DOLAR
Alış: 45.52
Satış: 45.70
EURO
Alış: 52.82
Satış: 53.03
GBP
Alış: 61.00
Satış: 61.46
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
21.05.2026
1.100 liraya aldığı ikinci el çamaşır makinesinden pırlanta yüzük çıktı. Fakir baba yüzüğü sahibine geri verdi
- BÖLÜM 1 Sabah saat 6’da polis araçları sokağın girişinde durunca, Esenyurt’taki herkes aynı şeyi düşündü: “Murat Yılmaz kesin bir şeye bulaştı.” Zaten o dar sokakta kimse kimseye yabancı değildi. İnsanlar birbirinin mutfağından gelen yemek kokusunu bile tanırdı. Hangi evde kavga çıkmış, kim kirayı geciktirmiş, kimin çocuğu okuldan kaçmış… her şey konuşulurdu. Ama o sabah farklıydı. Polis araçlarının kırmızı-mavi ışıkları apartman duvarlarına vuruyor, perdelerin arkasında fısıltılar dolaşıyordu. Murat’ın üç çocuğu ise içeride korkuyla birbirine sarılmış ağlıyordu. — Ben demiştim… Bu kadar sessiz insanlar hep şüphelidir. Bu söz karşı binanın balkonundan gelmişti. Murat duydu. Ama cevap verecek hâli yoktu. 32 yaşındaydı. Üç çocuk babasıydı ve eşi Elif’i iki yıl önce kaybetmişti. Ağır bir enfeksiyon sonrası gelişen komplikasyonlar yüzünden genç kadın hayatını kaybetmiş, Murat’ın dünyası o gün tamamen değişmişti. O zamandan beri Murat’ın hayatı sadece çalışmaktan ibaretti. Sabahları Bayrampaşa Hali’nde kamyonlardan sebze kasaları indiriyor, öğleden sonra küçük bir depoda paketleme işi yapıyor, geceleri ise bazen motosikletiyle yemek siparişi dağıtıyordu. Ama ay sonu geldiğinde kira, çocukların okul masrafları, mutfak giderleri ve küçük kızı Zeynep’in ilaçları yine karşısına dikiliyordu. Evlerinde eski bir yarı otomatik çamaşır makinesi vardı. Elif onu evlendikten kısa süre sonra büyük bir gururla satın almıştı. Makine yıllardır evin sessiz bir parçası gibiydi. Ta ki geçen pazartesi aniden bozulana kadar. Önce içinden duman çıktı. Sonra sert bir ses geldi. Ve makine tamamen sustu. O gece Murat çamaşırları büyük bir leğende yıkadı. Büyük oğlu Emir okul formasını sessizce kendi ovalamaya başladı. Ortanca çocuk Kerem köpüklerle oynamak istedi ama babasının yüzündeki yorgunluğu görünce sustu. Beş yaşındaki Zeynep ise usulca sordu: — Baba… Annem olsaydı makineyi tamir eder miydi? Murat gülümsemeye çalıştı. Ama boğazındaki düğüm izin vermedi. İki gün sonra ikinci el eşya satan küçük bir dükkânda 1.100 liraya kullanılmış bir çamaşır makinesi buldu. Makinenin beyaz rengi sararmıştı. Kapağı hafif yamuktu. Kenarları çizik içindeydi. Ama dükkân sahibi fişe takınca motor hâlâ çalışıyordu. — Garanti yok abi. Nasıl alırsan öyle kullanırsın. Murat pazarlık bile yapmadı. Çünkü pazarlık edecek gücü de kalmamıştı. Bir nakliyeciye 200 lira verip makineyi eve taşıttı. Aynı akşam çocuklar makineye sanki eve yeni bir bayram gelmiş gibi baktılar. İlk çalıştırmadan önce Murat kötü kokusu çıksın diye makineyi boş şekilde çalıştırmak istedi. Makine dönmeye başladı. Suyun sesi duyuluyordu. Derken içeriden sert bir metal sesi geldi. Tak… Tak… Tak… Murat hemen düğmeye bastı. İçeride bozuk para ya da vida kaldığını düşündü. Elini tamburun içine uzattı. Su buz gibiydi. Dipteki sabun kalıntılarının arasında parmakları sert, yuvarlak bir şeye değdi. Çıkardığında nefesi kesildi. Bu altın bir yüzüktü. Üzerinde pırlanta bir taş vardı. Kir ve deterjan lekelerine rağmen ışığın altında hâlâ parlıyordu. Emir şaşkınlıkla yaklaştı. — Baba… Bu gerçek mi? Murat yüzüğü atletinin kenarıyla sildi. İç