DOLAR
Alış: 48.35
Satış: 48.55
EURO
Alış: 56.26
Satış: 56.49
GBP
Alış: 65.40
Satış: 65.89
31 YILLIK EVLİLİĞİMİZDEN SONRA KOCAM BİRDEN GECELERİ YATAĞIMIZDAN SESSİZCE ÇIKMAYA BAŞLADI.
“Veteriner köpeğin boynundaki eski tasmanın içine sıkışmış metal bir plaka buldu.”
Pijama cebinden küçük, paslı bir madalyon çıkardı.
Ay ışığında üzerindeki kazımayı zor da olsa okuyabildim.
S.K.
Altında da tek kelime vardı:
Mavi.
Erdal’ın babasının adı Süleyman Karaca’ydı.
Yine de bunun yalnızca bir tesadüf olabileceğini düşündüm.
Erdal madalyonu avucuna aldı.
“Babam gençken Mavi adında bir köpeği olduğunu anlatırdı. Ben çocukken yüzlerce kez dinledim. Bir kamyon çarpmış. Babam onu günlerce aramış ama bulamamış.”
“Erdal, bu köpek babanın köpeği olamaz.”
“Biliyorum.”
Sesinde öyle bir kırgınlık vardı ki öfkem biraz olsun azaldı.
“Peki neden bana söylemedin?”
Erdal cevap vermedi.
“Ve neden ona ‘Baban seni seviyor’ diyorsun?”
İşte o anda yüzündeki ifade değişti.
Utandı.
Başını çevirdi.
“Çünkü kendimi aptal gibi hissediyorum.”
Yanına çömeldim.
“Ne demek bu?”
Erdal bir süre sessiz kaldı.
Sonra otuz bir yıldır bilmediğim bir gerçeği anlatmaya başladı.
Babası öldüğünde Erdal onunla son konuşmalarını kavga ederek geçirmişti.
Süleyman Bey, kalp rahatsızlığı ağırlaşmasına rağmen köydeki evini satmayı reddetmişti. Erdal ise onu bizim yanımıza taşınmaya ikna etmeye çalışmıştı.
Son görüşmelerinde sesini yükseltmiş.
“Bir gün burada tek başına ölüp gideceksin!” demiş.
Babası da telefonu kapatmış.
Ertesi sabah gerçekten ölmüş.
Erdal o günden beri bu cümleyi taşıyormuş.
“Bana hiç anlatmadın,” dedim.
“Anlatamadım.”
“Otuz bir yıldır evliyiz.”
“Bazı utançlar yıllandıkça anlatılması kolaylaşmıyor, Sevda. Tam tersine insanın boğazına daha çok düğümleniyor.”
Mavi battaniyenin altında kıpırdandı.
Erdal onu kucağına aldı.
“Veteriner bu yavruyu ilk gece eve götürmem gerektiğini söyledi. Barınak doluydu. Sana söyleyecektim ama sonra onu misafir odasına yatırdım. Gece ağlamaya başladı.”
Birden her şey yerli yerine oturdu.
Sallanan sandalye.
Kaybolan battaniye.
Geceleri aşağı inmesi.
“Sen üç haftadır bu köpeği evde saklıyorsun.”
Başını salladı.
“Neden?”
“Çünkü sen köpeklerden korkuyorsun.”
Doğruydu.
Çocukken üzerime saldıran büyük bir köpek yüzünden yıllardır köpeklerden uzak dururdum.
Erdal devam etti.
“İki gün sonra sahiplendirecektim. Sonra ameliyat gerekti. Sonra geceleri beni görünce sakinleşmeye başladı. Babamın anlattığı Mavi gibi aynı kulağı eğriydi. Aynı sarı lekeler…”
“Ve sen de ona baba oldun.”
Acı bir gülümsemeyle başını salladı.
“Galiba.”
Bahçedeki çukura baktım.
“Peki kulübe?”
“Yarın sana anlatıp izin isteyecektim. Ama yağmur başlayacakmış. Ayağı iyileşmeden toprağa basmasın diye zemini hazırlamak istedim.”
Uzun süre konuşmadım.
Sonra aklıma bir şey geldi.
“Battaniyeyi bağışladığını neden söyledin?”
Erdal yüzünü buruşturdu.
