DOLAR
Alış: 44.61
Satış: 44.79
EURO
Alış: 52.59
Satış: 52.80
GBP
Alış: 60.32
Satış: 60.77
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
12.04.2026
Bana bir erkek evlat bile veremedin
- Beni “Bana bir erkek evlat bile veremedin” diyerek üstüme kuma getirip sokağa atan kocam, yıllar sonra uğruna beni yaktığı o kadından olan oğlunun kaza anında kanı uyuşmayınca kendi öz kanından olmadığını DNA raporuyla öğrendiğinde kapıma gelip hüngür hüngür ağladı. Her şeyin başladığı o karanlık gece, hayatımın en büyük yıkımı gibi görünse de aslında kurtuluşumun ilk adımıymış, bunu o an anlamam imkansızdı. Cemil ile evliliğimizin altıncı yılıydı. Dünyalar tatlısı bir kızımız, Zeynep’imiz vardı. Ama Cemil’in gözü kız çocuğunu görmüyordu bile. Onun zihninde sadece soyadını devam ettirecek, servetini bırakacağı bir “erkek evlat” saplantısı yankılanıyordu. Bir akşam, yüzünde hiçbir suçluluk belirtisi olmadan eve yanında Banu adında genç bir kadınla geldi. “Bu saatten sonra bu evde Banu da yaşayacak, o bana bir oğul verecek” dediğinde nefesimin kesildiğini, ayaklarımın altındaki zeminin kaydığını hissettim. Gururumla bu duruma itiraz ettiğimde ise o soğuk ve acımasız yüzüyle bana kapıyı gösterdi. Bir elimde küçük kızım, diğer elimde sadece birkaç parça eşya sığdırdığım derme çatma bir valizle o gece o evden kovuldum. Sokakta kaldığımız o ilk haftalar benim için büyük bir sınavdı. Ancak içimdeki annelik güdüsü, kendime acımama fırsat vermedi. Zeynep’e hem anne hem baba olabilmek, ona eksiklik hissettirmemek için gece gündüz çalıştım. Merdiven sildim, terzilerin yanında çıraklık yaptım, uykusuz gecelerde göz nuru dökerek nakış işledim. Zamanla azmim karşılığını buldu; ufak bir dükkan açtım, işlerimi yoluna koydum ve en önemlisi kızımı en iyi şekilde okuttum. O beni hiçbir zaman utandırmadı. Merhametli, zeki ve ayakları yere sağlam basan pırıl pırıl bir genç kız oldu. Bu süre zarfında Cemil’in hayatını uzaktan uzağa duyuyordum elbette. Banu ona o çok istediği erkek evladı, Berk’i vermişti. Cemil mutluluktan adeta aklını yitirmiş, bütün servetini, işlerini bu “veliaht” uğruna onların ayaklarına sermişti. Bizi bir kez bile arayıp sormamış, öz kızının doğum günlerini, okul başarılarını, hastalandığında başucunda beklediğim o zorlu geceleri hiç umursamamıştı. Zeynep büyüdükçe babasının yokluğunu hissetmemeyi, o boşluğu başarılarıyla doldurmayı öğrenmişti. Aradan geçen on sekiz yılın ardından, kurduğumuz o sakin ve huzurlu hayatımız, serin bir sonbahar akşamı kapımızın zilinin çalmasıyla bölündü. Kapıyı açtığımda karşımda duran adamı ilk birkaç saniye tanıyamadım bile. Omuzları tamamen çökmüş, saçları bembeyaz olmuş, yüzündeki o mağrur ifade silinip gitmiş, yerine acınası bir enkaz gelmişti. Cemil’di. Yıllar önce bizi hiç acımadan sokağa atan o kibirli adam, şimdi eşiğimde iki büklüm olmuş, titreyen omuzlarıyla hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. İçeri geçmesine izin verdiğimde titreyen elleriyle ceketinin cebinden buruşmuş bir kağıt çıkardı. “Bitti,” dedi ağlamaklı, çatallı bir sesle. “İnandığım her şey yalanmış Selma.” Boğazındaki düğümü yutkunarak birkaç gün önce yaşadıkları o sarsıcı olayı anlatmaya başladı. Oğlu bildiği Berk büyük bir trafik kazası geçirmişti. Hastanede acil kan anonsu yapıldığında, Cemil hiç düşünmeden kolunu sıvamış, “Benim kanım, benim canım” diyerek sedyeye yatmıştı. Ancak doktorlar kan gruplarının uyuşmadığını, tıbben böyle bir eşleşmenin mümkün olmadığını söylediklerinde Cemil’in kalbine o zehirli şüphe tohumu düşmüştü. Kazanın şoku atlatıldıktan hemen sonra gizlice yaptırdığı DNA testi, hayatının en korkunç gerçeğini yüzüne çarpmıştı: Yüzde sıfır eşleşme…
- Uğruna ilk eşini ve öz kızını bir çöp gibi sokağa attığı, bütün servetini, gençliğini ve onurunu yatırdığı o çocuk, aslında Banu’nun ondan sakladığı geçmişteki yasak bir ilişkiden dünyaya gelmişti. Gerçeğin ortaya çıkmasıyla Banu fazla direnememiş, hiçbir şey olmamış gibi Cemil’in yıllar içinde kendi üzerine yaptığı evlerin tapularını ve yüklü miktardaki parayı alarak, iyileşen oğlunu da yanına katıp sırra kadem basmıştı. Cemil salonun ortasında dizlerinin üzerine çöküp af diliyordu. Gözyaşları içinde, “Beni kandırdılar. Ben her şeyimi kaybettim. Siz benim tek gerçek ailemsiniz. Ne olur beni affedin, Zeynep’e babalık yapmama izin verin, geride kalan ömrümü size adayayım,” diye yalvarıyordu. Tam o sırada dış kapı açıldı ve nöbetten dönen kızım Zeynep içeri girdi. Üzerinde doktor önlüğü, yüzünde yorgun ama huzurlu bir tebessüm vardı. Başarılı, kendi hayatını tırnaklarıyla kurmuş, o küçük kız çocuğu gitmiş, yerine güçlü bir kadın gelmişti. Cemil başını kaldırıp, yıllardır yüzünü görmediği, “kız çocuğu” diyerek burun kıvırdığı öz evladına baktı. Zeynep’in gözlerinde ne bir öfke ne de bir sevgi vardı; sadece bir yabancıya duyulan o derin boşluk ve anlamsızlık okunuyordu. Zeynep bana dönerek, “Anne, bu beyefendi kim? Bir yardıma mı ihtiyacı var?” diye sorduğunda, Cemil’in aldığı cezanın büyüklüğü yüzüne en ağır tokat gibi çarptı. Ayağa kalkıp ona sadece kapıyı gösterdim. Sesimde ne bir kin ne de bir nefret vardı, sadece derin bir dinginlik taşıyordum. “Sen kendi aileni yıllar önce o kapının ardında bıraktın Cemil,” dedim usulca. “Şimdi bizim bu huzurlu dünyamızda sana verecek ne bir damla sevgimiz ne de harcanacak zamanımız var.” Cemil omuzları sarsılarak, geldiği gibi o karanlık sokağa geri dönerken, kızımın elini tuttum ve kapıyı usulca kapattım. Adalet, bazen hiç bağırmadan, sadece zamanın o kusursuz ve sessiz işleyişiyle yerini buluyordu.


