DOLAR
Alış: 48.19
Satış: 48.39
EURO
Alış: 56.01
Satış: 56.24
GBP
Alış: 65.11
Satış: 65.59
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
4.09.2026
44 yaşımda hamile kaldım babam beni evden kovup üstüne bunu yaptı..
- Kırk dört yaşında hamile olduğumu öğrendiğim gün, sevincimden ağlayacağımı sanmıştım. Oysa birkaç saat sonra aynı gözyaşlarının hayatımda açılacak en büyük yaraların habercisi olacağını bilmiyordum. Elimdeki test sonucuna tekrar tekrar bakarken ellerim titriyordu. Yıllardır çocuk sahibi olamayacağımı düşünmüş, artık bu ihtimali hayatımın bir köşesine gömmüştüm. Ama o küçücük işaret, bana hayatın bazen insanın vazgeçtiği yerde yeniden başlayabileceğini gösteriyordu. Eşim Cem, haberi duyduğunda beni kollarının arasına alıp uzun süre hiçbir şey söylemeden ağladı. Sonra yüzümü iki eliyle tutup, “Bize bir mucize geldi,” dedi. Ben de başımı göğsüne yaslayıp gülümsedim. Fakat bu mutluluğu babama söylediğimizde yüzündeki ifade bir anda değişti. Önce yanlış duyduğunu sandım. Sonra kaşlarını çatıp bana uzun uzun baktı. “Sen kırk dört yaşındasın,” dedi. “Bu yaşta çocuk mu dünyaya getirilir?” Sesi öylesine sertti ki, içimdeki bütün heyecan bir anda sönmeye başladı. Annemi yıllar önce kaybetmiştik ve babamla aynı evde yaşıyordum. Onun için hâlâ kararlarını dinlemek zorunda olan küçük kızı olduğumu düşünüyordu. Ama ben artık kırk dört yaşında bir kadındım ve ilk kez kendi hayatım hakkında verdiğim bir kararın arkasında durmak istiyordum. “Baba, bu benim bebeğim,” dedim sakin kalmaya çalışarak. “Belki de hayatım boyunca beklediğim şey buydu.” Babam masaya sertçe vurdu. “Ben bu evde hamile bir kadın istemiyorum!” Cem ayağa kalktı ama kolundan tuttum. Kavga çıkmasını istemiyordum. Babamın öfkesinin geçeceğini düşündüm. Yanılmıştım. O gece odama girdi, dolabımdaki kıyafetleri yatağın üzerine fırlattı ve tek bir cümle söyledi: “Yarın sabah bu evden gideceksin.” O an ne diyeceğimi bilemedim. Kendi babam tarafından, hayatımın en savunmasız dönemlerinden birinde kapının önüne konuluyordum. Üstelik hamile olduğumu öğrendiğim daha yirmi dört saat bile olmamıştı. Cem beni sakinleştirmeye çalıştı ama onun da yapabileceği fazla bir şey yoktu. Küçük bir evde kirada yaşıyorduk ve birikimimiz bebeğin ihtiyaçları için bile sınırlıydı. Sabah olduğunda birkaç çantamla kapının önünde kaldım. Babam perdeyi bile aralamadı. Kapıyı çaldım. “Baba…” İçeriden sesi geldi….
- “Git.” Sadece bir kelimeydi. Ama hayatım boyunca unutmayacağım kadar ağırdı. Cem elimi tuttu ve beni götürdü. O gün küçük evimize dönerken pencereden dışarı baktım. Karnım henüz belli değildi ama içimde dünyanın en büyük sorumluluğunu taşıyordum. Korkuyordum. Çok korkuyordum. Fakat içimde garip bir güç de vardı. Aylar geçtikçe hamileliğim ilerledi. Maddi sıkıntılarımız vardı ama Cem elinden gelen her şeyi yapıyordu. Akşamları eve yorgun geldiğinde bile karnıma eğilip bebeğimizle konuşuyor, “Baban burada,” diyordu. Ben de onun saçlarını okşayıp gülümsüyordum. Bazen geceleri ağlıyordum ama Cem uyandığında gözyaşlarımı görmesin diye yüzümü duvara çeviriyordum. Çünkü babamın sözleri içimde bir yara bırakmıştı. Bir gün pazardan dönerken mahalledeki yaşlı komşumuz Sevim Hanım beni gördü. Elindeki poşetleri yere bırakıp sarıldı. “Senin yüzünde annenden bir parça görüyorum,” dedi. O cümleyle gözlerim doldu. “Annem olsaydı beni kapının önüne koymazdı.” Sevim Hanım başımı omzuna yasladı. “Belki de annen şu an senin içinde büyüyen çocuğu koruman için sana