“Çünkü onu Mavi’nin altına serdiğimi söylesem her şeyi anlatmam gerekecekti.”
“Belki de anlatmalıydın.”
“Evet.”
Bu tek kelime, o gece söylediği en dürüst şeydi.
Mavi hafifçe inledi.
İstemeden elimi uzattım.
Köpek burnunu parmaklarıma değdirdi.
Elimi çekmedim.
Ertesi sabah Mavi’yi birlikte veterinere götürdük.
Bacağı iyi iyileşiyordu.
Veteriner, tasmanın çok eski olduğunu ama madalyonun köpeğe ait olmadığını söyledi. Muhtemelen yıllar önce başka bir hayvanın tasmasından sökülmüş, sonra bu tasmanın üzerine takılmıştı.
Yani ortada mucizevi bir bağ yoktu.
Bu yavru, Süleyman Bey’in kayıp köpeğinin soyundan geliyor da olabilirdi, hiçbir ilgisi de olmayabilirdi.
Ama artık bunun pek önemi yoktu.
Çünkü Mavi’nin asıl ortaya çıkardığı şey bir soy bağı değil, kocamın yıllardır içinde gömdüğü suçluluktu.
O gün eve dönerken Erdal arabayı mezarlığa çevirdi.
Babasının mezarına gittik.
Otuz bir yıldır ilk kez onun mezarı başında ağladığını gördüm.
“Baba,” dedi, “sana o gün söylediklerim için özür dilerim.”
Sonra sustu.
Ben de hiçbir şey söylemedim.
Bazı özürlerin cevabı gelmez.
Ama yine de söylenmeleri gerekir.
Mavi bizimle kaldı.
İlk haftalarda ona yaklaşırken hâlâ geriliyordum. Sonra bir sabah uyandığımda yatağın ayak ucunda kıvrılmış uyuduğunu gördüm.
Erdal yanımda yatıyordu.
Bu kez yatağın onun tarafı boş değildi.
Aylar sonra bahçedeki küçük kulübenin üzerine birlikte bir tabela astık.
Üzerinde yalnızca “Mavi” yazıyordu.
Ama Erdal tahtanın arkasına, kimsenin göremeyeceği bir yere başka bir cümle kazımıştı.
Bir gün tesadüfen fark ettim.
“Sevgi, söylemek için geç kalındığında bile insanın içinde yaşamaya devam eder.”
O gece yaşadığım korkuyu bugün hâlâ unutmadım.
Ama bazen insanın korkuyla açtığı bir kapının arkasında ihanet değil, yıllardır saklanan bir yara bulunuyor.
Erdal bana yalan söylemişti.
Bunu hiçbir zaman doğru bulmadım.
Ama onun sessizliğinin ardında başka bir kadın, başka bir aile ya da gizli bir hayat yoktu.
Sadece babasına yıllar önce söyleyemediği bir “seni seviyorum” vardı.
Ve belki de o küçük yaralı köpek, otuz bir yıllık evliliğimizde ilk kez Erdal’ın gerçekten sakladığı yere ulaşmamı sağlamıştı.
O günden sonra aramızda tek bir kural koyduk:
Ne kadar acı olursa olsun, birbirimizden hiçbir şeyi gömmeyecektik.
Çünkü bazı sırlar toprağın altında kalınca yok olmuyor.
Kök salıyor.
Ve insan onları yıllar sonra bile gecenin ikisinde, elinde bir kürekle yeniden kazmak zorunda kalabiliyor.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Diğer Galeriler
-
10 Yıl Hapse Mahkûm Edilen Masum Kadının İntikamı: Mahkeme Salonunda Başlayan Dev Hesaplaşma!
-
Küçük Kıza İftira Atıp Saçlarını Kazıyan Aileye Dev İntikam: Gizli Kamera Dehşeti!
-
Sevgililer Gününde Kocasının Nişan Partisini Basan Kadının Dev İntikamı
-
Ailesi 30 Milyonluk Borç İçin İş Yerini Satmasını İstedi, Reddedince Gece Basıp Her Şeyi Yıktılar: Oysa Bilmedikleri Büyük Bir Sır Vardı!
-
19 yaşında oldukça kilolu genç kız köyün ağasıyla evlendi ilk gecede
-
19 yaşındaki kızım nişanlanacağım adam hakkında söyledi şey beni dehşete düşürdü
