Antalya Kemer Suluda Ada Tur Adalar Turu Gemi Turu Turlar Setur Gezi Turları

Bir bahis yüzünden sağır bir çiftçi » T.C. Haber T.C. Haber
Ana Sayfa 23.04.2026

Bir bahis yüzünden sağır bir çiftçi

2 / 2

O duyamıyordu.

Elif onu sadece iki kez görmüştü. İlkinde köy bakkalına gelmişti; uzun boylu, geniş omuzlu, sessiz bir gölge gibi. İkincisinde ise babasıyla birlikte eve gelmiş, hiçbir şey söylemeden masaya bir kâğıt bırakmıştı:

“Pazar günü.”

Hepsi bu kadar.

Ne bir açıklama. Ne bir duygu.

Düğün on dakikadan kısa sürdü. İmam sözleri hızlıca okudu. Elif kendi sesini bile tanımadı. Mehmet sadece gerektiğinde başını salladı. Nikâhın sonunda yanağına hafifçe dokunan bir öpücük bıraktı ve hemen geri çekildi.

Mutlu görünmüyordu.

Ama zalim de değildi.

Elif için bu, daha da anlaşılmazdı.

Yolculuk iki saat sürdü. Mehmet arabayı sessizce sürdü. Elif pencereden sonsuz kar örtüsünü izledi. Varınca karşısında ahşap bir ev, küçük bir ahır, su kuyusu ve etrafında yalnızca ormanla dağların olduğu bir hayat buldu.

Hiç komşu yoktu.

Hiç ses yoktu.

Sadece rüzgâr.

Mehmet ona evi gösterdi. Sonra bir defter çıkardı ve yazdı:

“Yatak odası senin. Ben burada kalırım.”

Elif şaşırdı.

— Gerek yok… — dedi, ama o duymadı.

Mehmet yazdı:

“Karar verildi.”

O gece Elif, küçük odada tek başına ağladı. Sessizce. Kimsenin duymadığı bir çaresizlikle.

Günler birbirine benzedi. Mehmet sabah erken çıkıyor, hayvanlarla, odunla, çitle uğraşıyordu. Elif yemek yapıyor, evi topluyor, sessizliği büyütüyordu. Konuşmuyorlardı; yazıyla iletişim kuruyorlardı.

“Fırtına geliyor.”

“Kuyuya bakmam lazım.”

“Un üst rafta.”

Hepsi bu kadardı.

Ta ki sekizinci geceye kadar.

Elif gece bir sesle uyandı. Boğuk, acı dolu bir inleme… Salona gittiğinde Mehmet’i yerde buldu. Yüzü ter içindeydi, eli başının bir tarafına kilitlenmişti. Sanki içeriden bir şey onu parçalıyordu.

Elif diz çöküp yanına geldi.

— Ne oluyor sana?

Elbette duymuyordu. Ama Elif’in yüzünü görünce defteri aradı ve zorla yazdı:

“Oluyor… sık sık.”

Elif inanmadı. Bu “sık sık” denecek bir şey değildi.

Islak bir bez getirdi, yanına oturdu ve sabaha kadar yanında kaldı.

Mehmet sabah tek kelime yazdı:

“Teşekkür ederim.”

O günden sonra Elif gözlemlemeye başladı. Sabahları Mehmet’in istemsizce başını tuttuğunu gördü. Yastığında kan lekeleri fark etti. Acıyı bastırmaya çalıştığını, ama artık onunla yaşamayı öğrenmiş gibi olduğunu anladı.

Bir gece sordu:

“Ne zamandır böyle?”

Mehmet yazdı:

“Çocukluktan beri. Doktorlar işitme kaybımla ilgili dediler. Çare yok.”

Elif yazdı:

“İnandın mı?”

Bir süre cevap gelmedi.

“Hayır.”

Üç gece sonra Mehmet yemek yerken sandalyeden düştü. Vücudu kıvrıldı, başını tutarak yere yığıldı. Elif koştu, lambayı yaklaştı ve kulağını dikkatle inceledi.

