DOLAR
Alış: 46.00
Satış: 46.18
EURO
Alış: 53.15
Satış: 53.36
GBP
Alış: 61.45
Satış: 61.91
Bir anne, gece uçuşunda yorgunluktan kendinden geçmişti
Bir anne, gece uçuşunda yorgunluktan kendinden geçmişti. Bebeğinin bilinmeyen bir adamın omzunda uyuduğunu fark etmemişti. Uyandığında ise adamın yaptığı şeyi görünce dili tutuldu.
BÖLÜM 1
— O çocuğu susturamıyorsan uçağa binmemeliydin.
Cümle, karanlık kabinin ortasında tokat gibi çarptı. Elif Kaya, bebeğini göğsüne bastırdı ve bütün gözlerin üzerine çevrildiğini hissetti. Sanki Lucía’nın ağlamasını o seçmiş gibi, yorgunluk, korku ve utanç yetmiyormuş gibi.
İzmir’den İstanbul’a giden gece uçuşu doluydu. Tatilden dönen aileler, uyumak isteyen kravatlı beyler, kulaklıklı öğrenciler ve her ağlamada yan gözle bakan kadınlar vardı.
Bebek altı aylık Zeynep’ti. Üzerinde defalarca yıkanmaktan solmuş sarı bir battaniye, ucuz sabun ve ev kokusu. Elif onu usulca sallıyor, kulağına fısıldıyordu:
— Tamam canım… geçti… annem burada.
Ama geçmiyordu.
Motor gürültüsü, kulaklardaki basınç, sönük ışıklar ve yabancı kalabalık Zeynep’i teselli edilemez hale getirmişti. Elif’in kolları uyuşmuş, sırtı parçalanmış, gözleri yanıyordu. Neredeyse 36 saattir uyumamıştı.
Bir gün önce Adana’daki küçük lokantada çift vardiya çalışmıştı. Kahvaltı servisi yapmış, bulaşık yıkamış, salata hazırlamış, masaları silmiş ve parayı alır almaz koşarak çıkmıştı. O parayla bulabildiği en ucuz bileti tamamlamıştı.
Tatile gitmiyordu.
Kardeşi Mehmet’in düğününe gidiyordu.
Ailesi yıllardır ona yalnız yaşamasını, evlenmeden çocuk yapmasını, Zeynep’in babasının doğmadan önce kaybolmasını başa kakıyordu. Annesi Hatice Hanım telefonda demişti ki:
— Gel istersen Elif, ama ortalığı karıştırma. Mehmet’in düğünü, senin sorunların için yer değil.
Yine de Elif bileti almıştı.
Çünkü Mehmet, soğuk ve gururlu biri olmadan önce onun sırdaşıydı; akşam yemeği yetmediğinde ona ekmek saklayan çocuktu, “Seni asla yalnız bırakmayacağım” diye söz veren kardeşiydi. Elif hâlâ o Mehmet’ten bir iz kaldığına inanmak istiyordu.
Zeynep daha yüksek sesle ağladı.
Bir hostes gergin bir gülümsemeyle yaklaştı:
— Hanımefendi, bebeğinizi sakinleştirmek için bir şey yapabilir misiniz? Yolcular dinlenmeye çalışıyor.
Elif yutkundu.
— Çabalıyorum. Kulakları ağrıyor. İlk uçuşu.
— Başkalarını da düşünmelisiniz, diye mırıldandı arkadan bir adam.
Elif başını eğdi. Küçülmek istedi. Yok olmak istedi.
Çantadan biberonu aradı ama kapağı yere düştü. Eğilirken Zeynep daha da bağırdı. Koridordaki bir teyze dilini şaklattı:
— İşte bu yüzden çocuk yapmadan önce hayatını düzene sokmalı insan.
Elif donup kaldı.
Cevap mı versin, ağlasın mı, yoksa özür mü dilesin bilemedi. Hayatının her anında özür dilemişti: fakir olduğu için, yalnız anne olduğu için, kocası olmadığı için, her şeye yetemediği için.
