- Kanser tedavimin sona ermesinin üzerinden beş ay geçmişti. Aylar süren kemoterapi, ameliyatlar ve zorlu tedavi süreci bedenimde derin izler bırakmıştı. Gür saçlarım dökülmüş, göğsümde ameliyat izleri kalmış, aynaya baktığımda eskisi gibi hissetmeyen bir kadına dönüşmüştüm. Her ne kadar hastalığı yenmiş olsam da, özgüvenimi yeniden kazanmak çok daha zordu. Yirminci evlilik yıldönümümüz yaklaşırken eşim Cem için özel bir sürpriz hazırladım. Yıllar önce balayımızı geçirdiğimiz Uludağ’daki dağ oteline gizlice rezervasyon yaptırdım. Tek istediğim, uzun süredir yalnızca hasta olarak görülen biri değil, yeniden eşim tarafından sevilen kadın olduğumu hissedebilmekti. Cem’e sadece hafta sonunu boş bırakmasını söyledim. O ise kısa süreli bir tereddütten sonra kabul etti. Son zamanlarda dikkatimi çeken bazı davranışları vardı. Sürekli bol gömlekler giyiyor, kıyafetlerini artık banyoda değiştiriyor ve benim yanımda üstünü değiştirmekten kaçınıyordu. Ben ise tüm bunları kendi güvensizliklerim yüzünden önemsememiştim.
- Yola çıkmadan önce ona en çok korktuğum soruyu sordum. “Ben hâlâ güzel miyim?” Cem hiç düşünmeden güzel olduğumu söyledi. Ama sesindeki kısa duraksama beni derinden yaraladı. İçimdeki ses sürekli aynı şeyi fısıldıyordu: “Belki de hastalığım boyunca beni sadece vicdanı yüzünden terk etmedi.” Oteldeki odamıza girdiğimizde her şey balayımızdaki gibiydi. Ahşap kokusu, çam ağaçlarına bakan pencere ve ortadaki büyük çift kişilik yatak… Fakat Cem o yatağı görünce donup kaldı. Bir süre sessizce baktıktan sonra beklenmedik bir şey söyledi. “Ben başka bir oda tutacağım.” Başta şaka yaptığını düşündüm. Ancak yüzündeki ifade ciddiydi. Gece çok hareket ettiğini, beni rahatsız etmek istemediğini söyledi. Ama ben buna inanmadım. Aylar boyunca aynalarda gördüğüm yaralar, dökülen saçlarım ve değişen bedenim bir anda gözümün önünden geçti. “Artık bana dokunmak istemiyor…” O gece yemek boyunca ikimiz de asıl konudan kaçtık. Ben odama çıkıp sessizce ağladım. Evliliğimizin bittiğine neredeyse emindim. Gece yarısına doğru kapı çaldı. Cem gözleri kıpkırmızı halde kapıda duruyordu. İçeri girdi. Artık dayanamadım. “Gerçeği söyle.” “Artık bana bakmak istemiyorsun değil mi?” “Saçlarım yüzünden mi?” “Yoksa ameliyat izlerim mi seni korkutuyor?” Cem derin bir nefes aldı. Sonra sessizce gömleğinin düğmelerini çözmeye başladı. İlk düğme… İkinci düğme… Üçüncü düğme… Gömlek tamamen açıldığında gördüğüm manzara beni şaşkına çevirdi. Göğsü ve karnının etrafını saran koyu kırmızı izler vardı. İlk anda yaralandığını sandım. Endişeyle ona dokunmaya çalıştım. O ise valizinden siyah renkli bir korse çıkardı. Erkek korsesi… Şaşkınlıkla neden böyle bir şey kullandığını sordum. Cevabı beklediğimden çok farklıydı. Ben hastalıkla mücadele ederken Cem aylar boyunca kendini tamamen ihmal etmişti. Uyuyamamıştı. Spor yapmayı bırakmıştı. Bazen gün boyu hiçbir şey yememiş, bazen de stresini bastırmak için kontrolsüzce yemek yemişti. Sonunda yaklaşık otuz kilo almıştı. Bu yüzden sürekli bol gömlekler giyiyor, banyoda kıyafet değiştiriyor ve bedenini benden saklıyordu. Balayı oteline geleceğimizi öğrenince eski fotoğraflar aklına gelmişti. Yirmi yıl önceki fit halini hatırlıyor, bugünkü görüntüsünü bana göstermeye utanıyordu. Bu yüzden korse satın almıştı. Ancak o korseyle uyuması mümkün değildi. Gece boyunca nefes almakta zorlanıyordu. Bu nedenle ikinci bir oda kiralamıştı. Beni istemediği için değil… Beni kendinden soğutacağından korktuğu için… O an ikimizin de aynı korkuyla yaşadığını fark ettim. Ben onun beni artık güzel bulmadığını sanıyordum. O ise benim onu beğenmeyeceğimden korkuyordu. Aylar boyunca birbirimizi kaybetmekten korkarken aynı gerçeği birbirimizden saklamıştık. İkimiz de ağlamaya başladık. Sonra gülmeye… Yıllardır ilk kez birlikte bu kadar içten güldük. Cem pahalı erkek korsesine verdiği parayla dalga geçti. Ben ise yeni aldığım elbiseyi valizime gizlediğimi ve onu üzerimde çirkin bulacağından korktuğumu itiraf ettim. O gece ne saçlarım eski haline döndü… Ne de Cem aldığı kiloları bir anda verdi. Ameliyat izlerim hâlâ yerindeydi. Onun bedeni de değişmişti. Ama aslında düzelmesi gereken bedenlerimiz değildi. Eksik olan şey dürüstlüktü. Cem sonunda korsesini tamamen çıkardı. Ben de yıllardır sakladığım ameliyat izlerimi ilk kez utanmadan ona gösterdim. Sessizce birbirimize yaklaştık. Elini göğsümdeki yara izine koydu. Ben de onun karnına dokundum. İkimiz de ilk kez birbirimizin değişimini gerçekten kabul ettik. Sonra aynı anda söz verdik. “Artık hiçbir şey saklamayacağız.” O hafta sonu bize yirmi yıl önceki bedenlerimizi geri vermedi. Ama çok daha değerli bir şeyi geri verdi. Birbirimize duyduğumuz güveni… Kanser yalnızca beni değil, eşimi de sessizce değiştirmişti. Fakat sevgimizi değiştirememişti. O günden sonra korkularımızı saklamak yerine paylaşmayı öğrendik. Çünkü gerçek sevgi kusursuz bedenlerde değil; birlikte yaşanan zorluklara rağmen birbirini olduğu gibi kabul edebilmekte saklıydı. Sonuç Bu hikâye, uzun yıllar süren bir evlilikte sevginin dış görünüşten çok daha güçlü olduğunu hatırlatıyor. Hastalıklar, yaşlanma ve hayatın getirdiği değişimler insanları fiziksel olarak değiştirebilir; ancak dürüstlük, güven ve karşılıklı anlayış korunduğu sürece gerçek bağlar daha da güçlenir. Cem ve Melek, birbirlerinden sakladıkları korkularla yüzleşerek evliliklerini yeniden inşa ettiler. Çünkü bazen en büyük iyileşme, bedenin değil, kalbin yeniden birbirine açılmasıyla başlar.

