DOLAR
Alış: 48.50
Satış: 48.69
EURO
Alış: 55.98
Satış: 56.21
GBP
Alış: 65.31
Satış: 65.79
ANNEMLE BABAM, 31 YILDIR KULLANDIKLARI LEKELİ ESKİ YATAĞI DEĞİŞTİRMEYİ HEP REDDETTİ
“Ama beni asıl korkutan, eve vardığımızda yatağın altında duran şey değil… annemin onu neden otuz bir yıl boyunca kimsenin bulamayacağına inanarak sakladığıydı.”
Annem arabayla kır evine doğru giderken ben, babamı da yanıma alıp birkaç dakika sonra peşinden yola çıktım.
Babam ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.
“Annen neden birden fırladı gitti?” diye sordu.
“Bilmiyorum,” dedim.
Ama doğru değildi.
En azından artık bir şeyden emindim.
Annem, yatağın altında ne bulunduğunu biliyordu.
Yol boyunca babam birkaç kez soru sordu ama ben cevap vermedim. Nakliyecinin telefonda söylediği o kısa cümle sürekli kulağımda dönüp duruyordu.
“Üzerinde bir çocuk adı yazıyor.”
İşte annemin duyduğu söz buydu.
Bir çocuk adı.
Otuz bir yıldır yatağın altında saklanan bir şeyin üzerinde yazılı bir çocuk adı.
Ben tek çocuktum.
En azından hayatım boyunca bana söylenen buydu.
Kır evine vardığımızda annemin arabası bahçe kapısının önünde çapraz duruyordu. Kapıyı bile düzgün kapatmamıştı.
Nakliyeciler verandada bekliyordu.
Bizi görünce içlerinden biri hemen ayağa kalktı.
“Beyefendi, anneniz içeri girdi,” dedi.
“Yatak odasına mı?”
Başını salladı.
Ben koşarak eve girdim.
Babam da arkamdan geliyordu.
Yatak odasının kapısı açıktı.
Annem yerde diz çökmüş, yatağın yanında duruyordu.
Eski yatak duvara yaslanmıştı.
Baza kapağı açıktı.
Ve zeminin üzerinde uzun, ince, ahşap bir kutu vardı.
Üzerinde toz tabakası oluşmuştu.
Kapağının bir köşesinde mavi kalemle tek bir isim yazılıydı.
“Deniz.”
Boğazım kurudu.
Annem kutuya iki eliyle sarılmıştı.
“Anne…”
Başını kaldırmadı.
Babam kapıda durdu.
Yüzündeki ifade değişti.
O anda anladım.
O da biliyordu.
“Baba?” dedim.
Babam gözlerini kapattı.
Annem kutunun kapağını açtı.
İçinden ilk olarak küçük, sararmış bir bebek battaniyesi çıktı.
Sonra minik bir örgü patik.
Bir hastane bilekliği.
Birkaç fotoğraf.
Ve en altta, kahverengi bir zarf.
Kalbim öylesine hızlı atıyordu ki kendi nefesimi duymakta zorlanıyordum.
Fotoğraflardan birini yerden aldım.
Annem gençti.
Belki otuzlu yaşlarının başındaydı.
Kucağında yeni doğmuş bir bebek vardı.
Babam yanında duruyordu.
Fotoğrafın arkasında tarih yazıyordu.
Tam otuz bir yıl öncesi.
Bir de cümle vardı.
“Deniz’le ilk günümüz.”
Fotoğraf elimden düşecek gibi oldu.
“Bu kim?”
Annem ağlamaya başladı.
Babam yatağın kenarına oturdu.
Uzun süre kimse konuşmadı.
Sonunda annem,
“Senin ablan,” dedi.
O cümleyi anlamam birkaç saniye sürdü.
“Ne?”
“Deniz senin ablandı.”
Başımı iki yana salladım.
“Benim ablam yok.”
Annem gözlerini kapattı.
“Vardı.”
Odanın içindeki hava bir anda ağırlaştı.
Babam ellerini birbirine kenetledi.
“Sen doğmadan dört yıl önce dünyaya geldi,” dedi.
Sesindeki pişmanlık neredeyse elle tutulur gibiydi.
“Çok kısa yaşadı.”
“Ne kadar kısa?”
Annem cevap verdi.
“On yedi gün.”
İçimdeki bütün öfke bir anda yerini sersemliğe bıraktı.
“Peki neden bana hiç anlatmadınız?”
Annem kutunun içindeki küçük battaniyeyi okşadı.
“Çünkü anlatamadım.”
Sonra yıllardır saklanan hikâyeyi anlatmaya başladı.
Deniz erken doğmuştu.
O yıllarda hastane imkânları bugünkü kadar gelişmiş değildi.
Doktorlar başından beri durumunun ağır olduğunu söylemişti
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Diğer Galeriler
-
Şükran Günü Yemeğinde Herkesin Hizmetçi Sandığı O Genç Kız, Masanın Başköşesine Oturduğunda Ailesinin Dünyası Başlarına Yıkıldı!
-
Mezuniyet Töreninde Kırmızı Elbiseli Genç: Herkesin Alay Ettiği O Çocuğun Arkasındaki Yürek Burkan Gerçek!
-
60 YAŞINDAKİ BİR KADINLA EVLENDİĞİM İÇİN HERKES BANA DELİ DEDİ
-
BABAMIN YENİ EŞİ, BİRLİKTE ÇEKTİRDİĞİMİZ FOTOĞRAFI SİLMEMİ İSTEDİ.
-
ANNEMLE BABAM, 31 YILDIR KULLANDIKLARI LEKELİ ESKİ YATAĞI DEĞİŞTİRMEYİ HEP REDDETTİ
-
26 yaşında gelinim meğer benim kaybettiğim üvey…