Tam o sırada telefonu titredi.
Annesinden mesaj:
“Elif, Mehmet diyor ki bebek tören sırasında ağlarsa içeri girme. Aile içinde rezil olmayalım.”
Elif mesajı üç kez okudu. İçinden bir şeylerin koptuğunu hissetti. Yarım memleketi aşmış, birikimlerini harcamış, bebeğini otobüste, metroda, havaalanında kucağında taşımış… ve kendi ailesi ona “engel” mi diyordu?
Zeynep hâlâ ağlıyordu.
Elif kalkmayı düşündü; tuvalete kapanıp bebeği sakinleştirene kadar orada kalmayı… Gerçi ne yer ne hava ne de onur vardı orada.
İşte o anda yan koltuktaki adam ilk kez konuştu:
— Bir şey denememe izin verir misiniz?
Elif başını çevirdi.
Otuzlu yaşlarının sonunda, açık kumral tenli, düzgün taranmış koyu saçlı, sade ama temiz gömlekli, lacivert ceketli bir adamdı. Rahatsız görünmüyordu. Yargılamıyordu.
— Siz mi? diye sordu Elif şüpheyle.
Adam hafifçe gülümsedi.
— Birçok yeğenim var. Bazen bebekler aynı sesten bıkıyor. Suç sizde değil.
Bu son cümle onu çözdü.
Suç sizde değil.
Kimse uzun zamandır bunu söylememişti.
Elif tereddüt etti. Bir yanı Zeynep’i yabancıdan korumak istiyordu, diğer yanı çöküşün eşiğindeydi.
Zeynep yine tiz bir çığlık attı.
Adam dikkatle kollarını uzattı.
— Sadece siz isterseniz.
Elif bebeğine, sinirli yolculara, annesinin ekranı hâlâ parlayan acımasız mesajına baktı.
Ve titreyerek Zeynep’i yabancının kollarına verdi.
Kabin sanki bir anda sessizleşti. Bebek neredeyse hemen ağlamayı kesti.
BÖLÜM 2
Yabancı, Zeynep’i sanki ömrü boyunca taşımış gibi tutuyordu. Başını göğsüne yasladı, sırtına sağlam bir el koydu ve alçak sesle, neredeyse duyulmayacak bir ninni mırıldanmaya başladı.
Şık bir şarkı değildi. Nine ve annelerin hamur açarken, çamaşır katlarken söyledikleri o eski, sade melodilerden biriydi.
Zeynep iki kez hıçkırdı, yumruklarını sıktı ve yavaş yavaş uykuya daldı.
Elif şaşkın şaşkın bakıyordu.
— Nasıl yaptınız bunu?
— Bazen çok şey yapmaya gerek yok, dedi adam. Sadece umutsuz olmayan biri olması yeterli.
Cümle sitem gibi değil, gerçek gibiydi.
Elif utandı.
— Özür dilerim. Ben…
— Bana açıklama borçlu değilsiniz.
Hostes geçti ve rahatlamış gülümsedi. Birçok kişi bakışlarını çevirdi. Arkadaki şikayetçi adam sessizce yerine yerleşti. Koridordaki teyze uyuyormuş gibi yaptı.
Elif fısıldamadan edemedi:
— Teşekkür ederim. Gerçekten.
— Ben Kerem.
— Elif.
— O da Zeynep, değil mi?
Elif başını salladı.
— Uçakta ağladığını duyan herkes unutamaz.
Kerem gülümsedi ama alay etmedi.
Birkaç dakika Elif elleriyle ne yapacağını bilemeden kaskatı oturdu. Saatlerdir ilk kez kucağı boştu. Aylardır ilk kez kolları dinleniyordu.
Yorgunluk birden vurdu; sanki içindeki ışık söndü.
— Alayım, diye mırıldandı. Rahatsız etmek istemem.