kısmında küçücük harflerle şunlar yazıyordu: “S & C, sonsuza kadar” Elleri titremeye başladı. Bir anda gözünün önünden her şey geçti. İki aylık kira borcu… Emir’in yırtılmış okul ayakkabıları… Kerem’in eksik kitapları… Zeynep’in öksürük şurubu… Bir kuyumcu dükkânı… Bir rehin makbuzu… Birkaç aylık rahat bir nefes… Murat uzun süre sessiz kaldı. Çok uzun süre. Sonra küçük Zeynep usulca sordu: — Baba… Bu bir evlilik yüzüğü mü? O masum soru Murat’ın içindeki bütün kötü düşünceleri bir anda yok etti. Aklına Elif geldi. Ölene kadar parmağından çıkarmadığı ince gümüş yüzüğü… Aynı gece Murat ikinci el eşya dükkânını aradı. Adam önce geçiştirmeye çalıştı. Sonra makinenin Beşiktaş’taki eski bir konaktan geldiğini söyledi. Murat ertesi gün iş çıkışı çocukları güvendiği komşu teyzeye bırakıp verilen adrese gitti. Büyük demir kapılı eski bir evdi. Ama içeride garip bir sessizlik vardı. Kapıyı yaşlı bir kadın açtı. Bembeyaz saçlarını topuz yapmıştı. Yüzündeki yorgunluk yılların yalnızlığını taşıyordu. Murat yüzüğü uzattı. — Teyzeciğim… Sanırım bu size ait. Çamaşır makinesinin içinde buldum. Kadın önce ne dediğini anlamadı. Ama yüzüğü görünce dudakları titremeye başladı. — Allah’ım… Bunu bana rahmetli eşim Cemal vermişti… Kadının adı Şadiye Hanım’dı. Yüzüğü avucuna aldı ve ağlamaya başladı. Eşi Cemal Bey dört yıl önce hayatını kaybetmişti. Bu yüzük evlilik yıldönümlerinin simgesiydi. Aylar önce kaybolmuştu ve Şadiye Hanım onu temizlik sırasında düşürdüğünü sanmıştı. Oğlu ise eski çamaşır makinesini annesine haber vermeden bağışlamıştı. — Evladım… Bu sadece bir yüzük değildi… Bu benim kırk yıllık hayatımdı. Murat başını eğdi. Şadiye Hanım onun alnına dokunup dua etti. Nerede yaşadığını sordu. Murat da çekinerek adresini verdi. O gece eve dönerken ilk kez içi hafiflemişti. Sanki Elif bir yerlerden ona gülümsüyordu. Ama ertesi sabah, sokağın başında duran 10 polis aracını görünce şunu anladı: İnsanlar bazen gerçeği görmek yerine, inandıkları hikâyeye inanmayı tercih ederdi. BÖLÜM 2 Murat kapıyı açtığında dizlerinin bağı çözüldü. Karşısında bir komiser duruyordu. Arkasında polisler vardı. Sokağın yarısı da apartmanın önünde toplanmıştı. — Siz Murat Yılmaz mısınız? — Evet… ama ben hiçbir şey çalmadım. Yüzüğü geri verdim. Kendim götürdüm. Komiser Murat’a dikkatlice baktı. — Ne yaptığınızı biliyoruz. Bu sözleri duyunca Murat’ın yüzü bembeyaz kesildi. Emir hemen içeride küçük Zeynep’e sarıldı. Kerem ağlayarak bağırdı: — Babamı götürmeyin! Tam o sırada siyah bir cip sokağa girdi. Araçtan uzun boylu, şık giyimli bir adam indi. Yanında da Şadiye Hanım vardı. Kadının parmağında aynı yüzük yeniden parlıyordu. Adam ellerini birleştirip sakin bir sesle konuştu: — Ben Cem Şadiyeoğlu’nun oğlu Selim’im. Murat hiçbir şey anlamıyordu. Selim’in sesi titredi. — Dün gece annem, babam öldüğünden beri ilk kez huzur içinde yemek yedi. Siz sadece bir yüzük geri vermediniz… ona kırk yıllık hatırasını geri verdiniz. Komiser hemen açıklama yaptı. Şadiye Hanım’ın kayıp yüzüğü yıllar önce sigortaya ve polise bildirilmişti. Sistem eski dosyayı yeniden aktif hâle getirince ekipler otomatik olarak yönlendirilmişti. Selim de olay yanlış anlaşılmasın diye bizzat gelmişti. Sonra Selim cebinden büyük bir zarf çıkardı. İçinde bir çek vardı. Murat rakamı görünce elleri titremeye başladı. Bununla da kalmadı. Selim, kendi lojistik şirketinde Murat’a kadrolu iş teklif etti.
