Antalya Kemer Suluda Ada Tur Adalar Turu Gemi Turu Turlar Setur Gezi Turları

Aileme her ay tam seksen bin lira gönderiyordum » T.C. Haber T.C. Haber
Ana Sayfa 6.05.2026

Aileme her ay tam seksen bin lira gönderiyordum

1 / 2

Aileme her ay tam seksen bin lira gönderiyordum ama ağabeyim bana “parazit” deyip beni evden kovdu; ben ödemeyi kestiğimde ise annem onları asıl kimin ayakta tuttuğunu anlamıştı, ama iş işten geçmişti.

1. BÖLÜM
—“Sen kurtarıcı kompleksi olan bir asalaksın… Ve sen gidersen bu ev çok daha huzurlu bir yer olur.”

Bunları bana bir pazar öğleden sonrası, artık bana ait olmadığını iddia ettiği yatak odasının kapısında dikilen ağabeyim Burak söyledi. Öyle çirkin, öyle rahat bir özgüvenle söyledi ki, bir an yabancı birini dinlediğimi sandım.

Benim adım Meryem Demir, otuz beş yaşındayım ve neredeyse dört yıl boyunca İstanbul’daki aileme her ay tam seksen bin lira gönderdim. Seksen bin lira. Birçok ailenin tam mesai çalışarak kazandığından çok daha fazılası. Bunu hiç böbürlenmeden, başa kakmadan, şart koşmadan yaptım; çünkü babamın vefatından sonra annem perişan haldeydi ve ben yardım etmenin en doğrusu olduğuna inanmıştım.

Her ayın biri geldiğinde, daha kahvaltı bile etmeden banka uygulamasını açardım. Parayı annem Emine’nin hesabına transfer eder, her seferinde aynı notu yazardım: “Ev giderleri.” Bu parayla evin kredisi, elektriği, suyu, doğalgazı, mutfak masrafı, annemin ilaçları ve hatta Burak’ın hiç başlamayan “dijital işler” hakkındaki videoları saatlerce izlemek için kullandığı internet faturası ödeniyordu.

Ben Kanada merkezli bir teknoloji şirketi için uzaktan çalışıyordum. Okumuş, sabahlamış, kariyerimi tırnaklarımla kazıyarak inşa etmiştim. Ama bizim evde bunların hiçbir önemi yokmuş gibi görünüyordu. Annem için Burak, otuz yaşına gelmiş olmasına ve hiçbir işte üç aydan fazla tutunamamasına rağmen hâlâ evin “küçük oğlu” idi. Onun gözünde ise ben, kimseden izin almadan faturaları ödeyebildiği için “kendini bir şey sanan” o hırslı kız kardeştim.

Başlangıçta yardımımın geçici olacağını düşünmüştüm. Sadece birkaç ay sürer demiştim. Ama aylar yıllara dönüştü. Annem halimi hatırımı sormayı bıraktı, paranın ne zaman yatacağını sormaya başladı. Burak ise teşekkür etmeyi bıraktı ve sanki benim param bir aile yükümlüğüymüş gibi davranmaya başladı.

Yine de her fırsat bulduğumda yanlarına giderdim. Ankara’daki dairemi bırakır, pazar günleri hâlâ buram buram demli çay kokan, kapısında begonvillerin açtığı babamın o sarı duvarlı evine birkaç günlüğüne dönerdim.

O hafta sonu İzmir’deki bir iş gezisinden dönmüştüm. Yorgundum, valizim kirli kıyafetlerle doluydu ve annemle karşılıklı bir mercimek çorbası içme hayali kuracak kadar saf bir umut içindeydim. Ancak kapıyı açtığımda bir şeylerin ters gittiğini anladım.

Büyük valizim salonun ortasındaydı.

Üstüne bluzlarım, ayakkabılarım, hatta işle ilgili dosyalarımın olduğu bir klasör fırlatılmıştı. Burak, koltuğun yanında kollarını kavuşturmuş, sanki bu sahneye önceden çalışmış gibi gülümseyerek duruyordu. Annem ise mutfakta, yüzüme bakmamak için zaten temiz olan bir tabağı yıkıyordu.

—“Bu ne?” diye sordum.

Burak çenesini yukarı kaldırdı.

—“Gidiş biletin.”

Mideme bir kramp girdi.

—“Nereden gidişim?”

—“Bu evden,” dedi. “Buraya gelip evin sahibiymişsin gibi emirler yağdırdığın yetti artık.”

Anneme baktım; bir kahkaha atmasını, bunun bir yanlış anlama olduğunu söylemesini, oğlunu durdurmasını bekledim.