Sonra gördü.

Bir şey vardı.

Karanlık, ince…

Hareket ediyordu.

Elif bir an geri çekildi. Ama sonra derin bir nefes aldı. Mutfaktan cımbız, sıcak su ve alkol getirdi.

Mehmet korkuyla ona baktı.

Elif yazdı:

“Kulağında bir şey var. Çıkarmama izin ver.”

Mehmet başını sertçe salladı.

Yazdı:

“Tehlikeli.”

Elif karşılık verdi:

“Orada kalması daha tehlikeli. Bana güveniyor musun?”

Uzun süre baktı.

Sonra başını eğdi.

Elif dikkatle çalıştı. Ellerinin titremesine rağmen kararlıydı. Cımbızı yavaşça içeri soktu. Mehmet masaya sıkıca tutundu, yüzü bembeyaz oldu.

Bir direnç…

Sonra bir çekiş…

Ve sonunda, içinden kıvrılarak çıkan bir şey….

İçinden çıkan şey uzun, koyu renkli, kanla kaplı bir kırkayaktı.

Cam bir kavanoza düştü; içinde alkol vardı. Elif dehşetle ona baktı. Mehmet ise Elif’e baktı… ve o anda kırıldı.

Onu tanıdığı günden beri ilk kez ağladı.

Sessiz bir gözyaşı değildi bu. İçinden kopup gelen, yılların bastırdığı acının bir anda taşmasıydı. Yirmi beş yıldır birikmiş bir gerçeğin çöküşüydü. Yüzünü elleriyle kapattı, omuzları titreyerek yere çöktü. Bu artık fiziksel bir acı değil, ruhunun kırılmasıydı.

Elif hiç düşünmeden ona sarıldı.

Ve Mehmet geri çekilmedi.

Ertesi sabah Mehmet odadan çıktığında gözleri ilk kez bu kadar berraktı. Masadaki kavanozu işaret etti ve yazdı:

“Gerçekmiş.”

Elif başını salladı.

“Evet.”

Mehmet dişlerini sıktı, kalemi sertçe tuttu ve öfkeyle yazdı:

“Herkes acıyı uydurduğumu söyledi. Kırık olduğumu.”

Elif’in içinde bir şey yandı.

— Kırık değildin — dedi, sesi titreyerek, onun duymadığını bilerek — Acı çekiyordun. Aynı şey değil.

Günler boyunca onu tedavi etti. Yarayı temizledi, pansuman yaptı, bal ve bitkilerle karışımlar hazırladı. Kulak iyileştikçe Mehmet’te bir şey değişmeye başladı. Önce titreşimleri fark etti. Sonra bazı sesleri. Bir gün mutfakta Elif bir kaşık düşürdü. Mehmet aniden başını kaldırdı.

Duymuştu.

— Duydun mu beni? — dedi Elif, nefesini tutarak.

Mehmet yutkundu. Sesi kırık çıktı; yıllardır gömülü bir şey gibi:

— Evet.

Elif bir an güldü, ama aynı anda ağlamaya başladı.

İyileşme yavaştı ama gerçekti. Geceleri sobanın yanında Elif yüksek sesle kitap okuyor, Mehmet kelimeleri zorlanarak tekrar ediyordu. Çocuk gibi inatçıydı.

İlk düzgün söylemek istediği şey onun adıydı.

— E… lif.

Sonunda doğru söylediğinde Elif’in boğazı düğümlendi.

— Bir daha söyle.

— Elif — dedi daha net, sonra ekledi, neredeyse inanamıyormuş gibi — eşim.

O gece ilk kez gerçekten öpüştüler. Kusursuz değildi. Ama gerçekti. Titreşen, yeni, yılların suskunluğunu taşıyan bir öpüştü.

Ve defter yavaş yavaş gereksizleşmeye başladı.

Ama huzur, başkalarının utancı üzerine kurulunca uzun sürmez.