- Sigorta… Düzenli maaş… Sabit çalışma saatleri… Ve çocukların okul masrafları için destek… Murat’ın gözleri doldu. Tam o sırada polis telsizi aniden cızırdadı. — Amir bey, aynı dosyayla ilgili ikinci bir eşleşme daha çıktı. Aynı kazıma. Aynı çift. Komiserin yüzü bir anda değişti. — Murat Bey… dürüstçe söyleyin. Makinenin içinde sadece bir yüzük mü vardı? Murat’ın içinden buz gibi bir ürperti geçti. Bir anda o ilk sesi hatırladı. Sert metal sesinden sonra sanki hafif bir “çıt” daha duyulmuştu. Hiç düşünmeden çamaşır makinesine koştu. Alt filtresini açtı. Kirli su yere akmaya başladı. Elini içeri uzattı. Ve parmakları yeniden metal bir şeye dokunduğu anda odadaki herkes nefesini tuttu. Murat elini yavaşça dışarı çıkardı. Avucunun içinde ikinci bir yüzük vardı. BÖLÜM 3 İkinci yüzük ilkinden daha ağırdı. Onun üzerinde de aynı zarif yazı vardı: “S & C, sonsuza kadar” Ama iç kısmında farklı bir tarih kazılıydı. Bu tarih çok daha yeniydi; sanki yıllar önce edilen bir söz yeniden tazelenmiş gibiydi. Şadiye Hanım yüzüğü görür görmez nefesini tuttu. Yüzü bir anda bembeyaz oldu. Selim yüzüğü eline alıp ışığa doğru kaldırdı. Önce şaşkın görünüyordu. Sonra yüzüne derin bir pişmanlık yerleşti. — Anne… Bu da ne? Şadiye Hanım yavaşça sandalyeye oturdu. Elleri titriyordu. — Bunu evliliğimizin 35. yılında yaptırmıştık… Babanın parmakları romatizmadan şişmişti. Eski yüzük onu sıkıyordu. “Yüzüğü çıkarırsam sen üzülürsün” derdi hep. Sonra bir gün beni Kapalıçarşı’daki eski kuyumcuya götürdü. Bana dedi ki: “Şadiye… Verdiğim söz eskimedi. Sadece parmağım değişti.” Odanın içine ağır bir sessizlik çöktü. Dışarıdaki komşuların fısıltıları bile kesilmişti. Şadiye Hanım anlatmaya devam etti. Yıllar önce Cemal Bey kanserle mücadele ederken gece gündüz onun çarşaflarını, havlularını, kıyafetlerini yıkıyordu. Hastalık onu iyice zayıflatmıştı. Bir gece hastaneden döndükten sonra çamaşırları aceleyle makineye attı. Muhtemelen ikinci yüzük de o karmaşa sırasında tamburun içine sıkışmıştı. Sonrası ise bulanık anılardan ibaretti. Hastane kokuları… İlaç kutuları… Sürekli gelen akrabalar… Yarım kalan dualar… Sonra ölüm… Mevlit… Ve sessizlik… Kimse yüzüğü gerçekten aramamıştı. Selim başını ellerinin arasına aldı. — Ve ben… o makineyi bağışladım. Şadiye Hanım ilk kez oğluna sert bir bakış attı. — Sen sadece bir makine vermedin Selim… Benim henüz vedalaşamadığım hayat parçalarını da evden çıkardın. Selim’in yüzünde derin bir kırgınlık belirdi. Ama bu kırgınlık doğru yere dokunmuştu. Başarılı bir iş adamıydı. Büyük depolar yönetiyor, onlarca kişiye emir veriyordu. Ama o anda sadece annesinin karşısında mahcup olmuş bir oğuldu. — Anne… Yeni eşyalar alırsam acın azalır sandım. Şadiye Hanım gözlerini kapattı. — Acı yeni bir makineyle geçmez oğlum… İnsan bazen sadece eski olanda ne kaldığını sorulsun ister. Murat bütün bunları kapının yanında sessizce dinliyordu. Aklına Elif’in eski kırmızı şalı geldi. Defalarca atmayı düşünmüştü. Ama hâlâ dolabın bir köşesinde duruyordu. Hiçbir maddi değeri yoktu. Yine de bazı geceler Murat’ın dağılan kalbini toparlayan tek şey o şal olmuştu. Komiser