- Burak ile 5 yıllık evliydik Burak ile 5 yıllık evliydik, çevremizdeki herkes aşkımıza imrenerek bakardı. Her şey çok güzel gidiyordu, ta ki Burak işleri büyütmek için lise arkadaşı Cansu ile ortak bir ofis açana kadar. Başlarda Cansu’yu çok sevmiştim; çok bakımlı, başarılı ve tatlı dilli bir kadındı. Hatta hafta sonları üçümüz yemeğe çıkardık, bana hep “Burak çok şanslı, senin gibi anlayışlı bir eşi var” derdi. Fakat son aylarda Burak’ta garip haller başladı. Eve sürekli yorgun geliyor, benimle tek kelime etmeden direkt yatmaya gidiyordu. En tuhafı ise telefonunu asla ortada bırakmamasıydı; banyoya bile telefonuyla girer olmuştu. Eşime “Bir sorun mu var, benden çok uzaklaştın” dediğimde, “İş stresi hayatım, Cansu da çok bunaldı zaten, ofisi ayakta tutmaya çalışıyoruz üstüme gelme” diyerek beni tersliyordu..
- Bir gece aniden “Ofiste su borusu patlamış, Cansu perişan halde tek başına, gidip yardım etmem lazım” diyerek gecenin 2’sinde apar topar evden fırladı. İçime inanılmaz bir şüphe düştü ama kendime kızıp susturmaya çalıştım. Ertesi gün Burak duştayken, ceketini kuru temizlemeye vermek için ceplerini boşaltıyordum. Cebinin derinliklerinden lüks bir mücevher mağazasına ait yüklü bir fatura çıktı. Doğum günüm ya da evlilik yıldönümümüz falan değildi. Faturanın arasına sıkıştırılmış ufak bir hediye notu vardı. Ellerim titreyerek kağıdı açtım ve okuduğum o kısacık notla beynimden vurulmuşa döndüm. Nefes alamıyordum… Notta el yazısıyla tam olarak şu yazıyordu: “Sensiz geçen her saniye bana zehir. O güzel boynuna bu pırlantadan başkası yakışmazdı sevgilim…” Hemen üstümü giyinip habersizce ofise baskına gittim. Taksiyle oraya giderken yol bitmek bilmedi. İçimdeki alev bütün vücudumu sarıyor, kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu. Acaba bir yanlışlık olabilir miydi? Belki de o not ve kolye bir müşteriye aitti diye kendimi kandırmaya çalışıyordum. Ama gerçeklerle yüzleşmek zorundaydım. Ofisin sokağına girdiğimde derin bir nefes aldım. Burak’ın arabası oradaydı, Cansu’nun gösterişli kırmızı arabası da hemen yanına park edilmişti. Etrafta ne bir su patlağı izi vardı, ne de bir tesisatçı aracı. Binanın sadece en arka odasındaki camdan sokağa loş bir sarı ışık sızıyordu. Diğer bütün jaluziler sıkı sıkıya kapatılmıştı. Çantamdaki yedek ofis anahtarını çıkarırken ellerim zangır zangır titriyordu. Anahtarı sessizce yuvaya sokup yavaşça çevirdim. Kapı ufak bir gıcırtıyla açıldı gorsele ilerlyn devamı sonraki syfada… Koridorda yürürken içeriden kısık sesli romantik bir müzik ve kıkırdamalar geliyordu. Kendi kocamın, yıllarımı verdiğim adamın o iğrenç kahkahasını duymak midemi bulandırdı. Yavaş adımlarla aralık duran kapıya doğru yaklaştım. İçeride gördüğüm o manzara karşısında gözlerimin kör olmasını diledim. Ofis masasının üzerinde iki kadeh şampanya duruyordu. Burak, cebinden faturası çıkan o pahalı pırlanta kolyeyi