Bir ay sonra Elif, ahırda eski aletlerin arasında sıkıştırılmış bir kâğıt buldu. Yazıyı hemen tanıdı. Kardeşi Ali’ye aitti.

“Onunla evlenmez sanmıştım. Kaybettim ama geri alırım.”

Elif’in elleri buz kesti.

O gece Mehmet’e kâğıdı gösterdi. Mehmet okudu, gözlerini kapattı.

— Biliyordun mu? — dedi Elif.

Mehmet uzun süre yazmadı.

— Düğünden sonra öğrendim. Köye gelip sarhoş halde alay etti. Bir iddiaya girmişler. Beni küçük düşürmek için.

Elif’in içi yandı.

— Yani ben babam için bir borçtum… kardeşim için bir iddia.

Mehmet başını kaldırdı.

— Benim için değildin.

Elif sustu.

— O zaman neden kabul ettin?

Mehmet uzun süre cevap vermedi. Sonra yazdı:

— Yalnızlıktan yorulmuştum. Ve zorla gelen bir kadının benden fazla bir şey beklemeyeceğini düşündüm.

Bu söz Elif’i derinden vurdu.

İkisi de aynı dünyada satılmış iki insandı.

O gece sobanın yanında yan yana oturdular. İlk kez birbirlerini gerçekten gördüler.

Bahar geldiğinde çatışma kapıya dayandı.

Ali, iki adamla birlikte ahıra geldi. Yüzünde sahte bir gülümseme vardı. Para istiyordu. Aileye ait eski bir araziyi bahane ediyordu. Elif’in geri gelip imza atmasını istiyordu.

Elif hemen anladı. Bu bir tuzaktı.

— Gitmiyorum — dedi net bir sesle.

Ali güldü.

— Sana sormadım.

Mehmet öne çıktı.

— Aslında sordun. Ve cevap belli.

Ali küçümseyerek baktı.

— Bak şu dilsiz adama.

Mehmet geri çekilmedi.

— Artık duyabiliyorum. Ve gitmen gerektiğini duyuyorum.

Gerilim büyüdü. Adamlardan biri Elif’i tutmaya kalktı. Mehmet onu sert bir itmeyle yere savurdu. Atlar ürktü.

Ali bıçağına uzandı.

Tam o anda dışarıdan bir ses geldi:

— Bunu yapmanı önermem.

Yaşlı bir çiftçi olan Hasan Ağa gelmişti. Yanında birkaç köylü daha vardı. Durumu duymuşlardı.

Hasan Ağa sakin bir şekilde indi.

— Bu kadın kimseyle gitmiyor. Sorun istiyorsanız hepimiz buradayız.

Ali geri adım attı. Dişlerini sıktı, tehdit etti ama sonunda gitti.

Bir daha dönmedi.

Zamanla hikâye köyde yayıldı. Doktor gelip Mehmet’i inceledi. Kulak içindeki yaratığın uzun süreli acıya ve işitme kaybına sebep olduğunu yazdı. Elif’in onu kurtardığını söyledi.

Bir yıl sonra, buğday tarlaları sarıya dönerken Elif kucağında bir kız çocuğu tuttu. Mehmet yanında oturuyordu, gözleri doluydu.

— Adı ne olsun? — dedi Elif yorgun ama mutlu.

Mehmet çocuğa baktı.

— Işık — dedi — çünkü hayatıma bunu getirdin.

Elif gülümsedi.

Ve öyle oldu.

Bir borçla başlayan hayat, gerçek bir yuvaya dönüştü. Kusursuz değildi. Ama gerçekti. Elif artık satılmış bir kız değildi. Elif Yılmaz’dı. Görmeyi seçen, susmamayı seçen, hayatını geri alan kadındı.

Mehmet ise yıllarca “kırık” sanılan adamın aslında kırık olmadığını, sadece kimsenin gerçekten bakmadığını anladı.

Ve geniş Anadolu göğünün altında, küçük kızları uyurken, Elif sonunda şunu anladı:

O evlilik bir son değildi.

Başlangıçtı.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

2 / 2
Tema Tasarım |