DOLAR
Alış: 49.09
Satış: 49.28
EURO
Alış: 54.91
Satış: 55.13
GBP
Alış: 64.67
Satış: 65.15
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
8.10.2026
Büyükannemin Biriktirdiği Parayı Annem Çalmıştı
- Büyükannem Benim İçin Yıllarca Para Biriktirmişti, Ama Öz Annem Hepsini Çalmıştı. Gerçeği Ortaya Çıkardığımda İse Ailemle İlgili Korkunç Bir Sır Öğrendim… BÖLÜM 1 “Telefonu kapat! Kızın sadece parayı değil, yıllardır sakladığımız sırrı da öğrenmiş!” Annemin telefonundan duyduğum bu sözler karşısında olduğum yerde donakaldım. Konuşan kadının sesini tanıyordum. Annemin kız kardeşi, yani teyzem Necla’ydı. “Ne sırrı?” diye bağırdım. “Benden ne saklıyorsunuz?” Annem cevap vermedi. Yalnızca telaşlı bir fısıltı duydum. Ardından telefon kapandı. Direksiyonun başında birkaç dakika hareketsiz oturdum. Kalbim öylesine hızlı atıyordu ki nefes almakta zorlanıyordum. Benim adım İdil. Yirmi dört yaşındayım. Dört yaşımdan beri annem yerine koyduğum büyükannem Makbule’nin yanında büyümüştüm. Bana her doğum günümde verdiği banka dekontları, onun sevgisinin en somut kanıtıydı. Yirmi yıl boyunca benim için biriktirdiği para tam 800.000 TL’ye ulaşmıştı. O paranın her kuruşunda büyükannemin emeği vardı. Ama annem Sevil, birkaç ay önce bütün parayı çekmişti. Üstelik büyükannem o sırada hastanede yaşam mücadelesi veriyordu. Bu ihaneti öğrendiğimde ilk iş olarak büyükannemin eski dostu avukat Fikret Bey’i aramıştım. Banka kayıtlarını incelemiş, annemin büyükanneme ait eski bir vekâletnameyi kullanarak işlem yaptığını öğrenmiştik. Fikret Bey’in hazırladığı belgeleri küçük bir çantaya koyup annemin iş yerine göndermiştim. Çantada banka dökümleri, vekâletnamenin bir kopyası ve hakkında başlatacağımız hukuki sürecin bildirimi vardı. Ama teyzemin telefonda söylediği sözler her şeyi değiştirmişti. Artık mesele yalnızca para değildi. Benden saklanan başka bir gerçek vardı. Hemen Fikret Bey’i aradım. “Annemin haberi olmayan başka bir şey öğrendiniz mi?” diye sordum. Bir süre sessiz kaldı. Sonra beklemediğim bir cevap verdi. “İdil, aslında bugün seni arayacaktım. Büyükannenin bana emanet ettiği bir zarf var. Ölümünden sonra vermemi istemişti. Ama içinde yazılanları ancak banka hesabında bir sorun çıkarsa öğrenmen gerektiğini özellikle söyledi.” “Ne yazıyor?” “Bunu telefonda konuşamayız. Hemen ofisime gel.” Yarım saat sonra karşısındaydım.
- Fikret Bey masasının çekmecesinden sararmış, üzerinde büyükannemin el yazısı bulunan bir zarf çıkardı. Zarfın üzerinde yalnızca şu yazıyordu: Benim güzel İdil’ime. Bir gün annenin gerçek yüzünü öğrenmek zorunda kalırsan bunu oku. Ellerim titreyerek zarfı açtım. İçinden üç sayfalık bir mektup ve eski bir fotoğraf çıktı. Fotoğrafta genç bir adam vardı. Kucağında küçük bir kız çocuğu tutuyordu. O çocuk bendim. Adamı daha önce hiç görmemiştim. Mektubun ilk satırlarını okuduğumda gözlerim doldu. Canım torunum, sana hayatın boyunca bir yalan söylemek zorunda kaldım. Bunun için beni affetmeni istiyorum. Annen seni dört yaşında bana bıraktığında sana babanın sizi terk ettiğini söyledik. Ama gerçek bu değildi. Baban seni hiçbir zaman terk etmedi. Fotoğrafı ellerime aldım. Çocukluğum boyunca babamın adını bile doğru dürüst öğrenememiştim. Annem onun sorumsuz biri olduğunu, doğduğumdan kısa süre sonra ortadan kaybolduğunu söylerdi. Büyükannem ise ne zaman babamı sorsam gözlerini kaçırırdı. Şimdi nedenini anlıyordum. Mektubu okumaya devam ettim. BÖLÜM 2 Babanın adı Tarık’tı. Annenle evliliği sona erdiğinde seni yanında