annenin seni neden okutmak istemediğini o biliyor.”
Kalbim hızla çarpmaya başladı.
Sayfayı çevirdim.
İsimler vardı.
Tarihler vardı.
Ödenen para miktarları vardı.
Ve bir fotoğraf…
Annem, nüfus müdürlüğünün önünde bir adamdan para alıyordu.
Fotoğrafın arkasında ise şu yazıyordu:
“Seni büyüten adamın öz kızı değilsin. Bu yüzden cahil kalmanı istiyorlar.”
Tam o sırada kapı çalındı.
Üç yumuşak vuruş.
Dışarıdan bir kadın sesi duyuldu:
“Elif… Ben Ayşe öğretmen. Büyükannen, onlar gittikten sonra gelmemi istemişti.”
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Diğer Galeriler
-
Beş yaşındaki oğlum bunu, oyuncak isteyen bir çocuk gibi söylemedi.
-
Milyoner, eski eşini bir bankta 3 bebekle uyurken buldu
-
Boşanırken ne malikâneyi istedim ne de milyonları
-
Doktor, otopsi masasında ölü olarak ilan edilen ikiz kızların zayıf kahkahalarını duyunca şoke oldu
-
Annem, yeni evimin açılışına gelmeyip kız kardeşimle gitmeyi tercih etti.
-
Büyükannemin öldüğü gün yaptığım ilk şey ağlamak olmadı