Ama Emine hiçbir şey söylemedi.

Sadece bakışlarını yere indirdi.

İşte o an bunun Burak’ın ani bir öfkesi olmadığını anladım.

Bunu daha önceden konuşmuşlardı.

Başıma gelmek üzere olan şeye inanamıyordum…

2. BÖLÜM
—“Bu evin parasını ben ödüyorum,” dedim, sesim öfkeden titreyerek. “Krediyi, yemeği, faturaları ben karşılıyorum. Hangi yüzle beni kovuyorsun?”

Burak kuru bir kahkaha attı.

—“Ödüyorsun çünkü işine geliyor. Çünkü bu şekilde ilgi satın alıyorsun. Para göndermesen kimse sana tahammül etmek zorunda kalmazdı.”

Göğsümün ortasından bıçaklanmış gibi hissettim.

—“Benim hakkımda gerçekten böyle mi düşünüyorsun?”

—“Hepimiz böyle biliyoruz,” diye cevap verdi. “Kurban rolü yapıyorsun ama sen aslında duygusal bir parazitsin. Her zaman annemin sana minnettar kalmasını istiyorsun. Artık kabak tadı verdin.”

Gözlerimle annemi aradım.

—“Anne, bu saçmalığa katıldığını söyleme bana.”

Annem tabağı lavaboya bıraktı. Elleri ıslaktı ve hafifçe titriyordu ama beni savunmak için değil. Huzuru kaçacak diye korkudan titriyordu.

—“Meryem, lütfen,” diye mırıldandı. “Drama yapma.”

—“Drama mı? Bak ben bakıyorum bu eve, o ise beni kovuyor!”

—“Burası aynı zamanda ağabeyinin de evi,” dedi sonunda yüzüme bakarak. “Senin işin var, paran var, istediğin yerde yaşayabilirsin. Burak’ın burada kendini işe yarar hissetmeye ihtiyacı var.”

Güldüm ama bu daha çok bir hıçkırık gibi çıktı.

—“İşe yarar hissetmek mi? Beni kovarak mı?”

—“O çok bunalımdaydı,” diye ısrar etti annem. “Bir erkeğin kendini değersiz hissettiğinde üzerindeki baskıyı sen anlayamazsın.”

İşte o an, içimde yıllardır tuttuğum bir şeyler koptu. Beni yıkan Burak’ın hakareti değildi. Annemin onu haklı çıkarmasıydı. Yararsız oğlunun rahatını, her şeyi sırtlanan kızına tercih etmesiydi.

—“O zaman eviyle baş başa kalsın,” dedim.

Burak’ın gülümsemesi büyüdü.

—“Nihayet anladın.”

Daha fazla tartışmadım. Salona yürüdüm, dizüstü bilgisayarımı, pasaportumu ve belgelerimin olduğu klasörü aldım. Anahtarları yemek masasının üzerine bıraktım. Annem bir adım attı, sanki bir şey söylemek istiyor gibiydi ama söylemedi.

Ben de ona yalvarmadım.

O gece bir otele gitmedim. Ankara’daki daireme de dönmedim. Doğruca havalimanına sürdüm. Altı aydır şirketim bana Madrid’de daha iyi maaşlı ve kadrolu bir pozisyon teklif ediyordu. Annemi yalnız bırakmamak için üç kez reddetmiştim.

O gece sabaha karşı teklifi kabul ettim.

İki hafta sonra Madrid’de, Lavapiés yakınlarında küçük bir daireye yerleşmiştim bile. Fotoğraf paylaşmadım. Haber vermedim. Türkiye hattımı kapattım ve sadece eski mesajların geldiği eski bir telefonu açık bıraktım.

Beni özlemelerinin ne kadar süreceğini görmek istiyordum.

Çok sürmedi.

Ayın birinde transfer gerçekleşmedi.

Ayın ikisinde telefonum bayram yerine dönmüştü.

ANNEM: Kızım, para yatmadı. Bankada bir sorun mu var?
ANNEM: Ev kredisinin son günü yarın.
ANNEM: Cevap ver lütfen. Burak, kesin inat ettiğin için yapmadığını söylüyor.

Sonra ondan mesaj geldi.

BURAK: Şu çocuksu tavırları bırak artık. Parayı gönder. Komik olma.

Elimde bir fincan sıcak kahveyle mutfağımda oturup okudum bunları. Yıllar sonra ilk kez suçluluk hissetmedim.

Sessizliği hissettim.

Alanı hissettim.

Özgürlüğü hissettim.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

1 / 2
Tema Tasarım |