polislerine dönüp işaret verdi. Artık her şey açıktı. Ortada hırsızlık yoktu. Suç yoktu. Çete yoktu. Sadece yaşlı bir kadının anılarından çıkıp dürüst bir adamın elleriyle geri dönen iki yüzük vardı. Ama sokaktaki insanlar hâlâ olanları izliyordu. Yarım saat önce Murat’a hırsız gözüyle bakan aynı insanlar şimdi utanç içinde susuyordu. Kiminin elinde telefon vardı. Kimi başını eğmişti. Kimi ise sanki tesadüfen oradan geçiyormuş gibi davranıyordu. Komiser dışarı çıkıp yüksek sesle konuştu: — Burada suçlu yok! Bu adam iki değerli yüzüğü sahibine teslim etti. İnsanları suçlamayı ne kadar hızlı öğreniyorsanız, saygı göstermeyi de o kadar hızlı öğrenin! Sokak sessizliğe gömüldü. O ana kadar kapının arkasında duran Emir yavaşça dışarı çıktı. Babasına baktı. Sanki ilk kez yoksullukla küçüklüğün aynı şey olmadığını anlıyordu. İnsan fakir olabilir. Ama küçük insan, başkasının çaresizliğini görüp hemen kötü düşünendir. Kerem usulca sordu: — Baba… Yüzükleri saklasaydık yeni bir evimiz olur muydu? Murat oğlunun saçını okşadı. — Belki bir süre rahat yaşardık… Ama sonra her gün sizin gözlerinize bakarken utanırdım. Zeynep masumca sordu: — Peki Şadiye nine hep ağlar mıydı? Murat yavaşça başını salladı. — Evet kızım… Bazı şeyler paradan daha değerlidir. Şadiye Hanım ayağa kalktı. İki yüzüğü avucunda yan yana tuttu. Gözlerinden yaşlar akıyordu. Ama bu kez o gözyaşlarında sadece acı yoktu. Kavuşmanın ışığı da vardı. Çocukları yanına çağırdı. Zeynep önce çekindi, sonra yavaşça yaklaştı. Şadiye Hanım onun saçlarını okşadı. — Babanız bugün size hayattaki en büyük dersi verdi. Bunu hiçbir okul kitabında bulamazsınız. Selim tekrar zarfı Murat’a uzattı. Bu kez Murat ellerini geri çekti. — Ben bunu ödül için yapmadım. Selim gözlerinin içine baktı. — Biliyorum. Bu yüzden bu bir ödül değil. Bu, annemin hatıralarını koruyan bir adama duyduğum saygı. İş teklifi de acıma değil. Depolarımda çalışan çok insan var… Ama güvenebileceğim insan az. Murat sustu. Bir yanında gururu vardı. Diğer yanında çocuklarının ihtiyaçları… Okul taksitleri… Kira borcu… Zeynep’in ilaçları… Sonra duvardaki Elif fotoğrafına baktı. Sanki Elif ona sessizce şunu söylüyordu: “Dürüst olmak, yardımı reddetmek demek değildir.” Murat sonunda zarfı aldı. — Çok çalışırım… Kimseye yük olmam. Selim ilk kez hafifçe gülümsedi. — Ben de tam bunu umuyorum. O gün polis araçları sokaktan ayrılırken siren çalmadı. Sessizce uzaklaştılar. Sanki bir insanın onurunu koruyarak dönüyorlardı. Komşular da yavaş yavaş kapılarını kapattı. Ama bu kez bakışlarında eski sertlik yoktu. Bazılarında utanç vardı. Bazılarında pişmanlık… Sabah Murat hakkında ilk kötü konuşan komşu kadın, biraz sonra kapıya geldi. Elinde küçük bir çelik kâse vardı. — Abi… Çocuklar için irmik helvası yaptım… Murat kâseyi aldı. Ama gülümsemedi. Sadece sakin bir sesle şöyle dedi: — Abla… Bir dahaki sefere polis gelince önce ne olduğunu sorun. Kararı sonra verirsiniz. Kadının verecek cevabı kalmamıştı. Ertesi hafta Murat, Selim’in lojistik şirketinde işe başladı. Bu iş pazardaki günlük hamallığa benzemiyordu. Düzenli maaşı vardı. Sigortası