- Büyükannem bunları söylerken gözleri yere sabitlenmişti. Elleri titriyordu. Onu yıllardır tanıyordum; suçluluk duygusunu ilk kez bu kadar derinden hissediyordu. “Nasıl bir hata?” diye sordum usulca. Başını iki yana salladı. “Önce müdür gelsin. Her şeyi onun yanında anlatacağım.” Tam o sırada kapı çalındı. İçeri huzurevinin müdürü, orta yaşlı bir kadın olan Derya Hanım girdi. Yüzünde öfke değil, yorgunluk vardı. “İyi ki geldiniz,” dedi bana. “Sizinle konuşmamız gerekiyor.” Ben ise hâlâ sinirliydim. “Konuşacak ne var? Seksen dört yaşındaki bir kadını bavuluyla kapının önüne koymuşsunuz.” Derya Hanım derin bir nefes aldı. “Keşke mesele bu kadar basit olsaydı.” Elindeki dosyayı masaya bıraktı. “Anneniz… yani büyükanneniz… son üç aydır geceleri odasından çıkıp diğer sakinlerin odalarına giriyor.” Şaşkınlıkla büyükanneme baktım. “Bu doğru mu?” Sessizce başını salladı. “Onlardan hiçbir şey çalmadım,” dedi hemen. “Sadece…” Sözünü tamamlayamadı. Derya Hanım devam etti. “İlk başta uyurgezer sandık. Güvenlik kameralarını inceledik. Ama yaptığı şey çok farklıydı.” Bilgisayardan bir görüntü açtı. Ekranda büyükannem vardı. Gece üç sularında koridorda yavaşça yürüyordu. Sonra bir odanın kapısını tıklatmadan açıyor, içeride uyuyan yaşlı kadının üzerine düşen battaniyeyi düzeltiyor, komodinin üzerindeki boş su bardağını dolduruyor, pencereyi kapatıp sessizce çıkıyordu. Bir başka görüntüde yaşlı bir adamın yerde duran bastonunu yatağının yanına koyuyor, açık kalan lambayı kapatıyordu. Başka bir videoda ise nefes almakta zorlanan bir kadının yastığını hafifçe yükseltiyordu. Hepsini büyük bir dikkatle yapıyordu. Şaşkınlık içinde müdüre baktım. “Burada yanlış olan ne?” Derya Hanım başını eğdi. “Yanlış olan, bunu yapmasına rağmen odalara izinsiz girmesi. Bazı sakinler uyandıklarında odalarında birini görünce büyük korku yaşadı. Aileleri şikâyet etti.” Büyükannem gözyaşlarını sildi. “Kimseyi korkutmak istemedim.” “Öyleyse neden bunu yaptın?” diye sordum. Bu kez bana baktı. “Geceleri uyuyamıyorum.” Odada sessizlik oluştu. “Deden hastayken her gece kalkıp üstünü örterdim. Suyunu verirdim. Nefesini dinlerdim. O öldükten sonra alışkanlıklarım hiç bitmedi.” Sesi çatladı. “Burada da geceleri koridordan sesler duyuyordum. Öksürenler oluyordu. Yardım isteyenler oluyordu. Personel bazen başka odalarda oluyordu. Ben de sadece yardım etmek istedim.” İçimdeki öfke yavaş yavaş yerini burukluğa bıraktı. Derya Hanım dosyadan birkaç kâğıt daha çıkardı. “Fakat olay bununla da bitmedi.” Merakla baktım….
- “Son haftalarda bazı sakinler bize gizlice teşekkür etmeye başladı.” “Nasıl yani?” “Geceleri biri gelip üzerlerini örttüğünü, ilaç saatini hatırlattığını, düşmelerini engellediğini söylediler. Önce personel sandılar. Sonra kameralarda bunun büyükanneniz olduğunu gördük.” O sırada kapı yeniden çaldı. İçeri bastonuyla yürüyen yaşlı bir adam girdi. Arkasından iki yaşlı kadın daha. Adam büyükanneme dönüp gülümsedi. “Gitmene izin vermeyeceğiz.” Kadınlardan biri cebinden buruşturulmuş bir kâğıt çıkardı. “Buradaki herkes imzaladı.” Kâğıtta elliden fazla imza vardı. Derya Hanım açıklama yaptı. “Ailelerden şikâyet geldiği için yönetmelik gereği taburcu işlemini başlatmıştık. Ama bugün sabah bütün sakinler ortak dilekçe verdi.” Yaşlı kadınlardan biri konuştu. “Münire Hanım olmasaydı geçen ay banyoda düşecektim.” Diğeri ekledi. “Her gece gelip nefes alıp almadığımı kontrol ediyordu. Kızım ayda bir geliyor. Ama o her gece yanımdaydı.” O an büyükannemin neden herkes tarafından sevildiğini yeniden hatırladım. Derya Hanım hafifçe gülümsedi. “Biz de yönetim kurulunu yeniden topladık.” Çantasından başka bir belge çıkardı. “Taburcu kararını iptal ettik.” Büyükannem şaşkınlıkla başını kaldırdı. “Gerçekten mi?” “Evet. Ama bir şartla.” “Hangi şart?” “Artık geceleri odalara gizlice girmek yok.” O sırada herkes gülmeye başladı. Müdür devam etti. “Bunun yerine seni gönüllü sakin temsilcisi yapmak istiyoruz. Yeni gelen yaşlılarla ilgilenecek, yalnız hissedenlere arkadaş olacaksın. Yardım etmek istiyorsan bunu kurallar içinde yap.” Büyükannemin gözlerinden yeniden yaşlar süzüldü. Ama bu kez mutluluktan. “Eğer bana hâlâ güveniyorsanız…” dedi. “Güveniyoruz.” dedi odadaki herkes aynı anda. Birkaç hafta sonra onu ziyarete gittiğimde odasının kapısında küçük bir tabela vardı. “Münire Teyze’nin Çay Saati – Her Gün Saat 15.00.” Koridor kahkahalarla doluydu. Yeni gelen yaşlılar onun etrafında oturuyor, birlikte örgü örüyor, eski anıları konuşuyorlardı. Personel bile molalarında onun odasına uğruyordu. Arabaya dönerken annem bana gülümsedi. “İlk gün onu buraya biz zorla getirmiştik.” Ben de huzurevinin penceresine baktım. Büyükannem içeride el sallıyordu. O gün şunu anladım: Bazı insanlar kuralları çiğnedikleri için değil, sevgilerini nasıl göstereceklerini başka türlü bilmedikleri için hata yaparlar. Gerçek merhamet ise yalnızca yardım etmek değil, o iyiliğin doğru şekilde yapılmasını sağlayacak yolu bulmaktır. Büyükannem bunu zor bir dersle öğrenmişti; ben de insanların tek bir olaya bakarak yargılanmaması gerektiğini… Çünkü bazen en büyük “hata”, aslında sadece fazlasıyla iyi kalpli olmaktır.