güç veriyordur.” O günden sonra kendime acımayı bıraktım. Bebeğimin odasını hazırlamaya başladık. İkinci el bir beşik bulduk. Küçük bir battaniye aldık. Cem duvara açık renkli bulutlar çizdi. Her şey mütevazıydı ama sevgiyle doluydu. Derken doğuma birkaç hafta kala babamdan haber geldi. Beni aramıyordu. Cem’i aramıştı. “Gelip konuşmak istiyorum,” demiş. Bunu duyduğumda içimde birbirine zıt binlerce duygu oluştu. Öfke, özlem, kırgınlık ve merak… Cem, “İstersen görüşme,” dedi. Ama ben gitmeye karar verdim. Babamı yıllardır tanıyordum. Sert görünürdü ama annemin ölümünden sonra içine kapanmıştı. Belki de korkusunu öfkeyle göstermişti. Belki yaptıklarından pişmandı. Kapısını çaldığımda uzun süre açmadı. Sonunda kapı aralandı. Karşımda yaşlanmış bir adam duruyordu. Beni görünce gözleri doldu. “İçeri gel.” Sessizce girdim. Salonda annemin eski koltuğu hâlâ duruyordu. Birkaç saniye sonra babam karşıma oturdu ve başını eğdi. “Ben sana çok büyük haksızlık ettim.” Hiçbir şey söylemedim. “Hamile olduğunu söylediğinde korktum,” dedi. “Seni kaybetmekten, torunumu kaybetmekten, yalnız kalmaktan korktum. Ama korkumu kabul etmek yerine seni suçladım.” Gözlerim doldu. Sonra cebinden küçük, örülmüş bir bebek yeleği çıkardı. “Bunu annen örmüştü. Sen doğduğunda giydirmiştik. Yıllardır saklıyorum.” Yeleği elime aldığımda parmaklarım titredi. Ama asıl şaşırtıcı olan bundan sonra söylediği cümleydi. “Bebeğin doğduğunda… eğer izin verirsen, onu ilk kez kucağıma almak istiyorum.” İçimdeki öfke hemen yok olmadı. Birkaç kelimeyle yılların kırgınlığı silinmezdi. Ama insan bazen affetmenin unutmak olmadığını öğreniyordu. “Baba,” dedim, “seni affetmeye çalışacağım. Ama artık beni korkutarak sevemezsin.” Başını salladı. “Biliyorum.” Birkaç hafta sonra kızımız dünyaya geldi. Adını annemin adı olan Nermin koyduk. Hastaneden çıktığımız gün babam kapının önünde bizi bekliyordu. Kucağına bebeğimizi verdiğimde ellerinin titrediğini gördüm. Küçücük yüzüne baktı, ardından bana döndü. “Sen haklıymışsın,” dedi. “Bu çocuk gerçekten bir mucize.” Gülümsedim. Ama ona hemen sarılmadım. Çünkü bazı yaraların iyileşmesi zaman ister. Aylar sonra babam artık evimize sık sık gelmeye başladı. Torununu parka götürüyor, ona masallar anlatıyordu. Bir gün Nermin onun parmağını tuttuğunda babamın gözlerinden yaşlar süzüldü. “Biliyor musun?” dedi bana. “Ben seni evden kovduğum gün aslında kendi hayatımdaki en güzel şeyi de kapının dışında bıraktım.” Yanına oturdum. “Önemli olan kapıyı yeniden açman.” Babam başını salladı. Ben kırk dört yaşında anne oldum. O yaşta yalnızca bir çocuk dünyaya getirmedim. Aynı zamanda kendimi de yeniden doğurdum. Ve zaman bana şunu öğretti: Bazen hayat, en büyük mutluluğu bize herkesin ‘artık çok geç’ dediği anda getirir. İnsanların korkuları bizim kaderimiz değildir. Bir kapı yüzümüze kapanabilir ama bu, hayatın bittiği anlamına gelmez. Bazen o kapının önünde başlayan yol, bizi hiç beklemediğimiz kadar güzel bir hayata götürür.
Benzer Galeriler
-
Kamera Kayıtlarının Ardındaki İhanet: Beş Yaşındaki Oğlumun Fısıltısıyla Değişen Hayatım
-
Kayınvalidemin Evinde Her Ay Bayılıyordum: Gömleğimdeki O Detayı Fark Edince Kurulan Korkunç Tuzağı Çözdüm…
-
3 Yıldır Sakladığım Sır.
-
“Ablana Bedava Bakıcı Ol Yoksa Kiranı Artırırız” Dediler: Ben de Kimsenin Beklemediği O Hamleyi Yaptım…
-
Düğün Masasındaki Mum: 9 Yaşındaki Kızımın İki Aileyi Sarsan Sözleri
-
Hastane Koridorundaki Gizli Kapı: 31 Yıllık Kocamın Benden Sakladığı Büyük Sır


