- On yıl önce kocasının ve ailesinin haksız bir iftirasıyla kapı dışarı edilen Yasemin, Bursa’daki Soydan ailesinin malikanesine geri döndüğünde artık o çaresiz genç kadın değildi. Eski kayınpederi Kemal Soydan’ın cenaze töreni için Bursa semalarında soğuk bir rüzgar eserken, siyah bir SUV mezarlığın girişinde durdu. Şık, lacivert TSK askeri üniforması içindeki Yasemin, on yıllık sessizliğin ve emeğin gururuyla araçtan indi. Omuzları dik, duruşu asildi. Ardından aracın kapıları açıldı. Birbiri ardına beş çocuk araçtan indi: Can, Mert, Efe, Defne ve Zeynep. Mezarlıktaki kalabalık arasında anında sert fısıltılar yükselmeye başladı. Beş çocuk, beş yüz… Ve herkesin on yıldır inatla reddettiği o büyük gerçeğin silinmez izleri. Çünkü çocukların her biri, tıpatıp Yasemin’in eski eşi Kaan Soydan’a benziyordu. Kaan, on yıl önce uydurulan haince bir yalan yüzünden Yasemin’e kendisini savunması için sadece ten dakika süre verip boşanma dilekçesini imzalatan adamdı. Yasemin buraya para veya nafaka istemeye gelmemişti. Sadece, o ailede kendisine insan gibi davranan tek kişi olan merhum Kemal Bey’e son görevini yapmak istemişti. Kemal Bey, boşanmadan sonra Yasemin’in görev yaptığı askeri birliğe tek bir mektup göndermiş, varlıklarından haberdar olmadığı torunlarına olan sevgisini dile getirmişti.
- Tam mezarlığa doğru ilerlerken, Kaan’ın yuva yıkan yeni nişanlısı Selin yollarını kesti. Yıllar önce Yasemin’in evliliğini bitirmek için her türlü entrikayı çeviren Selin, küçümseyici bir tebessümle baktı: “Demek ordu insanlara utanmayı öğretmiyor,” dedi yüksek sesle. Yasemin sakince Selin’in gözlerinin içine baktı: “Yolumdan çekil.” Selin geri adım atmadı: “Bu saçma gösterinin tesadüf olduğuna inanmamızı mı bekliyorsun?” O anda küçük Defne öne çıktı ve mezarlığa bakarak haykırdı: “O bizim dedemizdi!” Tüm mezarlık bir anda buz kesti. Kaan başını tabutun yanından kaldırıp kalabalığa döndü. Gözleri sırayla Can, Mert, Efe, Defne ve Zeynep’e takıldı. On yıl sonra ilk kez, inkar edilemez gerçek karşısındaydı. Kaan’ın yüzündeki şaşkınlık yerini derin bir sarsıntıya bıraktı. Panikleyen Selin, küçük Defne’nin kolunu tutmaya çalışınca Yasemin kadının bileğini havada yakaladı: “Kızıma sakın dokunma!” Yasemin elindeki kalın, mühürlü sarı zarfı Kaan’a doğru kaldırdı: “Bu, on yıl önce arkanda bıraktığın gerçek.” Kaan titreyen elleriyle zarfı alırken Selin yalvarmaya başladı. Zarfın üzerindeki resmi mühür söküldü ve Kaan ilk sayfayı okumaya başladı. Okuduğu ilk satırla birlikte yüzündeki renk tamamen çekildi…Kaan’ın elindeki resmi rapor, Adli Tıp Kurumu’ndan alınmış onaylı bir DNA testiydi. Beş çocuğun da öz babası Kaan Soydan’dı. Kaan, 15 yaşındaki oğlu Can’a baktı. “Bana tıpatıp benziyorsun…” dedi sesi titreyerek. Can ise soğukkanlılıkla, “Evet, ben Can. On beş yıldır sensiz büyüyen oğlun,” yanıtını verdi. Selin panik içinde, “Kaan, bunlar sahte! Bu kadın asker, belgeleri uydurmuştur!” diye bağırdı. Ancak Kaan zarfın ikinci ve üçüncü sayfalarını çevirdi. İkinci sayfada, on yıl önce Yasemin’in aldatmakla suçlandığı o uğursuz geceye ait otel kayıtları ve kamera dökümleri vardı. Üçüncü sayfada ise otel müdürünün noter onaylı yeminli ifadesi yer alıyordu. Kaan yüksek sesle okudu: “408 numaralı odayı Yasemin Hanım’ın kızlık soyadıyla nakit ödeyip tutan ve aldatma süsünü kurgulayan kişi Selin’dir.” Mezarlıktaki herkes derin bir sessizliğe gömüldü. On yıldır Yasemin’e hain gözüyle bakan akrabalar ve aile dostları, Selin’in ve Kaan’ın üzerine çöken büyük utancı izliyordu. Selin’in tüm yalanları, oyunları ve bir aileyi yok eden entrikaları o resmi belgelerin altında ezilmişti. Kaan, gözyaşları içinde Selin’e döndü: “Beni on yıl boyunca kendi öz çocuklarımdan ve masum karımdan mı kopardın?” Selin tek bir kelime bile edemeden, öfkeli bakışların arasında mezarlığı terk etmek zorunda kaldı. Kaan dizlerinin üzerine çökerek Yasemin’e ve çocuklarına baktı: “Yasemin… Ben ne yaptım? Lütfen beni affedin, bilmiyordum…” Yasemin, dimdik duruşunu bozmadan eski kocasına baktı. Sesinde ne bir nefret ne de bir intikam hırsı vardı; sadece özgürleşmiş bir kadının huzuru seziliyordu. “Senden beni affetmeni veya bana geri dönmeni istemiyorum Kaan,” dedi Yasemin net bir sesle. “Sen on yıl önce dinlemeden, anlamadan bizi çöpe attın. Ben çocuklarımı şerefimle, kendi emeğimle ve üniformamın gururuyla büyüttüm. Buraya senin paran ya da vicdanın için değil, sadece çocuklarımın dedelerine veda etmesi için geldim.” Yasemin beş çocuğunun ellerinden tuttu. Arkalarını dönüp şanlı üniformasının gölgesinde, başları dik bir şekilde arabalarına doğru yürüdüler. Kaan ise mezarlıkta, vicdan azabıyla baş başa, geçmişin yıkıntıları arasında tek başına kaldı. Gerçek nihayet ortaya çıkmıştı; ancak kaybedilen on yıl ve beş evladın sevgisi bir daha asla geri gelmeyecekti.