tutmak için çok mücadele etti. Fakat annen ona korkunç bir yalan söyledi. Senin ağır bir hastalığın olduğunu ve doktorların seni kimseyle görüştürmemelerini istediğini anlattı. O yıllarda baban şehir dışında çalışıyordu. Sana ulaşmaya çalıştığında annen sürekli adres değiştirdi. Daha sonra ona senin başka bir aile tarafından evlat edinildiğini söyledi. Ben gerçeği öğrendiğimde çok geçti. Babanın sana gönderdiği mektupları ve paraları annen yıllarca saklamış. Boğazım düğümlendi. “Büyükannem neden bana anlatmadı?” diye sordum. Fikret Bey derin bir nefes aldı. “Çünkü seni kaybetmekten korkuyordu. Annen geçmişte velayetini almakla tehdit etmiş. Büyükannen de seni koruyabilmek için sessiz kalmış.” “Peki babam şimdi nerede?” Fikret Bey gözlerini indirdi. “Bunu mektubun sonunda öğreneceksin.” Korkuyla son sayfayı açtım. Baban seni aramaktan hiç vazgeçmedi. Yıllar sonra bana ulaşmayı başardı. Ama o sırada sen on yedi yaşındaydın ve hemşirelik okumayı hayal ediyordun. Babanla konuştuğumda senden uzak durmasını istemedim. Yalnızca sana gerçeği benim anlatabilmem için zaman istedim. Ne yazık ki cesaret edemedim. Tarık, üç yıl önce geçirdiği kalp krizi nedeniyle hayatını kaybetti. O an dünya başıma yıkıldı. Hiç tanımadığım babamı ikinci kez kaybetmiştim. İlkinde onun beni terk ettiğine inanmıştım. İkincisinde ise beni ararken öldüğünü öğreniyordum. Mektubun devamında daha da şaşırtıcı bir şey vardı. Baban ölümünden önce sana küçük bir daire bırakmış. Ancak annen bu mirastan haberdar olursa el koymaya çalışacağından korktuğu için gerekli belgeleri Fikret Bey’e teslim etmiş. Benim sana biriktirdiğim para ise ayrı. O parayı hemşire olabilmen için sakladım. Babanın sana bıraktığı evin anahtarı da bu zarfın içindedir. Zarfın dibinde küçük, gümüş renkli bir anahtar vardı. Gözyaşlarımı tutamadım. Büyükannem hayatı boyunca yalnızca beni büyütmemişti. Beni geçmişimin acılarından da korumaya çalışmıştı. Ama zihnimde hâlâ bir soru vardı. “Annem bütün bunları neden yaptı?” Fikret Bey bilgisayarından eski bir dosya açtı. “Çünkü baban boşanırken annenin bazı usulsüzlüklerini öğrenmiş. Annen, senin adına yatırılan paraları kendi harcamaları için kullanmış. Baban bunu ortaya çıkarınca hakkında dava açmaya hazırlanmış.” “Sonra?” “Annen seni babandan uzaklaştırarak onu susturmuş. Sana ulaşabilmek umuduyla uzun süre mücadele etmiş ama başarılı olamamış.” Bütün hayatım boyunca annemin beni istemediğini düşünmüştüm. Şimdi ise babamın beni istediğini, fakat bana ulaşmasının engellendiğini öğreniyordum. Tam o sırada telefonum çaldı. Arayan annemdi. Bu kez sesinde öfke değil, korku vardı. “İdil, konuşmamız gerekiyor.” “Benimle değil, avukatımla konuş.” “Lütfen! Her şeyi açıklayabilirim.” “Babamı da mı açıklayacaksın?” Telefonun diğer ucunda derin bir sessizlik oldu. Sonra annem fısıldadı: “Demek öğrendin.” “Bana neden öldüğünü söylemedin? Neden yıllarca onun beni terk ettiğine inandırdın?” “Sandığın gibi değil.” “Peki nasıl?” Annem ağlamaya başladı. “Beni dinlersen anlayacaksın.” “Yarın Fikret Bey’in ofisine gel. Belgelerle birlikte. Bir daha bana yalan söyleme.” Telefonu kapattım. O gece büyükannemin evinde uyuyamadım. Eski dolabını açtım. Yıllarca giydiği, dirsekleri yamalı kahverengi paltosu hâlâ oradaydı. Cebine elimi soktuğumda katlanmış küçük bir kâğıt buldum. Üzerinde şu cümle yazıyordu: İdil bir gün gerçeği öğrendiğinde beni affetmese bile onu sevdiğimden asla şüphe etmesin. Kâğıdı göğsüme bastırıp saatlerce ağladım. Ertesi sabah annem, Fikret