— Sorun değil. Siz biraz gözlerinizi kapatın.
— Uyuyamam.
— Uyuyabilirsiniz.
Elif yalnız bir annenin asla uyuyamayacağını, gardını düşürürse kötü bir şey olacağını, dünyanın kendisi gibi kadınları affetmediğini söylemek istedi. Ama başı çok ağırdı.
Kerem ninniye devam etti.
Zeynep sakin sakin nefes alıyordu.
Elif şakağını koltuğa dayadı ama uçak hafifçe sallanınca başı Kerem’in omzuna düştü. Doğrulmak, özür dilemek, güçlü görünmek istedi.
Yapamadı.
Uyuyakaldı.
Kerem neredeyse iki saat boyunca kıpırdamadı.
Genç kadına, belirgin halkalarla çevrili gözlerine, çalışmaktan nasırlaşmış ellerine baktı. Kalbi sıkıştı. Ofislerden, raporlardan, “dezavantajlı anneler” diye konuşan siyasetçilerden birçok benzer hikâye görmüştü.
Ama Elif bir istatistik değildi.
Herkes onu yere itmeye çalışsa da ayakta kalmaya devam eden, bitkin bir kadındı.
Uçak alçalmaya başladığında Elif irkilerek uyandı.
— Aman Allah’ım! diye fısıldadı. Üzerinize uyuyakalmışım.
— Dinlenmeniz gerekiyordu.
Elif dikkatle Zeynep’i aldı. Bebek hâlâ uyuyordu; sadece sarı battaniyeye değil, business class’tan alınmış gri bir pleye de sarılıydı.
Elif kaşlarını çattı.
— Bu nereden çıktı?
Kerem tereddüt etti.
— İstedim.
— Ama biz ekonomi sınıfındayız.
Kerem hemen cevap vermedi.
Sonra Elif başka şeyler fark etti. Çantası düzenlenmişti. Biberon yıkanmıştı. İki şişe yeni su, ıslak mendil paketi, kutu mama ve peçeteye sarılı bir poğaça çıkmıştı.
— Ne yaptınız? diye sordu şaşkınlıkla.
— Kötü bir şey değil.
— Kerem…
Adam ceketinin iç cebinden bir kartvizit çıkardı.
Elif loş ışıkta okudu:
Kerem Arslan Genel Müdür Kök ve Gelecek Vakfı
Elif başını kaldırdı.
Bu ismi haberlerden biliyordu. Türkiye’de yalnız annelere konut, istihdam ve destek sağlayan büyük bir vakıftı.
— Siz… o Kerem Arslan’sınız.
— Evet.
Elif bir şey diyecekken telefonu yine titredi.
Mehmet’ten mesaj:
“Bebekle drama yaratacaksan düğüne gelme. Annem haklı. Zeynep bizim sorumluluğumuz değil.”
Elif’in yüzü kireç gibi oldu.
Kerem gözlerinin dolduğunu gördü.
Ve o anda Elif’in nefesini kesen şeyi söyledi:
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Diğer Galeriler
-
Bir anne, gece uçuşunda yorgunluktan kendinden geçmişti
-
KOCASI ONU MİRASINDAN VAZGEÇİRMEK İÇİN NOTERE GÖTÜRDÜ… AMA TEMİZLİKÇİ BİR KADIN ELİNE KİRLİ BİR BEZ SIKIŞTIRIP FISILDADI: “HENÜZ İMZALAMA”
-
Bir sabah banka hesabımdan gelen mesaj, kocamın başka bir kadın için 10 milyon liralık bir ev satın aldığını ortaya çıkardı
-
Kayınvalidem, kocama tekrar yürüyebilmesi için ameliyat masraflarını karşılayacağını söyledi, ama sadece benden boşanırsa. Kocam evet dedi
-
Onu tanıdığımda dünyam değişmişti
-
Oğlum nişanlısını eve getirdi