Cansu’nun boynuna takıyordu. Cansu ona sımsıkı sarılmış, “Artık şu evlilik tiyatrosunu bitirsen diyorum. O sıkıcı kadına daha ne kadar tahammül edeceksin?” diyordu şımarık bir ses tonuyla. Burak ise onun saçlarını okşayıp, “Merak etme sevgilim, çok yakında her şeyi kılıfına uydurup ondan kurtulacağım. Bütün paramı ve şirket hisselerini sağlama aldığım gün o evden tamamen çıkacağım.” diye karşılık verdi. O saniye beynimde şimşekler çaktı. Gözyaşlarım yerini saf bir öfkeye bırakmıştı. İçimdeki o naif, kırılgan kadın ölmüş, yerine gözü dönmüş bir aslan gelmişti. Kapıyı tek tekmeyle sonuna kadar açıp odaya daldım.İkisi de neye uğradıklarını şaşırıp birbirlerinden koptular. Burak’ın yüzü saniyeler içinde bembeyaz oldu, korkudan dili tutulmuş, yutkunamıyordu. “Hayatım… Senin ne işin var burada?” diye kekeledi titreyen bir sesle. “Su borusunu tamir etmeye geldim!” diye bağırdım, sesim bütün ofiste, hatta sokakta yankılanıyordu. “Ama görüyorum ki patlayan su borusu değil, sizin ar damarınızmış!” Cansu hiç utanmadan kollarını bağlayıp bana alaycı ve küstah bir şekilde bakmaya cüret etti. O an gözüm hiçbir şeyi görmedi. Masanın üzerindeki şampanya kadehini alıp ikisinin de yüzüne fırlattım. “O boynundaki kolyenin faturası elimde Cansu!” diye gürledim. Sonra Burak’a döndüm, işaret parmağımı yüzüne doğrultarak, “Benim paramla, benim gençliğimle, bizim ortak birikimimizle bu kadına aldığın o kolyeyi de, bu lanet ofisi de başınıza yıkmazsam bana da yazıklar olsun!” dedim. Burak aniden toparlanıp kolumdan tutmaya çalıştı, “Yalvarırım dinle, bir hataydı, boşluktaydım!” diye ağlamaya başladı. Yüzüne okkalı bir tokat aşk ettim. “O boşlukta boğul Burak!” diyerek parmağımdaki evlilik yüzüğünü çıkarıp tam alnının ortasına fırlattım. O gece eve dönüp bütün eşyalarımı topladım. Ertesi sabah ilk işim zehir gibi bir avukat bulmak oldu. Elimdeki fatura, gece yarısı ofise gidiş kayıtları ve güvenlik kamerası görüntüleriyle her şeyi mahkemeye sundum. Anlaşmalı boşanmayı reddettim. Onlara bu dünyayı dar etmeye yemin etmiştim. Sonuç mu? Burak ve Cansu’nun o çok güvendikleri şirketi, patlak veren bu skandal yüzünden battı. Müşteriler teker teker anlaşmalarını iptal etti. İflasın eşiğine geldiklerinde, paranın bittiğini gören o ‘büyük aşkı’ Cansu, Burak’ı bir saniye bile düşünmeden terk etti. Mahkemede Burak’ın bütün mal varlığına tedbir koydurdum. Maddi ve manevi tazminatla onun elindeki her şeyi, bana yaşattığı her saniyenin bedeli olarak geri aldım. Şimdi kendi ayakları üzerinde duran, çok başarılı ve özgür bir kadınım. Burak ise kaybettiği hayatın ardından bakarak, ucuz bir pansiyon odasında o çok sevdiği “boşlukla” baş başa kaldı. Hayat böyledir işte; kimsenin ahı kimsede kalmaz. Sen birinin hayatını yıkarsan, hayat da senin başına öyle bir yıkılır ki altında kalırsın. Ben küllerimden yeniden doğdum, onlar ise kendi yaktıkları ateşte kül oldular.