Bey’in ofisine geldi. Yanında teyzem Necla vardı. İkisi de solgun görünüyordu. Annem beni görünce sarılmak istedi. Geri çekildim. “Önce paramı geri istiyorum,” dedim. Annem başını eğdi. “O parayı hemen geri veremem.” “Çünkü yeni arabana ve kızlarının alışverişlerine harcadın.” “İdil, onların da ihtiyaçları vardı.” Bu sözler karşısında kahkaha attım. “Ben büyükannemin hastane masraflarını ödemek için geceleri çalışırken senin kızlarının yeni bilgisayarlara mı ihtiyacı vardı?” Annem cevap veremedi. Fikret Bey önündeki belgeleri masaya koydu. “Sevil Hanım, para çekilirken kullanılan vekâletnamenin kapsamı ve işlemin hukuka uygunluğu inceleniyor. Ayrıca hesap sahibinin sağlık durumuyla ilgili hastane kayıtlarını da talep ettik.” Annemin yüzü bembeyaz kesildi. Teyzem bir anda konuşmaya başladı. “Sevil, artık yeter! Kızından daha fazla saklama.” Annem sertçe ona döndü. “Sus!” Ama teyzem susmadı. “İdil, annen o parayı yalnızca alışveriş için çekmedi.” Şaşkınlıkla yüzüne baktım. “Ne demek istiyorsun?” Teyzem çantasından kırmızı bir dosya çıkardı. “Annenin yıllardır gizlediği borçları var. Bir kısmını kapatmak için büyükannenin hesabını boşalttı. Ama asıl korktuğu şey bu borçların neden oluştuğunun öğrenilmesi.” Dosyayı açtım. İçinde babamın eski şirketine ait belgeler, banka transferleri ve imzalı sözleşmeler vardı. Fikret Bey belgeleri dikkatle inceledi. Sonra anneme baktı. “Bunları nereden aldınız?” Teyzem titreyen sesiyle cevap verdi. “Sevil’in evinden. Yıllardır saklıyordu.” Belgeler, annemin babamın şirketindeki bazı hesaplara izinsiz erişerek para aktardığı iddiasını destekliyordu. Babam bunu fark etmişti. Annem de açılacak davadan korkarak ondan uzaklaşmış ve beni yanında götürmüştü. Ama benim için kurduğu yalanı zamanla herkesin gerçeği sanmasını sağlamıştı. “Beni neden büyükanneme bıraktın?” diye sordum. Annem ilk kez gözlerime baktı. “Yeni eşim, önceki evliliğimden olan bir çocukla yaşamak istemedi.” Bu cevap bütün hayatım boyunca içimde taşıdığım yarayı yeniden açtı. “Yani beni onun için mi bıraktın?” Annem sessizce başını salladı. “Başka çarem yoktu.” Ayağa kalktım. “Vardı anne. Her zaman başka bir çaren vardı. Ama sen beni seçmedin.” Annem ağlamaya başladı. “Çok pişmanım.” “Pişman olsaydın büyükannem hastanede yatarken hesabındaki parayı çalmazdın.” O an annem ilk kez tamamen sustu. Fikret Bey, elimizdeki belgelerin ilgili makamlara sunulacağını söyledi. Annemden de alınan paranın iadesi için resmi bir ödeme taahhüdü istendi. Annem bir süre direndi. Sonunda arabasını satmayı ve kalan borcu taksitlerle ödemeyi kabul etti. Ama ben biliyordum ki kaybettiklerim yalnızca parayla geri alınamazdı. BÖLÜM 3 Sonraki haftalar hayatımın en zor dönemlerinden biri oldu. Babama ait daireyi görmek için Fikret Bey’le birlikte İstanbul’un eski mahallelerinden birine gittik. Küçük, iki odalı bir evdi. Kapıyı açtığımızda içeride hafif bir ahşap kokusu vardı. Salondaki kitaplığın üzerinde çerçeveli bir fotoğraf duruyordu. Dört yaşındaki hâlim, babamın omuzlarında gülüyordu. Yanında küçük bir not vardı: Bir gün yeniden geleceksin, kızım. Fotoğrafı elime aldığımda dizlerimin bağı çözüldü. Evdeki dolaplardan birinde yıllar boyunca bana yazılmış onlarca mektup buldum. Bazılarının zarflarında doğum günü tarihlerim yazıyordu. On sekizinci yaş günüm için yazdığı mektubu açtım. Sevgili kızım İdil, Bugün on sekiz yaşına girdin. Seni son gördüğümde saçlarını iki yandan örmüştüm. Şimdi nasıl göründüğünü bilmiyorum. Ama nerede olursan ol, seninle