- Sıfırdan tırnaklarımla kazıyarak kurduğum catering şirketimi satmamı istediğinde annem, bunu sanki masadan tuzu uzatmamı istiyormuş gibi rahat bir tavırla söylemişti. Üç gün sonra ise anne ve babam, yerle bir ettikleri endüstriyel mutfağımın ortasında durmuş, benim yerime nihai kararı verdiklerini sanarak gülümsüyorlardı. Benim adım Ceyda Akyol. “Akyol Lezzet & Catering”, 12 yıllık emeğimin, 42 çalışanımın ve İstanbul’un en saygın organizasyonlarına verdiğimiz hizmetlerin adıydı. Kilise bodrumlarında ve mütevazı imalathanelerde ödünç fırınlarla başladığım bu işte, sanayi tipi tezgahların her çiziğinde alın terim vardı. Kız kardeşim Merve ise tam tersimdi. Parayı bir başarı değil, bir alkış aracı olarak görürdü. Lüks araç kiralamaları, tasarım kıyafetler ve başarısız internet girişimleri… En sonunda çökmüş bir güzellik markasını kurtarmak için özel finans şirketlerine ve tefecilere yaklaşık 30 milyon lira borçlanmıştı.
- Babam acil bir aile yemeği organize etti ve masaya bir dosya sürdü: “Şirketin bu borcu kapatacak değerde.” Şaşkınlıkla sordum: “Ne için satacağım?” Annem soğukkanlılıkla yanıtladı: “Merve’nin ay sonuna kadar bu parayı ödemesi gerekiyor.” Merve mahcubiyet bile duymuyordu. Şarabından bir yudum alıp, “Nasıl olsa yeniden bir şirket kurabilirsin” dedi. Babam son sözü söyledi: “Aile gururdan önce gelir. Ya şirketi satıp parayı Merve’ye verirsin ya da seni evlatlıktan sileriz.” Ceketimi giyip masadan kalktım: “O zaman silin.” Ancak hiçbirinin bilmediği bir şey vardı. İki ay önce yaşanan bir hırsızlık teşebbüsünden sonra avukatım Leyla’nın tavsiyesiyle şirketi yeniden yapılandırmıştım. Mutfak, ekipmanlar, tarifler ve sözleşmeler artık şahsıma değil; ticari sigortası, 24 saat uzaktan izlenen HD kameraları ve uluslararası “Büyüker Restoran Grubu” ile yapılmış şartlı devir anlaşması olan korumalı bir holdinge aitti. Perşembe gece yarısı saat 02:17’de güvenlik şirketim aradı: “Ceyda Hanım, üretim tesisinize zorla girildi.” Kamera yayınını açtığımda kanım dondu. Babam elindeki levyeyle soğuk hava depolarını kırıyor, annem yüz binlerce liralık porselenleri yere fırlatıyor, Merve ise o anları cep telefonuyla videoya çekiyordu. Hırsızlık yapmıyorlardı; tek amaçları yok etmekti. Polis geldiğinde kaçmışlardı ama arkalarında 2 milyon liralık fiziki zarar ve kapıma yapıştırılmış bir not bırakmışlardı: “ARTIK SATACAK BİR ŞEYİN KALMADI!” Sabah annem arayıp, “Bizi dinlemeliydin, artık bir dükkanın yok” dediğinde ne kadar büyük bir tuzağa düşeceklerinden habersizdi…Annem telefonda zafer kazandığını sanırken, ben Büyüker Restoran Grubu’nun bölge direktörü ile yıkıntıların ortasındaydım. Direktör raporu inceledi ve beklediğim cümleyi kurdu: “Bu sabotaj, Yatırım Sözleşmesinin 14. Maddesini devreye sokuyor.” Madde, ailemin ruhunun bile duymadığı özel bir klozdu. Şirket kasıtlı bir suç veya sabotaj sonucu operasyonel kayba uğrarsa, dev holding satın alma sürecini anında hızlandırıyor, şirketi önceden belirlenen yüksek değer üzerinden satın alıp yeni bir tesis finanse ediyordu. En önemlisi ise; zarara yol açan tüm üçüncü şahıslara karşı devasa tazminat ve ceza davalarını holdingin hukuk ordusu üstleniyordu. Ailem satmamı istedikleri şirketi yok etmeye çalışırken, aslında onu çok daha değerli kılan ve kendilerini hukuki bir felakete sürükleyen anlaşmayı tetiklemişlerdi. Üstelik HD güvenlik kameraları Merve’nin şu sözlerini net bir şekilde kaydetmişti: “Ablam sigorta parasını alınca annem parayı elinden zorla alır!” Bu ifade, kasıtlı sabotaj ve şantaj suçunun en açık kanıtıydı. Altı gün sonra Avukatım Leyla’nın ofisinde büyük yüzleşme gerçekleşti. Babam, annem ve Merve büyük bir kibre bürünmüş şekilde içeri girdiler. Babam masaya bir kâğıt fırlattı: “Şikâyetini hemen geri çekeceksin!” Leyla masaya üç fotoğraf ve kamera ses kayıtlarının dökümünü koydu. Babamın yüzündeki kan çekildi. Holding avukatı söze girdi: “Siz sadece bir mutfağa saldırmadınız. Kurumsal sigortalı bir varlığa, 42 çalışanın ekmeğine ve milyon dolarlık bir satın alma anlaşmasına sabotaj düzenlediniz.” Fiziki zarar, bozulan stoklar, iptal olan organizasyonlar ve ticari itibar kaybı ile toplam tazminat tutarı 5 milyon lirayı aşıyordu. Merve’nin alacaklılara olan borcu da eklenince aile tam bir finansal çöküşün ortasına düştü. Cumhuriyet Savcılığı soruşturmayı hızla tamamladı. Babam mala zarar verme ve nitelikli hırsızlığa teşebbüsten hapis cezası alırken, annem ve Merve adli kontrol ve devasa tazminat cezalarıyla karşı karşıya kaldı. Evlerini ipotek ettirmek ve iflas açıklamak zorunda kaldılar. Sekiz ay sonra, “Akyol Lezzet & Catering” Büyüker Holding bünyesinde İstanbul’un en modern yeni tesisinde kapılarını açtı. 42 çalışanımın tamamı işini korudu, ben ise markanın Bölge Mutfak Direktörü ve hissedarı oldum. Eski mutfaktan yanıma aldığım tek şey, yangından kurtarılan pirinç tabela oldu. O gün anladım ki; intikam, başkalarının felaketini izlemek değil; kendi emeğini ve özgürlüğünü kimseye teslim etmeden dimdik ayakta kalabilmektir.