vardı. Kimlik kartı vardı. Mesai saatleri belliydi. İlk gün üniformasını eline aldığında uzun süre sessizce baktı. Akşam eve döndüğünde Emir’e şöyle dedi: — Bu pazar sana yeni ayakkabı alacağız. Emir hiçbir şey söylemedi. Sadece babasına sarıldı. Birkaç gün sonra evin önüne yepyeni bir çamaşır makinesi bırakıldı. Kutunun üstünde gönderenin adı yazmıyordu. Teslimatçı sadece: — Ödemesi yapıldı abi. dedi. Murat bunun kimden geldiğini anlamıştı. Selim’i aradı. Ama Selim gülerek şöyle dedi: — Annem dedi ki… O eski makine görevini tamamladı. Şimdi sıra sizin evde. Yeni makine kurulurken Murat eski makineyi dışarı atmadı. Onu evin bir köşesine koydu. Hurdaçıya vermeden önce uzun süre baktı. Paslı… Sararmış… Kapağı yamuk… Ama artık sadece eski bir eşya değildi. Onun yoksulluğuna tanıklık etmişti. Onu sınamıştı. Ve çocuklarının gözünde yeniden saygı kazanmasını sağlamıştı. Aylar geçti. Şadiye Hanım ara sıra çocuklara ev yapımı poğaça ve kurabiye gönderiyordu. Zeynep ona artık “Yüzüklü Nine” diyordu. Emir, Selim’in sağladığı burs sayesinde iyi bir dershaneye yazıldı. Kerem ise okulda “dürüstlük” konulu derste babasının hikâyesini anlattı. Öğretmeni Murat’ı okula çağırıp herkesin önünde teşekkür etti. Murat o gün çok utanmıştı. Ama çocuklarının yüzündeki gururu görünce sahneye çıktı. Bir akşam Şadiye Hanım ona eski bir fotoğraf gönderdi. Fotoğrafta Şadiye Hanım ve Cemal Bey, Boğaz manzarasının önünde gülümsüyordu. Şadiye Hanım ipek bir eşarp takmıştı. Cemal Bey’in üzerinde beyaz gömlek vardı. Ve ellerindeki yüzükler ışıldıyordu. Fotoğrafın arkasında şu cümle yazıyordu: “Sen bize altını değil… sonsuzluğumuzu geri verdin.” Murat o cümleyi defalarca okudu. Sonra fotoğrafı Elif’in fotoğrafının yanına koydu. O gece çocuklar uyuduktan sonra balkonda uzun süre oturdu. Dışarıda hâlâ aynı sokak vardı. Aynı insanlar… Aynı binalar… Aynı hayat… Ama Murat’ın içinde bir şey değişmişti. Hayat hâlâ zordu. Para hâlâ kolay kazanılmıyordu. Mücadele bitmemişti. Ama artık çocuklarının elinde sadece yoksulluk hikâyesi yoktu. Onurlarını koruyan bir hikâyeleri vardı. Murat düşündü… Belki çocuklarına büyük miraslar bırakamayacaktı. Belki banka hesaplarında milyonlar olmayacaktı. Belki onlara dükkânlar, daireler ya da pahalı mücevherler bırakamayacaktı. Ama şunu bırakabilirdi: Dünya seni yanlış anlamaya hazır olsa bile, doğru olanı yapmaktan vazgeçme. Çünkü bazen dürüstlük önce kapına 10 polis aracı olarak gelir. Sonra aynı kapıdan saygıyı, ekmeği, işi, duayı ve yaşlı bir annenin kaybolmuş “sonsuza kadar”ını geri getirir.
Benzer Galeriler
-
1.100 liraya aldığı ikinci el çamaşır makinesinden pırlanta yüzük çıktı. Fakir baba yüzüğü sahibine geri verdi
-
Oğlunun cenazesinde yaşlı polis köpeği tabuta saldırınca herkes onu deli sandı,
-
Aile yemeğinde, oğul annesine karşı elini kaldırıp itiraz etti ve eşi alkışlayarak “Sonunda bu an da geldi,” dedi
-
Zengin iş insanının kızı duruşma salonuna girip üvey annesini işaret etti.
-
Üvey anne, eski askerî törende kızını alaycı sözlerle en arka sıraya oturtmuştu.
-
Düğünün ertesi sabahı, kayınvalide elinde bastonla gelini uyandırmaya geldi.