gurur duyduğumu bilmeni istiyorum. Bir gün karşılaşırsak bana kızabilirsin. Neden seni bulamadığımı sorabilirsin. Hepsini dinlemeye hazırım. Yeter ki bir kez daha sana sarılabileyim. Mektubu okurken hıçkırıklarımı durduramadım. Babam beni sevmemiş değildi. Aksine, yıllarca kavuşmayı umut etmişti. Ve ben ona hiçbir zaman sarılamayacaktım. O gün babamın mezarını ziyaret ettim. Mezar taşına dokunarak fısıldadım: “Baba, ben geldim. Biraz geç kaldım ama sonunda geldim.” Rüzgâr ağaçların yapraklarını hafifçe salladı. Yanımda getirdiğim beyaz çiçekleri mezarına bıraktım. “Keşke seni tanıyabilseydim.” Aradan üç ay geçti. Annem arabasını sattı. Paranın bir bölümünü geri ödedi. Kalan miktar için hukuki süreç devam etti. Ancak onunla yeniden yakınlaşmayı kabul etmedim. Çünkü affetmekle güvenmek aynı şey değildi. Bir akşam telefonuma annemden uzun bir mesaj geldi. İdil, senden hiçbir şey beklemiyorum. Yalnızca bir gün beni affedebileceğini umuyorum. Mesajı okudum. Ama cevap vermedim. O sırada hayatımda ilk kez gerçekten kendim için bir şey yapmaya karar vermiştim. Hemşirelik eğitimime geri döndüm. Babamın bıraktığı daireye taşındım. Büyükannemin eski paltosunu da yanımda götürdüm. Onu atmaya kıyamadım. Çünkü o yamalı palto bana sevginin ne kadar büyük fedakârlıklar gerektirebildiğini hatırlatıyordu. Bir yıl sonra mezuniyet törenimde adım okunduğunda gözlerim doldu. Diplomamı almak için sahneye çıktım. Salonun ön sıralarında Fikret Bey ve teyzem Necla oturuyordu. Ama kalbimde iki boş sandalye vardı. Biri büyükannemindi. Diğeri hiç tanıyamadığım babamın. Törenden sonra doğruca büyükannemin mezarına gittim. Diplomamı mezar taşının üzerine bıraktım. “Başardım babaanne,” dedim. “Senin sayende hemşire oldum.” Sonra çantamdan küçük bir zarf çıkardım. İçine ilk maaşımdan ayırdığım parayı koymuştum. “Sen bana her doğum günümde para biriktirirdin. Ben de bundan sonra her yıl ihtiyaç sahibi bir öğrencinin eğitimine yardım edeceğim.” O gün verdiğim sözü tuttum. İlk desteğimi, annesi tarafından terk edilmiş ve büyükbabasıyla yaşayan genç bir kıza verdim. Adı Zümra’ydı. Bana teşekkür ederken gözlerinde kendimi gördüm. “Bu parayı neden bana veriyorsunuz?” diye sordu. Gülümsedim. “Çünkü bir zamanlar biri benim geleceğime inandı. Şimdi ben de seninkine inanıyorum.” Aylar sonra hastanede nöbet tutarken annemden bir mektup aldım. İçinde özür dilemekten başka bir şey yoktu. Bu kez mektubu sakladım. Belki bir gün onu affedebilirdim. Ama geçmişin hiç yaşanmamış gibi davranılmasına izin vermeyecektim. Akşam eve döndüğümde büyükannemin fotoğrafının önünde durdum. Yüzündeki o sıcak gülümseme sanki hâlâ bana bakıyordu. O an yıllarca yanlış bildiğim bir şeyi anladım. Ben terk edilmiş bir çocuk değildim. Beni terk eden bir annem vardı, evet. Ama ömrünü bana adamış bir büyükannem ve son nefesine kadar beni bulmayı umut etmiş bir babam da vardı. Hayatımda eksik kalan sevgiyi düşünerek yıllarımı harcamıştım. Oysa bana verilmiş olan sevgi, bütün hayatımı değiştirecek kadar büyüktü. Büyükannem bana yalnızca para bırakmamıştı. Babam bana yalnızca bir ev bırakmamıştı. İkisi birlikte bana çok daha değerli bir miras bırakmıştı: Bir insanın değerini, onu terk edenlerin değil, onun için vazgeçmeden mücadele edenlerin belirlediğini öğretmişlerdi. Ve artık biliyordum ki gerçek zenginlik, bankada biriken para değil, bir insanın kalbinde ömür boyu yaşayabilmekti. Büyükannem bunu başarmıştı. Ben de onun sevgisini başka insanların hayatına taşıyarak yaşatacaktım.


